PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’da gerçekleşen görüşmelerde dile getirdiklerini aktaran gazeteci Ruşen Çakır, Öcalan’ın “Davul boynumda ve her gelen vuruyor” ifadesini kullandığını belirtti. Çakır, güvenilir kaynaklardan edindiği bilgiler doğrultusunda, Öcalan’ın statüsünün netleşmesini talep ettiğini vurguladı. Ayrıca, Öcalan’ın İran’daki savaş durumuna dair uyarılarda bulunduğunu ve çözüm sürecinin önünde bekleyen zorlukları aktardığını, MHP lideri Devlet Bahçeli hakkında ise “Bahçeli inanılır gibi değil” şeklinde bir yorumda bulunduğunu yazdı.
Medyascope Genel Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, PKK lideri Abdullah Öcalan ile yapılan İmralı görüşmesinde sarf edilen sözleri kaleme aldı.
Çakır’ın yazısının içeriği şu şekildedir:
“Suriye’de Gazze kokusu aldım”
“Şeyh Maksut [Halep’te Kürtlerin yoğun yaşadığı bir mahalle] meselesini başlatan güçler, Türk-Kürt ilişkilerini önümüzdeki yüz yılda kanlı bir hale getireceklerdi. Qamışlo ve Kobani de bu durumdan etkilenmezdi. Kürtler direnirdi; kim kazanır, kim kaybeder belli değil ama kesinlikle Gazze kokusu aldım. Gazze’de Filistin ne kadar kazandıysa, Kürtler de o kadar kazanabilirdi. Hatta dünya Gazze’nin arkasında, oysa Kürtler yalnız kalacaktı ve Suriye’de Kürt diye bir şey kalmayacaktı. İstediğin kadar dağda ben varım de. Bu durum destan da olabilirdi fakat sonuç ne olurdu? Devrimci olan, sonuçları da hesaplamalıdır. Kazanımı hesaba katmayan bir devrimci toplumu savunamaz.”
“Sadece Suriye değil bu süreç berhava olurdu”
“Yeniden büyük bir savaş ve çatışmanın içine çekilmek istendi. Anlaşılan o ki, Halep’te bu masayı devirmek için bir plan yapılmıştı. Bu durum ciddi bir meseleydi. Mektup yazdım, Şahin [Mazlum Abdi] bu durumu ciddiye aldı. Elbette kötü bir çıkış oldu ama daha büyük bir savaşın içine girilmedi. Kandil de rahatsız olmuş, bence bu durumda rahatsız olunacak bir şey yok. Çünkü ilk kez kendi irademizle bir savaşa girmedik. Eğer son çatışmayı böyle yaşasaydık, sadece Suriye değil bu süreç de yok olurdu. Yüz yıla yayılan bir savaş yaşanırdı. Qamışlo, Haseke ve diğer kentlerde on binlerce kişi hayatını kaybederdi. Bu konuyu ben şimdi değil, ilk Özal ile başlatmıştım. O bizim gözümüzde şehittir. Ona söz verdim, onun anısına bu süreci sonuca ulaştıracağım. Kaya Toperi [Özal’ın özel kalem müdürü] ile görüşmemiz olacaktı, ama Özal o gün düştü.”
“Bu süreç bozulursa büyük yıkım olur”
“Eğer bu çözüm sonuca ulaşmazsa, mutlaka bir taraf sizi ezecek. Bizim silah ile işimiz yok. “Öcalan baskı altında, örgüt zayıf bir zeminde” diye başlatmadık bu süreci. Eğer bu süreç bozulursa büyük bir yıkım olur. 2012’de eğer bu süreç nihayete ermezse, 100 bin kişilik ordu çıkar karşınıza demiştim, süreç beni Rojava’da doğruladı. Şimdi de bu süreç boşa çıkarılırsa, İran ve Irak krizi sonucu 500 bin Kürt silah altına alınır. İran ve Irak’ın durumu ortada. Kürt güçlerinin hali bellidir. Bunu Türkiye’ye yönlendirirler ve onu yıkarlar. Bu tehdit değil, bir uyarı. Olası bir gelişmeden haberdar ediyorum. Sizin idealimiz dediğiniz çözüme imza atmak istiyorum. Bu işi halletmek gerekir. Binlerce can var.”
“Bahçeli inanılır gibi değil”
“Türkiye’de cesur olan Devlet Bahçeli’dir. DEM’lilere de beni hatırlatıyor ve “kurucu önderi esas alın” diyor. Evet, ikinci Sevr’e gidiliyor. Balkanlardaki durum gibi. Siyaset “terörist başı” ile görüşmem diyordu. Bahçeli en son cesurca “Ben giderim” dedi. İnanılır gibi değil. En büyük rakibim bunu söylüyor. Ancak muhalefet diye geçenler gelmedi. 60 milyon Kürt kitlesi var. İsrail av peşinde, etkili bir diplomasi peşinde. İran ve Irak’ı Kürt sopasıyla dövmek istiyorlar. Ortadoğu’da bazı güçlere karşı sopa olarak kullanıldı. “Vura vura İsrail’i yarattık, vura vura petrol elimizde” dediler. “Sen neden bu sopayı elimizden alıyorsun?” dediler. Artık bunu yetkililere anlatın diyorum. Bu çözümün öncülüğünü Türkiye yapsın diyorum.”
“Ruhen bu statü ile yaşayamam”
“Bir bina yapmışlar, binanın statüsü önemlidir. Ne hapishanedir ne de evdir… Ne kuştur ne devedir… Bu durumda bu binaya gitmem. Siyasi hukuki boyutu düşünmeden olmaz. Bir devlet böyle iş yapmaz. Hukuki boyut önemlidir. Ruhen bu statü ile yaşayamam. Coşkulu görünüyorum çünkü hayırlı iş yapıyorum. Ama “Öyle kal, gerisini biz yaparız” denemez. Siyasetin durumu budur. Olmayacak duaya âmin demem. En son özgür olması gereken ben olayım.”
“Selahattin ne yapabilir?”
“Ben adım atan, katkı yapan kişiyim. Ama “Öcalan ile olmaz” diyorlar. Engel benim gibi görünüyor. Bu durumda ya beni öldürmeli ya da benim kendimi öldürmem lazım. O zaman başkasını bulun, çözsün. Selahattin [Demirtaş] diyorlar. Selahattin ne yapabilir? Ben karamsar değilim. Ancak yüzde yüz garanti veremeyebilirim.”
“Davul boynumda ve her gelen vuruyor”
“Davulu boynuma asıp herkes istediği tokmağı vuramayacak. Varsa yetenekleri uygulayabilirler, yok eğer bana mal edilecekse, böyle olmaz. Şimdi göreve beni çağırdılar. 40 tane tokmak çıkmış, davula vur da vur. Bu sese nasıl dayanılır? Davul boynumda ve her gelen vuruyor. Davul sesi korkunç. Kakofoniden barış sesi duyulmuyor. Ses duyulmuyor. Bunu niye uzatıyoruz? Toplumun yüzde 80’i barış istiyor. Yönteme destek ise yüzde 20 olarak ifade ediliyor. Toplum “Bu yöntem yanlış” diyor. Yöntemden rahatsız olan toplumu işkenceye tabi tutmayalım. Yol yöntem önerebilirsiniz. Süre vs. meselesi de yanlıştır. An bu andır. Gün başarma günü, yeni karar günü ve mücadele günüdür.”
Çakır’ın yazısının tamamını okumak için tıklayın.

Yorumlar kapalı.