1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Türkiye’de Siyasi Kriz: İktidarın Yeni Hamleleri

Türkiye’de Siyasi Kriz: İktidarın Yeni Hamleleri

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye, artık yalnızca bir siyasi krizle değil, aynı zamanda sandık, muhalefet ve halk iradesinin yok sayıldığı bir dönemin eşiğinde bulunuyor. Dün, seçimle belirlenemeyen belediyelere kayyum atanırken, bugün ana muhalefet partisi CHP’ye mahkeme aracılığıyla bir operasyon gerçekleştiriliyor.

CHP’ye yönelik alınan “mutlak butlan” kararı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkan olarak atanması ve ardından polis eşliğinde parti binasının fiilen ele geçirilmesi, Türkiye’nin siyasi tarihinde karanlık bir dönüm noktasıdır. Bu durum, yalnızca CHP’nin iç meselesi olmayıp, iktidarın koltuğunu korumak için devletin tüm imkanlarını siyasetin emrine sunduğu yeni bir rejimin resmini çizmektedir.

Bu resmin içinde yer alan en trajik unsurlardan biri ise, yıllarca “demokrasi”, “hukuk” ve “helalleşme” söylemleriyle siyaset yapan Kemal Kılıçdaroğlu’nun mevcut konumudur.

Devletin Gücüyle Parti Dizaynı

Bir siyasi partinin genel merkezine polisle müdahale edilmesi ve yönetime mahkeme kararlarıyla el konulması, demokratik ülkelerde karşılaşılabilecek bir manzara değildir.

Çünkü burada mesele hukuk değil, güçtür.

19 Mart’tan bu yana gelişen süreç, zaten bunu gözler önüne sermekteydi. Muhalefete yönelik operasyonlar, baskılar, soruşturmalar ve medya üzerindeki kuşatma, belediyelere yönelik tehditler… Tüm bu uygulamaların amacı nettir: İktidarın sandıkta kaybetme olasılığını ortadan kaldırmak.

Ekonomik durum ağırdır. Toplum yoksullaşmakta, gençler umudunu kaybetmekte ve iktidar artık toplumu ikna etmek yerine baskıyı artırarak ayakta kalma çabasına girmektedir.

Şimdi, buna bir halka daha eklendi: Muhalefeti içeriden parçalama girişimi.

Kılıçdaroğlu’nun Tercihi

Kemal Kılıçdaroğlu, artık sadece eski bir genel başkan değil, aynı zamanda kritik bir yol ayrımında yaptığı tercihle anılacaktır. Kendi partisine yönelik bu müdahalenin merkezinde yer almayı kabul etmek, siyasi yaşamının en ağır yüklerinden birine dönüşmüştür.

Belki çevresindeki isimler ona “partiyi kurtarıyorsunuz” demiştir. Belki de bunun “hukuki bir hak” olduğuna inandırılmıştır. Ancak siyasette yalnızca haklı olmak yeterli değildir; nerede durduğunuz da önem taşır.

Kılıçdaroğlu’nun şu anki durumu, milyonlarca muhalif seçmenin gözünde iktidarın açtığı kapıdan içeri girmek olarak algılanmaktadır. Toplumun büyük bir bölümü, bu süreci bir CHP kurultay tartışması olarak görmekten vazgeçmiştir. İnsanlar, bunu doğrudan sarayın muhalefeti dizayn etme girişimi olarak yorumlamaktadır. Kılıçdaroğlu’nun bu tabloda yer alması, yılların siyasi birikimini sorgular hale getirmektedir.

Çünkü siyasette bazen bir insanın söylediklerinden ziyade, kimin işine yaradığı belirleyici olur.

Özgür Özel’in Yürüyüşü

Bu süreçte dikkat çeken gelişmelerden biri, Özgür Özel’in tutumudur.

Parti binasını terk edip Meclis’e yürüyerek mücadele çağrısı yapması, klasik CHP refleksinin ötesinde bir siyasi duruş sergilemiştir. İlk kez geniş toplum kesimleri, CHP liderliğinde bir “direnç” hissi yaşamıştır.

Belki de ironik olan bu durumdur.

Uzun süre “emanetçi”, “geçici lider” ya da “zayıf profil” olarak eleştirilen Özgür Özel, bugün yaşanan baskılar karşısında siyasi kimliğini tam anlamıyla oluşturma fırsatını bulmuştur.

Çünkü liderlik, bazen sadece kürsüde değil, kriz anlarında belirginleşir.

Sokaktaki vatandaşın önemli bir kısmı, yaşananlara bakarak şu soruyu sormakta:

“Eğer seçimle yenemiyorsanız, neden devlet gücüyle müdahale ediyorsunuz?”

Bu soru, iktidarın en büyük sorunlarından biridir.

Vatandaşın Gözünde Meşruiyet Sorunu

Türkiye’de insanlar artık hukuki metinlere değil, yaşanan gerçeklere odaklanmaktadır.

Emeklilerin maaşları erirken, gençler işsiz kalmışken ve insanlar temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale gelmişken, iktidarın ana gündeminin muhalefeti parçalamak olması toplumda büyük bir öfke yaratmaktadır.

Çünkü vatandaş şunu görmekte:

İktidar, ekonomik sorunları çözememekte, hayat pahalılığını durduramamaktadır. Adalet duygusunu sağlayamamaktadır.

Buna rağmen iktidar, koltuğunu bırakmamak için her türlü yöntemi denemektedir.

Bu nedenle CHP’ye yönelik operasyon, yalnızca CHP tabanında değil, demokrasiye inanan geniş kesimlerde de ciddi bir kırılma yaratmıştır. Çünkü mesele artık bir parti meselesini aşmış, rejim meselesine dönüşmüştür.

Baskıyla kazanan olmaz

Tarih bize gösteriyor ki, baskıyla ayakta kalan iktidarlar bir süreliğine korku yaratabilirler. Ancak bu korku, kalıcı bir meşruiyet sağlamaz. Muhalefeti bölerek, mahkeme kararlarıyla siyaset dizayn ederek ve polis gücüyle parti yönetimlerini değiştirerek, belki zaman kazanabilirsiniz.

Ancak halkın vicdanında oluşan duvarı aşmanız mümkün değildir.

Günümüzde Türkiye’de insanlar artık sadece kimin iktidar olacağını değil, sandığın gerçekten bir anlam taşıyıp taşımayacağını tartışmaktadır.

İşte bu, en tehlikeli eşiktir.

Çünkü bir ülkede vatandaş, seçimle değişim umudunu kaybederse, siyasetin temelleri de çatırdamaya başlar.

Ve unutulmamalıdır ki:

Bazen bir parti binasını polisle ele geçirebilirsiniz… Ama toplumun hafızasını asla…

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Türkiye’de Siyasi Kriz: İktidarın Yeni Hamleleri
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.