Sosyal medya, bireylerin ilgi alanlarını hızla tespit edip, bu konularda özellikle sponsorlu mesajları karşımıza çıkarmaktadır.
Yapay zekâ teknolojilerine olan ilgim, sosyal medya tarafından uzun süre önce fark edildiği için, ekranlarıma her gün yüzlerce mesaj düşüyor. Bu mesajlar profesyonel bir şekilde hazırlandığı için, çoğunun yanıltıcı veya abartılı olduğunu bilsem de, araştırma dosyalarıma kaydediyorum. Boş zamanlarımda ise bu haberlerin doğruluğunu mutlaka kontrol ediyorum.
Son günlerde, yargıdaki dijital dönüşüm ve yapay zekâ üzerine yaptığım araştırmalar sırasında, karşıma çıkan haberleri sorgulamadan kabul etsem hemen bir yazı kaleme alır ve şu başlıkları atarım:
“Mahkemelerde yapay zekâ karar veriyor…”, “Jüriler sanal gerçeklikte olay yerine giriyor…”, “Robot hâkimler davaları çözüyor…”
Adalet sisteminde yaşanan teknolojik dönüşüm gerçek bir olgu, ancak bunun yansıtıldığı biçim yanıltıcı olabilir.
Farklı ülkelerde yapay zekânın yargıda kullanımına dair bazı örnekleri paylaşmak istiyorum:
Kanıtın görselleşmesi: VR ve 3D rekonstrüksiyon
Adaletin en kritik aşaması, “gerçeğin tespiti” sürecidir. Geleneksel yöntemlerde jüriler ve hakimler, olayları iki boyutlu fotoğraflar veya tanık ifadeleri aracılığıyla hayal etmek zorundaydı. Ancak günümüzde ABD ve Japonya gibi ülkeler bu süreci köklü bir şekilde dönüştürmektedir.
ABD’de, Florida gibi eyaletlerde uygulamaya konulan sanal gerçeklik (VR) teknolojisi, jüri üyelerinin suç mahallinde sanal olarak “yürüyebilmesine” olanak tanımaktadır. Bu, sadece bir görselleştirme değil, aynı zamanda mesafelerin ve bakış açıların bizzat deneyimlenmesidir.
Japonya ise, LiDAR ve fotogrametri kullanarak milimetrik hassasiyette 3D suç mahalli modelleri oluşturuyor. Bu modeller, özellikle trafik kazalarında insan hatasını minimize eden matematiksel bir doğrulama aracı olarak işlev görmektedir.
Ancak bu teknolojilerin karar verme yetkisi yoktur; yalnızca görselleştirme yaparak hakimlerin ve jüri üyelerinin işlerini kolaylaştırmaktadır.
Yargı sürecinde yapay zekâ: Karar destek ve otonomi
Yapay zekânın (AI) yargıç kürsüsüne yaklaşması belki de en tartışmalı konulardan biridir. Burada iki farklı felsefe öne çıkmaktadır: Verimlilik ve Tutarlılık.
Çin, rutin davalarda karar taslakları hazırlayan AI yargıç asistanlarını sisteme entegre etmiştir. Yüz tanıma teknolojisi ile çalışan bu sistem, katılımcıları anında doğrular ve yargı sürecini hızlandırır.
Güney Kore ise, “cezada eşitsizlik” sorununu çözmek amacıyla geçmişteki binlerce vakayı analiz eden AI Karar Destek Sistemlerini kullanmaktadır. Bu sistemler, bir hakimin ruh halinden bağımsız olarak, benzer suçlara benzer cezalar verilmesini sağlayarak istatistiksel bir “hakkaniyet” temelini oluşturur.
Sınırların ve biyolojinin dijitalleşmesi: BAE ve Singapur
Teknoloji, adaletin önündeki fiziksel ve biyolojik engelleri de ortadan kaldırmaktadır.
Birleşik Arap Emirlikleri, fiziksel mesafeleri hologram teknolojisi ve gelişmiş video konferans sistemleri ile aşmaktadır. Bu, sınır ötesi davalarda tanıkların ve avukatların seyahat zorunluluğunu ortadan kaldırırken, 2D ekranların aksine “fiziksel varlık” hissini korumayı hedefler.
Singapur ise, adaleti biyolojik bir seviyeye taşıyarak ses analizi teknolojisini devreye almıştır. İfadeler sırasında ses frekansındaki mikro değişimleri ve stres belirtilerini takip eden bu sistemler, hakimlere inandırıcılık değerlendirmesinde ek veri sunmaktadır.
Dijital hukuk sisteminin yükselişi, “algoritmik önyargı” ve “yargı bağımsızlığı” gibi kritik soruları gündeme getirmektedir. Yapay zekânın geçmişteki hatalı kararları öğrenerek bu hataları geleceğe taşıma riski (statüko bias), dijital adaletin en büyük handikapıdır. Ayrıca, bir algoritmanın “şüphe” ve “vicdan” gibi insani kavramları nasıl modelleyeceği hala belirsizlik taşımaktadır.
Dijital hukuk sistemi, hataları minimize etme ve hızı artırma vaadiyle insanlık tarihindeki en büyük hukuk reformunu gerçekleştirmektedir. Ancak asıl sınav, bu teknolojilerin “hukukun üstünlüğü” ve “insan onuru” prensiplerini koruyup koruyamayacağı noktasında verilecektir.
Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin adalet sistemini dönüştürdüğü bir gerçek. Ancak bu dönüşüm henüz sınırlı, kontrollü ve insan merkezli bir şekilde ilerlemektedir. Fakat bu dönüşümün sosyal medya ve dijital platformlardaki sunumu genellikle abartılı ve yanıltıcı olabilmektedir.


Yorumlar kapalı.