Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Meclis’te kabul edilen ortak rapor hakkında “Dünya literatürüne geçecek nitelikte bir ‘Türkiye modeli'” yorumunu yaptı. Kurtulmuş, sürecin tamamlanmasının ardından 86 milyon yurttaşın, etnik kökeni ve mezhebi ne olursa olsun, yüksek demokratik standartlara sahip bir Türkiye’de özgür ve eşit bireyler olarak yaşayacağını belirtti.
Kurtulmuş, TBMM tören salonunda düzenlenen Büyükelçiler ile İftar programında konuşma yaptı.
Dünya çapında çok katmanlı büyük krizlerin yaşandığını ifade eden Kurtulmuş, “Dünya sisteminin hemen her alanında büyük altüst oluşlar ve devinimler meydana geliyor. Ekonomiden ticarete, uluslararası ilişkilerden toplumsal yapıya kadar birçok alanda ortaya çıkan değişimler, krizleri ve kaosları beraberinde getiriyor. Bu nedenle, dünyadaki en temel krizin doğru bir şekilde teşhis edilmesi, çözüm bulma yolunda en etkili yöntem olarak değerlendirilmektedir” dedi.
“Bir ülkenin devlet başkanının kendi yatak odasından alındığı bir dönemden geçiyoruz”
Kurtulmuş, “Dünyada kuralsızlığın kural hâline geldiği, gücün ve güçlünün sözünün hâkim olduğu yeni bir döneme adım atıyoruz. Bu bağlamda uluslararası sistemde ve ilişkilerde öğretilen birçok dersin anlamını yitirdiğini görüyoruz; 20. yüzyıldan bu yana kabul gören pek çok ilkenin geçerliliğini kaybettiği bir sürece giriyoruz. Ülkelerin egemenlik haklarının rahatlıkla ihlal edildiği, herhangi bir ülkenin devlet başkanının kendi yatak odasından alınıp başka bir ülkeye götürüldüğü bir dönemi maalesef izliyoruz” şeklinde konuştu.
Kurtulmuş, Filistin’de yaşanan olaylara da dikkat çekerek, “Sadece Gazze’de değil, Batı Şeria’da da Filistinlilerin mallarına el konulduğunu ve dünya sisteminin buna karşı kayıtsız kaldığını görüyoruz. Üstelik, dünyanın büyük ülkelerinden birinin İsrail’deki büyükelçisinin ‘Orta Doğu’daki tüm topraklarda İsrail’in hakkı vardır, bu Tanrı tarafından vadedilmiştir’ şeklindeki ifadeleri, yapılanları meşrulaştıran bir utanç kaynağı olarak karşımızda duruyor. Tüm bunlar, dünyada kural bazlı bir sistemin kalmadığını; Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan yapıların işlevsiz hale geldiğini gözler önüne seriyor. Sadece kurallar değil, kullandığımız terminoloji de anlamsızlaşıyor; kavramlar güçlülerin elinde birer araç haline geliyor” ifadelerini kullandı.
“Suriye ne tek bir etnik kökenin ne de tek bir mezhebin ülkesi olabilir”
Kurtulmuş, “Türkiye olarak dünyanın belki en problemli bölgelerinden birinde yaşadığımızın farkındayız” diyerek, “Suriye halkının direnişi ve mücadelesi sonucunda geçtiğimiz yıl, bildiğiniz gibi Suriye’de bir rejim değişikliği gerçekleşti. Bu değişiklikle birlikte halk, yeni Suriye’nin kurucusu ve ortağı oldu. Yeni Suriye yönetimi, kısa süre içinde uluslararası alanda tanınarak etkin bir aktör olma yolunda hızla ilerliyor. Türkiye olarak devrimin ertesi gününden itibaren Suriye’deki tüm taraflara üç temel prensibi anlatmaya çalışıyoruz. Birinci prensip, Suriye’de kapsayıcı bir rejimin kurulması; etnik ve mezhebi farklılıkların bir araya getirildiği yeni bir Suriye’nin inşa edilmesidir. Suriye, ne tek bir etnik kökenin ne de tek bir mezhebin ülkesi olabilir. Dini, mezhebi ve etnik farklılıklarıyla Suriye halkının tamamı bu ülkenin sahibidir” dedi.
86 milyon yurttaş, etnik kökeni ve mezhebi ne olursa olsun özgür ve eşit yurttaşlar olarak yaşayacak
Türkiye’de devam eden sürece dair Kurtulmuş, “Türkiye, bu meselenin tamamen ortadan kaldırılması ve bir daha bu ülkede silahların asla konuşmaması için demokratik bir adım attı. Terör örgütünün kendisini feshetmesi ve silahlarını teslim etmesiyle birlikte, Türkiye, kurmuş olduğu bir komisyon aracılığıyla TBMM’de -bir parti hariç- tüm partilerin katılımıyla bu sorunun çözümü için ortak bir çalışma gerçekleştirdi. Bu salonda 5 Ağustos’tan bu yana 21 kez toplantı yaptık. Farklı siyasi partiler, görüşleri A’dan Z’ye kadar farklı olmakla birlikte, ortak bir raporda ve yol haritasında anlaşarak çatışma çözümleri bakımından dünya literatürüne geçecek bir ‘Türkiye modeli’ ortaya koymuş oldular. En kısa sürede terör örgütünün tamamen tasfiyesi ve silahların bırakılmasıyla birlikte yapılacak yasal düzenlemeler, Türkiye’de 50 yıllık çatışmalı dönemin sona ermesini sağlayacaktır. Böylece terör ve şiddet sarmalı ortadan kalkacak; 86 milyon yurttaş, etnik kökeni ve mezhebi ne olursa olsun, yüksek demokratik standartlara sahip bir Türkiye’nin özgür ve eşit bireyleri olarak yaşamaya devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti, kazanmış olduğu bu ivmeyle çok daha güçlü bir ekonomik kalkınma sürecine girecektir. Temennimiz, sadece bölgemizde değil, dünyanın her yerinde barış ve esenliğin hâkim olmasıdır.”
