1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. İstanbul’un Yeme İçme Salgını: Neşe Tüketimi!

İstanbul’un Yeme İçme Salgını: Neşe Tüketimi!

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İstanbul, adeta bir salgınla karşı karşıya kalmış gibi görünüyor.

Bu salgın, kendini yemek, içmek ve atıştırmak yoluyla gösteriyor.

Öyle ki, sosyal bir anlam arayışı içinde dükkân dükkân, kaldırımlarda uzanan işletmelerle yayılıyor.

Şehircilik projeleri üzerinde çalışan mimar arkadaşlarımla bu durumu konuşuyorum ve soruyorum:

İstanbul’un hiçbir tarihi döneminde bu kadar çok lokanta, kafe, restoran, bar, bistro, brasserie, pastane, büfe ve meyhane bir arada olmamıştı.

Üstelik, “Yeni nesil meyhane” kavramı da ortaya çıktı.

İçinde bulunduğumuz şehirdeki bu durum alışkanlık haline geliyor, ancak dışarıdan bakan biri hemen fark ediyor. Özellikle Kadıköy semtinde, iskelesinden başlayarak çarşı içini gezip Anadolu yakasının banliyölerine kadar ilerlediğinizde, arka arkaya sıralanmış yüzlerce yeme içme mekanı bulmanız mümkün.

Bu durum, son on yılın bir ürünüdür.

Sosyal psikoloji alanında “neşe tüketimi” olarak tanımlanan olgu, insanların kontrol edemeyecekleri büyük gerçeklikler karşısında, denetleyebilecekleri küçük alanlara yöneldiklerini ortaya koyar.

Mekân kiralamak, bir kafe açmak veya sevdiğiniz bir bara her gün gitmek, bu mikro-egemenlik alanlarının örnekleridir.

Kafe açma isteği ise bambaşka bir konudur; özellikle emeklilik dönemine yaklaşınca veya hayatında köklü değişiklikler yapma ihtiyacı doğduğunda, “Bodrum’da küçük bir kafe açacaksın!” şeklindeki söylemler sıkça duyulmaya başlanır.

Yatırım harcaması azımsanacak gibi değildir; fakat girişimciler, yüksek maliyetlere rağmen kendilerine şık alanlar yaratma peşindedir. Bu alanın varlığı, ilk başta dikkat çekici olur; eğer iş tutarsa, işin tadı da bir başka olur.

Eğer işler yolunda gitmezse, dükkân kelepire devredilir; mal gözden çıkarıldığında satıcının gözünde değersiz hale gelir ve “hava parasını” kurtarma amacıyla kolayca elden çıkarılır. Böylece hayatlarınıza bir kırık sürahi daha eklenmiş olur. “Kafe açacaksın” söylemi, böylece kırılgan ve riskli bir duruma dönüşür.

Ancak risk olmadan kâr elde etmek de mümkün değildir. Hizmet vermek kolay değildir. Günde bir kez yufka açıp sucuklu yumurta hazırlamak keyiflidir, ama bunu her gün yapmak zamanla sıkıcı hale gelebilir.

“Kafe açacaksın” diyenler düşünmelidir. Tüketiciler açısından durum çok farklı bir şekilde tezahür etmektedir.

Kadıköy özelinde baktığımızda, bu semtin sosyolojik yapısı, siyasal tercihleri ve kültürel ağırlığı, mekân tüketicilerinin “Ben buradayım, bu şehir hâlâ benim” iddiasıyla karşılaşmamızı sağlıyor.

Bu durum, Pierre Bourdieu’nun beğeni pratikleri kavramıyla da açıklanabilir; burada tüketim, yalnızca ihtiyaç değil, aynı zamanda kimliğin belirlendiği bir kültürel alan olarak karşımıza çıkıyor. Bourdieu’nun bu konudaki sözü, markette satılan 200 gr kahveden 25 fincan çıkarılmasının ve bu fincanların fiyatının 150 TL olarak belirlenmesinin felsefi bir özetidir; bu bedeli göze alan kişi, kaldırıma atılmış masada oturmanın kirasını ödemiş olur.

