Butlan kararının yarattığı sarsıntının devam etmesi olumlu bir durum olarak değerlendirilmektedir. Bu sarsıntının ne kadar sürerse o kadar iyi olduğu ifade ediliyor. Nihayetinde, burada bahsedilen durum, demokrasiye yönelik bir yargı müdahalesidir. Ayrıca, hukukçuların bu yargı kararının ciddi sorunlar barındırdığı konusunda fikir birliği içinde olduğu gözlemleniyor.
Sarsıntının devam etmesi, kararın kitleler, kamuoyu ve siyasi toplum tarafından benimsenmediğini ve içselleştirilmediğini gösteriyor. Bu durum, siyasal bilincin bir dışavurumu olarak değerlendirilmekte ve o bilincin belli bir düzeye ulaştığını göstermektedir.
Mevcut kararın başka bir tehlikeli boyutu daha mevcut: siyasetsizleştirme ya da klasik anlamda depolitizasyon. Direniş, toplumun siyasetten kopmadığını, yani apolitikleşmediğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, duyarsızlığın kazanmadığını da kanıtlar nitelikte. Ancak, depolitizasyon karmaşık bir olgudur ve farkında olmadan siyaset yaptığını düşünenleri de kapsar. Her depolitizasyon, siyasi toplumun felçleştirilmesi anlamına geldiğinden, bazıları siyaset yaparak mesafe katettiklerini düşünseler de aslında yerlerinde saydıklarını sonradan fark ederler. Böylece, geriye hiçbir sonuç doğurmayan boş bir eylem kalır.
CHP’ye yönelik mahkeme kararıyla ortaya çıkan durumun en büyük riski budur ve bu risk her iki tarafı da etkilemektedir. Detaylı olarak açıklamak gerekirse, butlan kararı fiili bir güce sahiptir. Benimsenmese de bir hukuk kararıdır. Ancak bu kararın bir de ‘öteki’ anlamı vardır: CHP, bu karar sonucunda büyük bir sarsıntıya uğrayacak ve belki de bölünecek, dolayısıyla ‘ana muhalefet partisi’ devre dışı kalacaktır. CHP’nin atıl kalmasıyla oluşan boşluk, tüm muhalefeti saracak ve sarsacaktır. Böylelikle, Türkiye’de siyaset, muhalefetsiz bir ortamda gelişecektir.
Bir siyasi düzlemde muhalefet yoksa, orada demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Belki bin kez yazdığım temel ilkeyi tekrar etmekte bir sakınca yok: İktidar her rejimde mevcuttur; muhalefet ise yalnızca demokrasinin erdemidir. Demokrasi, muhalefetin iktidardan daha önemli olduğu bir yönetim şeklidir. Çünkü muhalefet ile iktidar kısa sürede yer değiştirebilir; muhalefet partisi iktidar olabilir.
Şu anda, CHP’ye bir muhalefet partisi olarak hamle yapılmış durumda ve bu hamle, CHP’yi ciddi bir bölünmenin eşiğine getirmiştir. İtiraz edilebilir ve denilebilir ki, mahkeme yalnızca yanlış olan bir kararı iptal etti; yanlış bir duruma yargı müdahale etmeyecek miydi? Ancak bu mantığı kabul etmek mümkün değildir. Zira yargının kararı tartışılmakta, ayrıca siyasetin bizzat yargı tarafından korunan bir masumiyeti bulunmaktadır; yargı siyasetle mahkeme düzeyinde muhatap değildir, özel hukuk çerçevesinde onu ele alabilir.
Yargının siyasete bu şekilde müdahalesi, belirttiğim anlamı taşımaktadır. Zira hamle muhalefet partisine yapılmıştır. Yargının kendisine yöneltilen bir iddiayı geri çevirme hakkı yoktur, ama kararını ilgili ve meşru mevzuata göre vermek zorundadır. Yanlışla başlayan hiçbir adım doğru yere götürmez. Yargı siyasete müdahale etmişse ve yargının kararı muhalefet partisine yanlış bir şekilde yönelmişse, ortada siyasi alanı muhatap alan ciddi bir sorun olduğu açıktır ve bu sorun bir demokrasi meselesidir. Şu an siyasi teorinin ve demokrasi teorisinin sıfır noktasında bulunmuyoruz.
