Denizcilik deneyimi olmamasına rağmen, Türkiye’nin ilk amatör dünya turunu gerçekleştiren ünlü seyyah Sadun Boro’dan etkilenerek yola çıkan Sakaryalı Cengiz Arslanoğlu, okyanusun derinliklerinde hayat mücadelesi verdi.
Bu olağanüstü macerayı Sözcü TV’deki Arena programında açıklayan Uğur Dündar, Arslanoğlu’nun Sakarya Karasu’dan 8,90 metrelik küçük teknesiyle yola çıktığını ve ilk olarak Atlas Okyanusu’na ulaştığını vurguladı.
Karayipler’e yaklaşırken aniden meydana gelen büyük bir fırtınada teknesinin direği kırıldı. Ancak Arslanoğlu, teknede bulunan bir sörf tahtasından oluşturduğu küçük yelkenle tam tamına 30 gün boyunca sürüklenerek Barbados Adası’na ulaşmayı başardı.
Barbados’tan sonra Panama Kanalı’nı geçerek Pasifik Okyanusu’na ulaşan Arslanoğlu, burada bir takımadada durarak teknesinin bakımını yaptı ve fırtına sezonunun geçmesini bekledi.
18-19 Mayıs tarihinde Bora Bora Adası’ndan yola çıkan Arslanoğlu, yine şiddetli bir fırtınaya yakalanarak SOS sinyali vermek zorunda kaldı. Tahiti Adası’ndan gelen sahil güvenlik helikopteri, kendisini kurtararak ip bağlayarak aldı.
YAŞADIKLARINI ANLATTI
Arena programına bağlanan Arslanoğlu, şu açıklamalarda bulundu:
“Bora Bora’dan çıktım; 3-4 gün sonra Cook Adaları’na yaklaşırken, yaklaşık 200 mil mesafe vardı. Hava oldukça kötüleşti; özellikle gece rüzgar 30, 35 hatta 40 knot’a kadar çıkıyordu. Dalgalar ise 2-3 metre yüksekliğindeydi.”
Üç yıl önce bu macerayı bırakmayı düşündüm ama büyük bir hayalim vardı: Karasu’ya geri dönmek. İnatla ilerledim; yamalayarak, ekleyerek ve telleri düzelterek yola devam ettim. Daha önce Pasifik’te bir gemiyle çarpıştım ve büyük hasar aldım. Bu fırtınada ise tekne su almaya başladı ve su pompası da bozuldu.
Geceydi ve “Sabah hallederim” derken birden tel koptu. Ön yelkeni kapatmaya çalıştım ama başarılı olamadım. Rüzgar, tekneyi sürüklüyordu. Telin kopmasıyla direk dipten oynamaya başladı. O anda motor da çalışmıyordu. Nihayetinde SOS verdim ve 2-3 saat içinde helikopter geldi.
Helikopterden biri sarktı, bana işaret etti ve suya atlamamı söyledi. Sadece pasaportumu ve iki cep telefonumu yanımda aldım.
Suda, dalgalar arasında atlarken tekneye bir ip bağladım. Ancak tekne hala yelken açık ve rüzgarda ilerliyordu. Tekne beni çekiyordu ve bir yandan da su yutuyordum. Neredeyse boğulmak üzereydim o sırada yukarı çekildim.
Kurtardıktan sonra su verdiler ve kendime geldim. Tahiti’ye giderken Moria Adası’ndan gelen başka bir katamaran yardım istedi. Oradan da iki kişiyi havadan aldıklarını izledim.
Tahiti’ye indikten sonra ambulans ve hastane işlemleri başladı. Üzerimde çıplak bir ayak, sırılsıklam bir kıyafet vardı. Yanımda sadece bir şort ve tişört vardı. İki telefonum ve pasaportum ıslanmıştı.
Polise gittim ama kimse ilgilenmedi; burada daha önce yaşadığım bir dostum vardı, Nero. Sağ olsun, bana yardım etti ve evinde misafir etti. Şu anda onun evindeyim ve otelde kalmayı planlıyorum; vize bekliyorum, bilet alıp Türkiye’ye döneceğim.
Tek hayalim, bu tekneyi Karasu’ya getirip müze yapmak. Tekne batmadı, ama üstü açık; yağmurda su alabilir ve batma riski var. Şu an başıboş okyanusta yüzen bir tekne var. Onu bulanlar için büyük bir ganimet olacaktır.
Deniz Ana bana çok şey verdi. Şu an onu Deniz Ana’ya bıraktım, başkalarına vereceğini umuyorum. Eğer yalnızca kırılan direği veya gövdesini bulabilsem, onu Türkiye’ye getirip Karasu’da müze haline getirmeyi düşünüyorum.


