Anayasa Mahkemesi, 27 Şubat 2026 tarihinde bireysel başvurulara yönelik 23 Eylül 2012 – 31 Aralık 2025 tarihleri arasındaki 13 yıllık istatistikleri kamuoyuyla paylaştı.
714,774 bireysel başvuru yapılırken, 2022 yılında bu rakamın yüzde 67 oranında arttığı görülüyor. 2025 yılı sonunda ise bireysel başvuru sayısında yüzde 111’lik bir artış yaşandı.
Hak ihlallerinde ısrarcı bir hukuk sistemine teslim olmuş durumda olan yargının hali, oldukça içler acısı.
Anayasa Mahkemesi, 623,088 bireysel başvuruyu sonuçlandırmışken, 91,686 başvuru halen beklemede. Bu durum, Anayasa Mahkemesi’nin gelen başvuruların yüzde 87’ini karşıladığını gösteriyor.
Yargıya duyulan güvenin zayıfladığı, hak aramanın anlamsızlaştığı bir hukuk düzeniyle karşı karşıyayız.
Anayasa Mahkemesi, “OHAL kapsamında yapılan başvurular hariç” ifadesiyle bazı istisnalara dikkat çekiyor. OHAL Komisyonu’nun kurulmasıyla birlikte “başvuru yollarının tüketilmemiş olduğu” gerekçesiyle kabul edilemez olarak sonuçlandırılan 72,134 dosya dışındaki 2017 yılı başvurularının karşılama oranı ise yüzde 90. Mahkeme, OHAL konusuna dair karar vermekten kaçınıyor. Bu durumda yasama organı tarafından “komisyon” kurulması yoluna gidiliyor. Böylece mesele, yürütmeye ait bir konu haline geliyor ve bu durum, binlerce dosyanın yeni bir çıkmaz yol olarak kanunlaşmasına yol açıyor.
Çok sayıda dosya, idari mekanizmaya devredilerek yeni sorunlarla karşılaşılmasına neden oluyor.
Yargı denetiminin ortadan kaldırılması amacıyla böyle bir yolun “kanuni” sayılması ve OHAL başvurularının sonuçsuz kalması için idari yargıya teslim edilmesi, yargının sesinin kısıldığı anlamına geliyor.
İnsanları yaşamlarından koparan işlemlerin hesabını soran bir yargı mevcut değil.
Ayrıca, “devlete sadakat” ve “bağlılık” gibi gerekçelerle hukukun çoğaltıldığı ve adaletin yok sayıldığı bir durum söz konusu.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmamasıyla yargıya erişimin engellendiği bir sistem kurulduğu görülüyor.
2025 yılında AİHM’e toplam 53,464 şikayet yapılmış; bunların 18,464’ü Türkiye kaynaklı hak ihlali iddialarını içeriyor.
Türkiye, AİHM’ye yapılan başvurularda yüzde 34,5 oranla birinci sırada yer alıyor.
Bu rakamlar, AİHM ile ilgili istatistiklerin yalnızca bir kısmını oluşturuyor.
Uygulanmayan Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları, istatistiklerde ön plana çıkıyor.
Okunup geçilen bu istatistikler, ne anlama geliyor?
İstatistik, verilerin değerlendirilmesi anlamına gelir. Soyutlama yapma imkanı sunar. Ekonomik modellerin oluşturulması için istatistiklerden faydalanılır. Geçmiş ve güncel sorunların çözümünde istatistik analizleri önemli bir rol oynar.
Toplumsal bilimler ve ekonomide, sistematik değişimleri rastgele değişimlerden ayırmada istatistikler oldukça işlevseldir.
Toplumsal ilişkileri matematiksel olarak ifade etme eğilimi olan istatistik, toplumsal yapıyı anlatma ve yönlendirme kapasitesine sahiptir.
Toplumsal yapı ve örgütlenmelerin tarihi ve kültürel boyutlarının matematiksel bir dil ile ifade edilmesi, istatistiklerin okunmasıyla mümkün hale gelir. Bu, geçmiş tarih ve kültürün anlamlandırılması açısından önemlidir.
Ülkemizde yargı istatistiklerinin adı dahi yok.
Geçmişten yararlanarak hak arama yollarını ve insan haklarını koruyan bir hukuk devleti oluşturmak yerine, geçmişten kopmuş bir topluma hangi düzenlemelerin uygun görüldüğü merak konusu.
Türk Yargı Etiği Bildirgesi’ne göre, hâkimler ve savcılar; insan onuruna saygı göstermeli, insan haklarını korumalı ve herkese eşit muamele etmelidir.
Yargıçlar, yargıya olan güveni zedeleyebilecek tutum ve davranışlardan her koşulda kaçınmalıdır.
İfade özgürlükleri, yargıya duyulan güveni sarsmayacak bir biçimde kullanılmalıdır.
Acaba, etik ilkelerin uygulanmasıyla ilgili istatistikler mevcut mu? Varsa, nerede bulunuyorlar?
Yoksa, hiç mi yok?
Yargının insan haklarını koruyan ilkelerinin toplumsal ve kültürel yaşamımıza yansıması, ister istatistiklerde ister toplumsal ilişkilerde cesaretle ve adaletle yer bulmalıdır.
Ekonomi ciddi bir sıkıntı içinde.
Yargı, ekonominin yerini kapmak ve yoksullukta birinci olmak için çaba sarf ediyor.
Ekonomi, istatistikleri zorlarken; yargının istatistikleri ise yaşamı etkiliyor.
Sefaleti ve yoksulluğu yaratan unsurlardan kurtulmak gereklidir.

