1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Yedi Gün(ah): Masal ve Gerçek Arasında Yolculuk

Yedi Gün(ah): Masal ve Gerçek Arasında Yolculuk

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Dr. Berna Hocaoğlu

Rukiye Ekenler, 2018 yılında yayımladığı “Bahar Mektupları” adlı romanının ardından, yeni eseri “Yedi Gün(ah)” ile okuyucularıyla tekrar buluştu. 2026 yılında Hemen Kitap tarafından yayımlanan bu eser, içerdiği her bir hikaye ile bir roman niteliği taşıyor. Kitap, Simurg’un kanatlarıyla açılırken, Hayat’la son buluyor. Masal, kitabın ana temasını oluşturuyor ve anlatıcının kendi masalı olarak başlıyor. Zamanla masal, daha geniş bir çerçeveye yayılıyor; yedi kadın, yedi farklı hikaye aracılığıyla masallarını paylaşıyor. Ekenler’in bu eserinde, her hikayede bütün hikayeleri kapsayan anahtar ifadeler mevcut. Ekenler’in anahtar ifadesi ise şöyle:

“Her birimiz bir masal kahramanı gibiydik, dış dünyadan oldukça uzak. Kendi yarattığımız bu masalsı evde doğmadım ama orada büyüdüm, geliştim, değiştim. Başka bir evim olmadı hiç, başka bir ailem de. Dut ağacı, ninem ve ağacın içinde yaşayan ak sakallı dedeyle beraber yaşadık uzun yıllar boyunca. Ve çoktan hakkın rahmetine kavuşmuş olan dedemin her gece ahşap merdivenlerden gelen ayak seslerinden dolayı, ‘Korkma’ demişti ninem, ‘gelir, bir kolaçan eder, gider.’”

Anlatıcının sesi, masal kahramanı gibi içten ve dingin bir tınıya sahiptir. Bu noktada insan, hayatının yalan olduğunu fark eder. Hikayenin mekanı, göz alıcı bir şekilde tasvir ediliyor; masalsı ev, dut ağacı, ahşap merdivenler ve yoksulluk günleri… Unutulmayan anıların masal mı yoksa gerçek mi olduğu sorusu, hikayenin derinliğini arttırıyor. Masalın büyüklüğü, bu yüzden anlam kazanıyor.

Ölüm, hikayenin sonu değil, yeni bir başlangıçtır. Dede ölmüştür ama ayak sesleri hâlâ yankılanmaktadır. Zira ölüm bedeni alır, ama izlerini bırakır. İnsan, bu izlerin toplamıdır. Nine ise masalın eşiğidir; yaşam ile yokluk arasında ince bir köprü kurar. Onun sesi, geçmişi günün içine taşırken, insanın neyle korunduğunu sorgulatır. Ne duvarlarla ne de kapılarla değil, aidiyetle korunur insan. Sevgiyle bir yere bağlanmak, bir başkasının hatırasında yer edinmekle var olur. Çünkü insan, ait olduğu yerde varlık gösterir; anlatıldığı sürece kaybolmaz.

İkinci hikaye Berfo’dadır: “Herkes eğleniyor, gerçi doktor grubuyla eğlenmek biraz zor ama olsun, ne fark eder ki… Genellikle aynı konular üzerinde konuşuruz; vakalar, acil gelen hastalar, ameliyat sonrası komplikasyonlar, arada küçük aşk dedikoduları… Gerçi beraber ameliyata girdiğim ve saygı duyduğum insanların aşk hikayelerini bilmek istemem. Ben bu durumlardan o kadar uzaktım ki cinsiyetim yoktu, hissim yoktu, kalbim kurumuş gibiydi. Yapmam gerekeni yapıyorum, hepsi bu…”

Bu hikayede ana tema yalnızlık olarak beliriyor. Masal, yine korunuyor; bu kez florasan ışıklı bir mekanda geçiyor ve bir yabancılaşma, tükenmişlik hissediliyor: “Cinsiyetim yok benim, hissim yok, kalbim kurumuş gibi.” Mesleki dezenformasyon, doktorların sıradan konuşmaları karşısında anlatıcının hissettiği iç boşluk, bu hikayenin gerilim noktasını oluşturuyor. İç monologlar dikkat çekiyor ve hepsi hayatın içinden geliyor. Tükenmişlik ağır basıyor; böylece metin, bir psikolojik okumayı gerektiriyor. Duygusal kopuş ve kimliğin çözülmesi temaları, anlatıcının yaşadığı duygusal anesteziyi simgeliyor.

