26 Şubat 2026 00:00
Güncelleme: 26 Şubat 2026 01:58
Dünya gündemini şekillendiren ekonomi, savaş, sanat, yapay zekâ ve ünlüler, sosyal medya aracılığıyla büyük bir etki alanı oluşturuyor. Bilgilerin yayılması ve etkisi, bu platformlarda hızla değişiyor. Gerçekler, kelime oyunlarıyla yeniden şekillendirilirken, bilgi kirliliği de artıyor.
Ortadoğu ve İran’daki sıcak savaş durumu, Mexico şehrindeki olaylarla bir nebze farklı bir yön alsa da devam ediyor. İran’daki olası bir kriz, Latin Amerika tarzı şehir çatışmalarının çok ötesinde ve uzun süreli bir sıkıntıyla birlikte geliyor. Yaklaşık 1.600 yıl önce söylenmiş olan “si vis pacem, para bellum” (barış istiyorsan, savaşa hazırlıklı ol) sözü, günümüz için hala geçerliliğini koruyor. Sanat ve sanatçıların ürettiği kaliteli eserlerle ruhumuzu besleyelim derken, sıkça politikayla yüz yüze geliyoruz. Çoğu sanatçı, yaptıkları açıklamalarla “ne kadar doğru bir tutum” sergilediklerini ifade ediyor. Ancak, bir film yapıp uluslararası ödül almak yeterli değil; neden bu başarıların üzerine siyasi ifadeler ekleniyor? Sanatın siyasetten ayrılması mümkün mü? Her şeyin bir siyasi boyutu olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Bu karmaşık durum, ülkemiz başta olmak üzere dünya genelinde bir pandemi haline gelmiş durumda. Mesleği politikacılık olanlara bile zaman zaman üzüntü duyuluyor. Ancak, sanatçılar “rol çalma” konusunda ustalaşırken, profesyonel politikacıların giderek sıradanlaşması karşısında siyaset sahnesini de etkilemeye başladılar.
Ürettiğiniz eserlerin gelecek 50 yıl boyunca kalıcı olup olmayacağı sorunu, bu noktada kritik öneme sahip. Sizin siyasi görüşünüz veya yaptığınız söylemler, izleyiciyi ilgilendirmiyor. Bunun yanı sıra, Wim Wenders gibi, zamanında tarihe damga vuran yönetmenler de benzer bir tutum sergiliyor. Örneğin, “Savaş Üstüne Savaş” adlı ödüllü filmde, Paul Thomas Anderson’ın geçmişte İsrail ordusunun taktiklerini övmesi dikkat çekiyor. Başroldeki Leonardo DiCaprio’nun ise Tel Aviv’de bir otel projesine ortak olduğu biliniyor. Bu durumda, bir filmin kalitesi, bu tür söylemlerle nasıl etkileniyor?
Dürüstlük, günümüzde nadir bulunan bir özellik haline gelmiş durumda. Ramazan ayıyla birlikte, iyi-kötü bir birlikteliğin umudu ortaya çıkarken, gerginlikler de artıyor. Müzik listelerinde yükselen ve dini bir eser seslendiren Celal Karatüre, bazı kesimler tarafından desteklenirken, diğerleri tarafından yuhalanıyor. Aslında bu tür eserler, birkaç yıl öncesinde eleştirilirken, şimdi farklı bir algı oluşmuş durumda. İlköğretim okullarında dahi bu tür ilahiler duyulmakta; çocuklar topluca bu eserleri seslendirmekte. Anadolu’ya özgü olan bu ilahilerin, diğer Arap ülkelerinde bulunmadığını da belirtmek gerekir.
Ramazan bahsi açıldığında, iki öneri sunmak istiyorum. İstanbul’un her yerinden görülen Çamlıca Kulesi, iftar saatinde hareketlenmiyor. Akşam ezanı ile birlikte kulede bir tür “mahyalama” yapılması hoş bir görüntü oluşturabilir. Diğer bir konu, devlet-hükümet toplantılarındaki tasarım. Ortadaki şekil, bir tür tabut görünümünde; bu durum, geçiciliği yansıtsa da, Ramazan nedeniyle üzerinde dini ifadelerle üzücü bir görüntü oluşturuyor.
Bir yandan Yeni Camii’nin hünkar kasrının tatlıcıya dönüştürülmesi; diğer yandan “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirgesindeki “laiklik” vurgusu; gazeteci Alican Uludağ’ın tutuklanması; aşiret militanlarının Yalova’da bebeklere zarar vermesi; bir Ağca’nın “devlet kahramanı” olarak sinemalarda yer alması; Masumiyet Müzesi’nin diziye dönüştürülmesi gibi birçok olay gündemde.
Tüm bu olumsuzlukların yanında, Malta Büyükelçimiz Fethi Etem Bey’in düzenlediği “Yurtta Sulh Cihanda Sulh; Bir Türk Diplomatın Lensinden Dünya” isimli sergi, Valetta’daki Malta Parlamentosu’nda açıldı. 1 Mart’a kadar açık kalacak olan sergi, Türk Dışişleri geleneğinin zenginliğini ve kapsayıcılığını gözler önüne seriyor.
