Diyarbakır
DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, yaptığı açıklamada, “Sayın Öcalan, Ortadoğu’da yaşayan 40 milyon Kürt için iki seçenek sundu: Ya bulundukları coğrafyalardaki sistemlerde eşit temsil edilecek ve demokratik entegrasyon süreci yaşanacak, ya da kendi devletlerine sahip olacaklar. Üçüncü bir seçenek mevcut değil. Bu model Şam için de geçerlidir” ifadelerini kullandı. Temel, TBMM’deki komisyonun, Kürt sorununu tek başına çözemeyeceğini vurgulayarak, “Demokratikleşme sürecine yeni başlıyoruz. Bu mücadelenin ilk aşaması anayasal kazanımlardır” dedi.
DEM Parti Basın, Yayın ve Propaganda Komisyonu, Diyarbakır’da “Barış Gazeteciliği ve Gazeteciler Ne Diyor?” başlıklı bir etkinlik düzenledi. Bu buluşmaya, Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Üyesi Meral Danış Beştaş ve Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar katıldı. Altı saat süren toplantıda, çözüm sürecinin geldiği son aşama ve gelecek planları tartışıldı.
Toplantının ikinci bölümünde, davet edilen gazetecilerin önerileri, değerlendirmeleri ve eleştirileri alındı. Bilgilendirme odaklı geçen toplantının son bölümünde, Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel önemli açıklamalar yaptı.
“Kürtler’in de hakkı var”
Temel, bu süreçteki temel noktaları şöyle ifade etti:
“Sayın Öcalan’ın sunduğu denklem şu: ‘Ortadoğu’da 40 milyon Kürt, yaşadıkları coğrafyada ya eşit şekilde temsil edilecek ya da kendi devletlerine sahip olacaklar. Üçüncü bir seçenek yok. Devletler, kendi bünyelerindeki tekçi politikaları değiştirip demokratik bir kabul sağlamalıdır.”
“Bu model Şam için de geçerli. Oradaki yönetim, ne kadar Arap, Dürzi, Sünni ya da Alevi ise o kadar da Kürt olmalı ya da demokratik özerkliğin sınırları genişletilmelidir. Hiç kimse kendi başına var olamaz ve ilişki geliştirmek zorundadır. Bu bağlamda İsrail de dahil.”
DEM Parti, Diyarbakır’da “Barış Gazeteciliği ve Gazeteciler Ne Diyor?” başlıklı bir buluşma gerçekleştirdi
“Komisyon tek başına çözemez”
Temel, komisyonun Kürt sorununu tek başına çözemeyeceğini, bunun için gerekli hukuki düzenlemelerin sağlıklı bir şekilde tamamlanması gerektiğini belirtti:
“Ömer Öcalan’ın sürecin başında adada yaptığı görüşmede Sayın Öcalan, ‘Ben bu gidişatı şiddet ve savaş zemininden barış ve demokratik siyaset zeminine taşıyabilirim’ demişti. Şu an da bu gerçekleşmektedir. Dolayısıyla meclisteki komisyonun Kürt sorununu çözeceğini söylemek doğru değil. Kurulan komisyon, uzun vadeli mücadelenin başlangıcı niteliğindedir. Öncelikli hedef, devletin inkar, işgal ve soykırım politikalarından kurtulmasıdır. Bu, çok daha uzun bir mücadelenin başlangıcıdır.”
“Yeni bir dönem”
“Peki, bu süreç Kürt sorununa hiç mi etki etmeyecek? Elbette etki edecek. Zira PKK ve silah, Kürt sorununun varlığı nedeniyle ortaya çıkmış sorunlardır. Bu nedenle, ana dil, inkar siyaseti gibi konulara değinilecektir. Ancak bu mücadelenin yeni bir forma büründüğü gerçeği vurgulanmalıdır.”
“Bese Hozat çıktı ortaya, gazeteciler konuşmadı”
“Örneğin, Bese Hozat gibi bir vicdan ortaya çıkmışken, gazetecilerin bu konuyu ele alması gerekiyor. Türkiye’de bu cesareti gösterecek bir durum söz konusu değil. Ayrıca, Sayın Öcalan, Kürt siyasetindeki baş müzakereci olarak tanımlanmışken, hala komisyonda dinlenip dinlenemeyeceği tartışılıyor. Bir adım atılacaksa, bu onunla atılmalıdır.”
“Özde değişim olmalı”
“Devletin inkar siyasetinin değişmemesi durumunda demokratik entegrasyon mümkün değildir. Devlet, Kürt’ün varlığını yok sayarak ve onun haklarını tanımayarak bu süreci yürütemez. Özde bir değişim yaşanmadıkça, başka bir varlık kabul edilmeyecektir. Bu, ideolojik, toplumsal ve siyasal anlamda uzun soluklu bir mücadeledir. Kürt’ün dışlanmış durumuna son verme çabasıdır ve Kürtlerin yaşadığı coğrafyada demokratik bir devlete sahip olma iddiasıdır.”