Anlatıcının hekim olması da önemli bir detay. Sürekli ölüm ve acıyla temas, bilinç dışı bir savunma mekanizması oluşturuyor; duyarsızlaşma… Mesleki tükenmişlik, burada ana konudur. Anlatıcı romantik bir bakış açısına sahip değil; anlatı cinsel ya da gizemli değil, daha çok anatomik ve teknik bir durumu ortaya koyuyor. Aşk bile bu durumdan nasibini alıyor: “İnsan kalbi avucunun içine sığabiliyor” ifadesi, kalbi bir metafor olmaktan çıkarıp somut hale getiriyor. Anlatıcı, bu sahnelere yabancı; hatta bu sahnelerin başkasına ait olduğunu bile hissediyor.

Sonraki hikayeye geçiyoruz, “Adım İbrahim’e…” Uzun bir paragraf alalım:

“Bütün bir yaz, kış için hazırlıklar yaparmış annem, karıncalar gibi, gece en son o yatarmış, soğuk yatağına girdiğinde anlarmış babamın öldüğünü. Bazen ağlarmış ama kimseye duyurmadan, acı çekmesi yasakmış ya ondan. Bizim oralarda sadece erkekler acı çeker, kadınlar hem kendi acılarını hem de erkeklerin acılarını gizli gizli yaşatırlar bedenlerinde. İşte bu yüzden annem ağlarken görülmemiş hiç. Görülürse dedeme, neneme saygısızlık sayılırmış, “Amma da koca düşkünüymüş!” derlermiş hakkında…”

Bu hikaye, kitabın en güçlü anlatımı olarak öne çıkıyor; zengin katmanları ve derinliği ile dikkat çekiyor. Temel konu, suskunluk; ancak bu suskunluk zamanla, şimdiye ait değil gibi görünüyor. Burada yalnızca bir annenin yas tutamaması söz konusu değil, aynı zamanda kültürel olarak yasın yasaklanması da var. Yas, bastırılıyor, keder bile yetkisiz kalıyor. Anne, kocasını kaybediyor ama yas tutma hakkı yok; bu durum, meşruiyeti elinden alınmış bir yasaya dönüşüyor. Zor bir girdap; çünkü acı görünür olmadan, yas tutulmuyor; sosyal ortam, acıyı paylaşmıyor. Ağlamak ayıplanıyor, özlemek zayıflık sayılıyor. Yas donuyor, bedene yerleşiyor. “Bizim oralarda sadece erkekler acı çeker.” eleştirisi, Urfa’nın kültürel yapısına bir gönderme niteliğinde.

Okuyucu, bu satırları okurken acı çeker; çünkü burada erkek görünür acıdır, kadın ise sessiz bir kuyu, içine sızar. Kadın bastırır, böylece kimliği silinir. Sevgide ahlaki denetime tabidir: “Ama da koca düşkünüymüş…”

Hikaye, bastırılmış duyguların biçim değiştirdiğini gözler önüne seriyor. Duygusal mesafe, çocukta kaygı ve kimliğin belirsizliği ortaya çıkıyor. Urfa, sadece bir şehir değil, aynı zamanda bir imge; barınma, namus, arzu, özlem ve aşk, bireysel yas, lüks olarak tanımlanıyor. Bu kavramlar çocuklar için tehlikeli alanlar olarak değerlendiriliyor. Aile onuru, dedikodu ve utanç, kadınların ihtiyaçlarını anlatmalarını engelliyor. “Acı çekmesi yasakmış ya ondan” ifadesi, kesik bir damar gibi akıyor. Bir insanın acı çekmesi bile yasak; yani varoluşu bile yasaktır.

Yas, sevgidir; sevilene bağlı kalınır. Anne ağlamadıkça, eşine olan sevgisini inkâr etmeye zorlanır. Metin, bastırılmış yas ve kuşaklar arası travma temalarını işliyor; kadın kimliğinde silinme gibi çarpıcı konuları iplik

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Yedi Gün(ah): Masal ve Gerçek Arasında Yolculuk
+ -
Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.