Şimdi CHP tarafına gelelim. Butlan kararı sonrası böyle bir durumun ortaya çıkacağı öngörülüyordu. Karar, akıllı insanları şaşırtmadan partiyi bölmüştür. CHP’nin Özgür Özel kanadı, parti içindeki iktidarın kendilerinde olduğunu savunuyor. Bu yöndeki mantıkları doğrudur, ancak normatif hukuk açısından bakıldığında, iddialarının bir dayanağı yoktur. Pozitif hukuk, itiraza açık olsa da kararını vermiştir ve sonrasında uygulama süreci başlamıştır. Nitekim Kılıçdaroğlu, bu pratikten faydalanarak adımlarını atmaktadır. Partinin boşaltılmasını sağladı ve diğer kararları aldı.
Özel kanadı şimdi bu normatif karara ve onun uygulayıcısı Kılıçdaroğlu ekibine karşı bir eylem içinde. Çünkü kararın meşruiyetini kamuoyunda tartışmaya açarak ilerlemeye çalışıyorlar. Bunun nedeni açıktır: Ortada bulunan hukuk denklemi, siyasi denklemi aşmaya yetmiyor. Burada basit bir çıkmazdan, aporia’dan bahsetmiyoruz; siyasal bir hukuki kararın geçerliliğini konuşuyoruz. O ‘geçerlilik’, hem siyasetin hem de hukukun temeli olan meşruiyet kavramıyla ilgilidir.
Siyasal planda meşruiyet birkaç yoldan sağlanır; bunların başında hukuk gelir. En güçlü ve sonul meşruiyet kaynağı budur. Bu nedenle Kılıçdaroğlu, mevcut kararı yanlış da olsa yasal bir dayanak olarak kullanmaktadır. Bununla birlikte, meşruiyetin iki dayanağı daha mevcuttur: kamu vicdanı ve siyasetin kendisi.
Siyasal kuramda, Hobbes’tan Hume’a ve Rawls’a kadar gelen hat boyunca ‘toplum vicdanı’ denebilecek bu kavram oldukça önemlidir. Hobbes, ‘yasa toplum vicdanıdır’ derken; Hume, toplum vicdanını uzlaşmanın en önemli aracı olarak görmüştür. Kamu vicdanına ve uzlaşmaya dayanmayan bir kamu yararının oluşamayacağı iddiasındadır. John Rawls’un sol düşünceyi yenileyen kuramı ise yurttaşların haklı olmayan yasaları nasıl kabul edemediğini sorgulamaktadır.
Hobbesçu veya Rousseaucu uzlaşmayla sivil itaatsizliğin nasıl uzlaşabileceğini araştıran bu Rawlscu noktaya ulaşmak, yasanın, toplumun ve siyasetin ‘modernleşmesiyle’ eş zamanlı bir gelişmedir. Daha açık bir ifadeyle, uzlaşma üzerine kurulu sistem, hangi koşullarda uzlaşmamaya dönüşebilir? Modern siyasal düşüncenin en yakıcı meselesi budur ve gerçek bir demokrasiyi oluşturan en hayati parametreyi tartışıyoruz. Uzlaşmak kadar, hatta ondan daha fazla, demokratik bir zeminde uzlaşmamak da haktır ve bu hak ancak siyasi bir platformda kitleselleşirse anlam kazanır.
Bu dönüşümün temeldeki kurucu unsuru meşruiyet kavramıdır. Meşruiyeti olmayan her karar, sakattır. Bu o kadar böyledir ki, yüksek mahkemeler kararlarını ‘Türk milleti’ adına verir. İşte o ‘millet adına’ ifadesi, kararın meşruiyetiyle ve kamu vicdanıyla ilgili bir unsurdur.
Şimdi, Özgür Özel ve çevresi bu uzlaşmama girişiminde bulunmaktadır. Mevcut şartlarda mahkeme kararına karşı ne yapılabileceğini ben bilemem, bu hukukçuların işidir, ancak Özel ve arkadaşlarının yasayı kamuoyunda, kamu vicdanında mahkûm ettirmek istediği kesindir. Böylelikle, CHP hakkındaki mevcut hüküm norm itibarıyla geçerli olsa da, meşruiyet bakımından geçersiz kılınmak istenmektedir. Bu durum, toplumu siyasallaştırma çabasını da beraberinde getirmektedir.


Yorumlar kapalı.