1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Silivri’de Siyasi Dava: Mücadele ve Yalnızlık

Silivri’de Siyasi Dava: Mücadele ve Yalnızlık

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Silivri

Ülkemizin ve dünyanın gündemi oldukça yoğun. Bir konuyu takip ederken diğerlerine yeterince dikkat edememek, birçok insan için kaçınılmaz bir durum. Gerçekleri okuyucuya ulaştırmayı sürdüren gazetecilerse azınlıkta; pek çok konu hâlâ ilgi bekliyor.

Türkiye’nin önemli meselelerinden biri, ana muhalefet partisi CHP’nin ablukaya alınmış durumda olması. Her gün yeni bir operasyon, yeni bir kayıpla mücadele eden CHP, zorlu bir süreçten geçiyor.

2017’de, adı HDP olan Kürt partisinin yaşadığı sorunların benzerleri, şimdi CHP’nin başına gelmekte. Tarihsel gerçeklikler ve Türkiye’nin ‘seçkin sınıfı’ politikacıları olmaları nedeniyle, devlete karşı direniş kültürleri bulunmasına karşın, bu durumdan etkilenmemiş gibi görünseler de, direnişlerinin başarılı olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Ancak, hem siyasete devam etmek hem de gündemde kalmak, yeni gündemler yaratmak ve adli sorunlarla mücadele etmek oldukça zor bir süreç olarak karşımıza çıkıyor.

Dünya Orta Doğu konusuna odaklanırken, savaş Türkiye’nin de gündeminde önemli bir yer edinmişken, CHP bu konudan uzak kalmış görünüyor; belki de bu koşullarda alternatif bir yaklaşım geliştirmek imkânsızdı. Tek şansları, mevcut konumlarını korumak olabilir.

Diğer yandan, Cumhurbaşkanı adayları Ekrem İmamoğlu ve ekibi, bir aydır Silivri’de her gün duruşmaya çıkıyor; burada da farklı bir gündem, gerçeklik ve siyaset yapma ihtiyacı hâlâ canlı.

İmamoğlu’nun diploma davasının ilk duruşmasından sonra bir daha Silivri’ye gitme fırsatım olmamıştı. En yakın fırsatta, çarşamba günü İBB duruşmasını izlemek için Silivri’ye gittim.

Ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı adayı olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yargılandığı duruşmaya katılımcı sayısının oldukça düşük olduğunu belirtmeliyim; resmi araçlar ve güvenlik güçlerinin oluşturduğu kalabalığı saymazsak, ortam oldukça tenhaydı. Gazeteciler, izleyiciler ve avukatlar için ayrılan alanın çoğu boş kalmıştı.

Bu durumun elbette çeşitli nedenleri var.

Öncelikle, yaratılan “kimseyi almıyorlar” algısı, Silivri’nin uzaklığı ve bunun getirdiği lojistik ve ekonomik zorluklar etkili. (Ancak bazı belediyeler araç temin ediyor.) Bağımsız gazetecilerin kendi bütçeleriyle Silivri’ye gitmeleri zorlaşıyor. Ayrıca, tutuklu sanıkların aileleri açısından her gün orada bulunmak da zor bir hale geliyor.

Bu nedenler birer sebep olmakla birlikte, o salonun ve çevresinin kalabalık olması, mücadele ruhunu hissetmek ve siyaset psikolojisi açısından son derece önemli.

Bir avuç insana sıkışmamış, gerekiyorsa kapılardan taşan bir kalabalık yaratmak siyasete dahil olmalı. Bu durum önemsenmeli ve sağlanmalı.

Tutuklu yakınlarının her gün o salona gelmeleri de, aylardır cezaevinde bulunan insanların direncinin sürmesi açısından kritik olmalı.

“Bunca dertle uğraşırken parti bunlarla nasıl ilgilenecek?” diye sorabilirsiniz; bu soru oldukça doğal. Ancak esas mesele, bu duruşmalara haftalık katılım sağlayarak sesli ve hareketli bir şekilde var olabilmek.

Her hafta bir milletvekili ya da grup başkanvekili tayin etmekle bunu sağlamak mümkün görünmüyor.

Duruşmayı izleyenlerde “bu insanlar burada yapayalnız kalmış” hissi yaratıyor. Bu durum, ne parti ne muhalefet ne de mücadele edenler için umut verici bir tablo oluşturuyor.

“Bunca destekle Ekrem İmamoğlu’nun durumu buysa, bizim halimiz ne olur?” diye düşünmeden edemiyor insan. Bu, birçok yılgınlık ve vazgeçişin başat duygusunu besliyor.

Duruşma salonunun kalabalık olduğu günler de oluyor; daha tanınmış isimlerin ifade verdiği günlerde veya Özgür Özel, Özgür Çelik gibi popüler isimlerin katıldığı günler büyük bir ilgi çekiyor. Ancak çarşamba günü bu isimlerin hiçbiri yoktu; Dilek İmamoğlu da yoktu, muhtemelen zorunlu bir gerekçesi nedeniyle.

Turkuaz kartı olmayan gazetecilerin salona alınmaması, basın odasında bir ekrandan duruşma izletilmesi gibi uygulamalar, oldukça rahatsız edici.

O insanlara bu yargılamalarla özgürlük gelmeyecek. Siyasi bir mücadele içinde olunduğu açıkken, adliye ve cezaevi yönetiminin getirdiği anormal uygulamaları kabullenmek ve direnişten vazgeçmek, uzlaşmayı yersiz buluyorum.

Salona giriş yaptığımda, bir karışıklık sonucu basın odası yerine avukatlar için ayrılmış ama boş olan bir alana alındım. Gazeteci olarak bir yanlışlık olduğunu anladım ama ses etmedim. Bu durumu fırsat bilerek yargılananları, izleyicileri ve güvenlik güçlerini gözlemledim. Ancak kısa bir süre sonra, bir jandarma meslektaşlarımın şikâyet ettiğini belirterek beni dışarı çıkardı.

Eskiden gazeteciler, bu tür fırsatları yakalayan meslektaşlarını jandarmaya ihbar etmezdi. Sonuçta yazı, haber ve bilgi kutsaldır. Buna dahil olan herkesin ses edilmemesi gerektiği düşünülürdü. Ancak gazetecilik de birçok şey gibi değişti!

Gözlemlediklerimi yazmak istiyorum; zira sonrasında bir odada sadece söz alanları izleyerek geçen bir süreç oldu. Orada konuşulanlar zaten haberleşiyor ve hepimiz okuyoruz; bu yüzden tekrar etmeye gerek yok.

Balyoz, Odatv, Ergenekon ve KCK duruşmalarını izleyen biri olarak, İBB davasının bu duruşmasını ‘terk edilmişlik’ hissiyle izledim.

İmamoğlu salona girip çıkarken “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganlarıyla karşılanıp uğurlandı; fakat bu, yalnızca birkaç belediye çalışanı ve aile tarafından gerçekleşti.

Murat Emir ve Bedri Baykam izleyiciler arasındaydılar. Murat Ongun’un eşi Gözdem Ongun ve Ruşen Çakır tutuksuz sanıklar arasında yer alıyordu.

Tutuklu sanıkların çoğu genç insanlardan oluşuyor ve her giriş çıkışlarında yakınları gözyaşlarıyla karşılıyor.

Alınan her sözde, yapılan her avukat savunmasında bu dava bir kez daha çöküyor. Tanınmamış bir kişi üzerine kurul

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Silivri’de Siyasi Dava: Mücadele ve Yalnızlık
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.