Kadıköy’e baktığımızda, caddeleri ve kaldırımları büyük bir iştah ile dolup taşmış olarak görüyoruz. Kahve cezveleri artık tıkırdamıyor, otomatik makinelerde pişiriliyor.

Unutulmaması gereken bir gerçek var ki, Söğütlüçeşme’deki yüzyıllık Haydarpaşa Garı’ndan taşınmış Anadolu tren yollarının başlangıç noktası olan istasyonun viyadük biçimindeki yapısı altında, yakın zamanda açılan 120’ye yakın yiyecek-içecek dükkânındaki yoğunluk, bu çılgınlığın bir göstergesi olarak kendini gösteriyor.

Bu durumu, 1920’lerin Weimar Almanya’sında yaşananlarla kıyaslayabiliriz. Berlin, 1. Dünya Savaşı sonrası yıkım, hızla artan enflasyon ve siyasi kargaşa ile dolup taşmıştı. Alman asıllı Amerikalı kültür tarihçisi Peter Gay, bu durumu “Uçurumun kenarında dans” olarak tanımlar. Bu durum, acı veren bir hayata karşı kolektif bir inkâr mekanizmasıdır; dışarı çıkmak, yaşamın devam ettiğine inanma ihtiyacından beslenir.

Prusya-Almanya ordusunun Paris’i kuşatması sonucu şehir açlık ve kıtlıkla karşı karşıya kalmıştı. Paris halkı, 1871’de tarihin ilk proleter devrimci hükümeti olan Paris Komünü’nü kurmuştu. Komün kanlı bir şekilde bastırıldıktan sonra, Parisliler yaşamaya devam etmek için kafelere doluştu. Tarihçiler, bu durumu travmanın üstünü örten “neşeyle yas tutma” kültürü olarak yorumlar; 30 bin Parisli hayatını kaybederken, hayatta kalmak bir kutlamaya dönüşmüştü.

Japonya’nın 1980 sonrası ekonomik büyümesi de ilginç bir örnek. Tokyo’daki emlak değeri, teorik olarak tüm New York’taki arazi değerinden fazlaydı. Böyle bir ekonomik şişkinliğin sürdürülebilirliği mümkün değildi ve çöküşü kaçınılmazdı. 1990’ların kayıp yıllarında Japon orta sınıfı, büyük hayaller yerine küçük zevklere yöneldi ve kafeler, restoranlar dolup taşmaya başladı. Ramen yemek kültürü, erişilebilir lüks haline geldi. İktisat teorisinde “erişilebilir lüks” tanımı, aslında elinde olanla bugünü iyi yaşamaya tahvil etmekten başka bir şey değildir.

Günümüzün zeitgeist’i, tıkınma ve atıştırma kültürüdür. Bu kültürde devasa bir büfe, İstanbul sokaklarında erişilebilir lüks alanı olarak hizmet vermektedir. Grand Buffet, şehrin her köşesine yayılmış durumda. Ortalıkta sahte bir bolluk hüküm sürüyor. Örneğin, Kadıköy’de en ucuz 150 TL’ye kahve içme lüksü sunulmaktadır.

Şehir, doymak bilmeyen bir iştahın pençesine düşmüştür.

Bu iştahı, 1973 yapımı İtalyan filmi “La Grande Bouffe”de izleriz. Başrol oyuncularından biri olan Marcello Mastroianni, tıka basa yemek yiyerek yaşamlarının son günlerini geçirmeye niyetli dört adamı canlandırıyor; en sonunda mide fesadı ile intihar etmeyi seçiyorlar. İstanbul’un yeni mekanlarında, anlam ve hayat kaynağı arayan insanları izlerken, bu filmdeki sahneleri hatırlamak kaçınılmaz.

Fransız

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
İstanbul’un Yeme İçme Salgını: Neşe Tüketimi!
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.