1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Kılıçdaroğlu’na Hakaret Krizi Büyüyor!

Kılıçdaroğlu’na Hakaret Krizi Büyüyor!

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Mine Kırkkanat’ın, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için kullandığı “Kripto kılıç artığı” ifadesi, oldukça sorunlu bir paylaşım olarak değerlendirildi. “Kılıç artığı” tanımı, Aleviler ve diğer azınlıklar için aşağılayıcı bir yafta niteliği taşıyor. “Kripto” ifadesi ise Kılıçdaroğlu’na yönelik hakaret içeren bir dil kullanmakta.

Kırıkkanat’a yönelik tepkilerin ardından, ne kendisi ne de Cumhuriyet gazetesi bu krizi etkili bir şekilde yönetmeyi başardı. Kırıkkanat, özür dilemek yerine “Kemal Kılıçdaroğlu’nun soyadına gönderme yaptığım ‘kılıç artığı’ söyleminin tarihteki katliamlarla ilgisini bilmiyordum” diyerek sadece Alevilerden özür diledi; bu durum ise yetersiz kaldı.

Cumhuriyet Yönetim Kurulu’nun yaptığı açıklamada yayın ilkelerine vurgu yapıldı, ancak Kırıkkanat’ın paylaşımına karşı net bir tutum sergilenmedi. Bu durum, Kırıkkanat’ın yazılarına ara vermek zorunda kalmasına neden oldu. Cumhuriyet’te yayımlanan başyazıda ise Kırıkkanat’ın adı geçmeden, “bireysel bir hatadan ötürü Cumhuriyet’in Alevilere dönük tarihsel içtenliğinin yok sayılmasının adil olmadığı” ifadesi yer aldı; ancak Kırıkkanat’ın Kılıçdaroğlu’na yönelik ifadeleri hakkında hiçbir şey söylenmedi.

Kırıkkanat, üç gün sonra Kılıçdaroğlu ile iletişime geçti ve “Kendisi hakkında yaptığım talihsiz paylaşım için içtenlikle özür diledim. Gösterdiği olgunluğa minnettarım” dedi. Böylece krizin son bulduğu ifade edildi.

Elbette Kırıkkanat, düşüncelerini hakaret içermeden ifade edebilmeliydi. Ancak, Kırıkkanat’ın sözleri, Mahmut Övür’ün “insan artığı” ve Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik’in “ahlaksız, hain, gazeteci müsveddesi” demesi için bir mazeret teşkil etmemektedir.

Bir yazara, ifadeleri nedeniyle ceza soruşturması açılması da kabul edilemez. Yanlışların karşılığı, soruşturma değil, doğru bilgilerin hatırlatılması olmalıdır. Ayrıca, yazılarına ara vermesi de bir tür cezalandırma olarak değerlendirilebilir.

İlker Başbuğ, “mülakat”ı yanlış biliyor

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “36 saat süren Çanakkale röportajı” başlıklı yazısında bazı hatalar dikkat çekti.

Başbuğ, yazısında “röportaj” kelimesini kullansa da, aslında “Anafartalar Komutanı Mustafa Kemal ile Mülakatı” konusuna değiniyordu. Gazeteci Ruşen Eşref’in, Mustafa Kemal ile 1918’de gerçekleştirdiği ve toplam 36 saat süren “mülakat” tarihi açıdan önemli bir yere sahiptir.

Ancak Başbuğ, “mülakat” kelimesinin “röportaj” anlamında kullanıldığını düşünmüş olmalı ki, yazısında iki terimi de yan yana kullanıyor; ayrıca “Ruşen Eşref (Ünaydın), bu mülakatı ile Türk edebiyatını hem röportaj türüyle tanıştırmış” ifadesinde bulunuyor.

Esasında eski dilde kullanılan “mülakat” kelimesinin günümüz Türkçesindeki karşılığı röportaj değil, söyleşidir. Röportaj ve söyleşi, iki ayrı gazetecilik yöntemi olarak kabul edilir. Söyleşi, soru-cevap şeklinde yapılırken, gazetecinin metindeki rolü daha sınırlıdır. Röportaj ise gazetecinin gözlem, araştırma ve izlenimlerini de içeren, edebi bir nitelik taşır.

Röportajın ustalarından Yaşar Kemal, “Dünyadaki en iyi röportaj yazarları da büyük romancılardır” derken, dilbilimci Emin Özdemir ise röportajı “bir doğruyu, bir gerçeği, araştırma, inceleme, gezip görme yoluyla ya da soruşturma yöntemiyle yansıtır” şeklinde tanımlamaktadır.

Bugün, “söyleşi” ile “röportaj”ı karıştıran sadece İlker Başbuğ değil; bu durum yaygın bir yanlışlık olarak öne çıkmaktadır. Söyleşiye röportaj denilerek, röportajın önemi sıradanlaştırılmaktadır. Her gazeteci röportaj yapamaz; bu, gazeteciliğin zirvesidir ve ustalık, yaratıcılık ve özgün bir üslup gerektirir.

Başbuğ’un sözünü ettiği Ruşen Eşref ile Falih Rıfkı geçmişte “mülakat” (söyleşi) türünün önemli isimlerindendi. Ancak röportaj ustaları arasında Orhan Kemal, Sait Faik, Fikret Otyam ve Yaşar Kemal gibi isimler bulunmaktadır. Sadece soru sormakla yanıt almak arasındaki farkı anlamak, onlara büyük bir haksızlık olacaktır.

“Değişik mikrofonlar görüyoruz, sevindik”

Ankara’daki madenci eylemleri devam ederken, Bağımsız Maden İş’in avukatı Mert Batur, 27 Nisan’da Kurtuluş Parkı’nda gazetecilere açıklamalarda bulundu. Dikkat çekici bir şekilde önünde beş mikrofon vardı; Halk TV, Sözcü TV, Now TV, ANKA ve TV 5.

Bir gün sonra sendikanın örgütlenme uzmanı Başaran Aksu, İçişleri Bakanlığı’ndaki görüşmeden sonra mikrofon sayısının aniden arttığını fark etti. Anadolu Ajansı’ndan Habertürk’e kadar birçok mikrofonu karşısında gören Aksu, “Burada değişik mikrofonlar görüyoruz, sevindik. Yoktular, işçilerin eylemini görmediler bugüne kadar. Bakanlık önünde görmeleri sevindirici…” şeklinde espri yaptı.

İşçiler, Eskişehir’den Ankara’ya yürürken, bakanlık önünde kaldırımda yatarken, polis müdahaleleriyle karşılaşırken, 17 gün boyunca onları görmeyen iktidar yanlısı medya, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin devreye girmesiyle birlikte işçilerin haklarını ödemeye ikna edilen Yıldızlar Holding patronunu haberleştirdi.

17 gün boyunca görmezden gelen iktidar medyası, eylemin sona ermesini haber yapmayı başardı. Ancak bu haberlerin arka planında yine bakanlara övgü çıkarmayı başlıca görev olarak gördükleri anlaşılıyor.

Ahmet Hakan,

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Kılıçdaroğlu’na Hakaret Krizi Büyüyor!
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.