Yıllar geçtikçe komik gelebilir ama hatırlıyor musunuz, ülkemizde insanların çocuklarına seçtikleri isimleri koymaları serbestti ama aslında o kadar da serbest değildi!
Hâlâ bu durum geçerli: Serbest ama yine de kısıtlamalar var!
1987 yılında, kızına Melis ismini vermek isteyen Özgen Bey, Kadıköy Nüfus Müdürlüğü’nden olumsuz bir yanıt aldı. Çünkü bu isim, devletin belirlediği “yasaklı isimler” listesinde yer alıyordu.
Melis ismi, mitolojide Zeus’u Girit’te saklayarak ona bal yediren Melissa isimli perinin Türkçe versiyonudur.
Eğer Özgen Bey Danıştay’a dava açmamış ve kazanamamış olsaydı, bugün Melis ismini taşıyan 34 bin 909 kişi farklı bir isimle anılacaktı.
Çocuğuna Kürtçe “genç” anlamına gelen Ciwan ismini vermek isteyen Abdullah Bey ise benzer bir şansı bulamadı.
2014 yılında Çiğli Nüfus Müdürlüğü, bu ismin kabul edilmediğini belirterek çocuğun nüfus kaydını Civan olarak düzenledi.
Devlet, w, x, q gibi harflerin Türkiye’yi bölme potansiyeli taşıdığına inanıyor.
Oysa bu harfler Kürtçede mevcut ve Kürtçe, bu ülkenin bir kesiminin ana dilidir.
Abdullah Bey de hukuk yoluna başvurdu ve davası Anayasa Mahkemesi’ne kadar gitti. Ancak bazı durumlarda kararlarına uyulan, bazen de uyulmayan Anayasa Mahkemesi, bu harflerin çocuklara isim verirken kullanılamayacağına hükmetti ve bu karara uyuldu.
Bu durum, belki de ülkemize özgü ilginç bir durum olarak değerlendirilebilir.
İsimlerin Tarihçesi
İnsanların isim kullanmaya ne zaman başladığını kesin olarak bilmiyoruz.
Küçük topluluklarda isimlerin önemi belki o kadar büyük değildi, ancak topluluklar büyüdükçe insanlar arasında ayırt edici bir yöntem geliştirmek kaçınılmaz hale geldi.
İlk isimlerin, bireylerin bazı özelliklerini yansıttığı düşünülüyor. Örneğin; Şişko, Sıska, Tavşan Dudak, Hızlı gibi isimler.
Yakın tarihlere kadar, Homo sapiens’in 350 bin yıllık geçmişini düşündüğümüzde, bu durumun devam ettiği tahmin ediliyor. O dönemde nüfus müdürlükleri yoktu ve bilim kesin bir şey söyleyemiyor.
Bugün bile, bazı izole toplumlarda çocuklar dış görünüşleriyle anılıyor ve bir isim sahibi olmak için belirli bir başarı göstermeleri gerekiyor.
Ancak günümüzde durum farklı; ebeveynler karar veriyor, çocuklara isimler veriliyor.
Fakat bazen, orijinal bir isim bulma çabasıyla ilginç tercihler yapıldığını biliyoruz.
Kendi ismim üzerinden örnek vermek gerekirse, burada iki ismim var: Mehmet ve Yakup.
Doğduğum yıllarda, iki isme sahip olmak daha çok kentli ailelere özgü bir durumdu.
Biri aile büyüklerinden gelme (Yakup, baba tarafından dedemden) diğeri ise yaygın bir Türk-Müslüman adı olan Mehmet. İşte bu yüzden Mehmet ismi tercih edildi.
İlkokula kaydımı yaptıran müdür muavininin tembel olduğunu düşünerek, Yakup ismini atladığını tahmin ediyorum. O yıllarda herkes beni Mehmet diye çağırırdı. Ortaokula yazılınca, bu kez Mehmet ismi atlanmıştı ve herkes beni Yakup diye tanırdı.
Gazetecilik kariyerime başladığımda, iki ismimi birden kullanmak istedim fakat Yankı Dergisi’nin teknik sekreteri buna izin vermedi.
Yankı’nın sütunları dar olduğu için, adımın uzun olduğunu ve ortalamadığını söyleyerek Yakup’u kısaltıp “Y.” olarak kullandı. O günden beri gazetelerde adım Mehmet Y. Yılmaz olarak geçiyor; ancak ilk kez tanıştığım bazı insanlar beni Mehmet Ali olarak hatırlıyor.
Adımdaki Yakup nedeniyle “Sabetayist” olduğumu düşünenler de mevcut, Yalçın Küçük’ün kulakları çınlasın.
Selanik ile olan ilişkimiz, Balkan Savaşı’nın ardından dedemin 14-15 yaşlarındayken ana vatana gelebilmek için Üsküp’ten Selanik’e geçişi ile sınırlıdır.
İsim Seçerken Geleceği Düşünmek
Türkiye’de şu an 33 bin 49 kişi Mehmet Yılmaz ismini taşıyor, bu da ismimdeki Yakup’u neden kullanmak istediğimi açıklıyor. Yine de Ayşe Yılmaz’lara göre daha şanslıyım, onlar 41 bin 526 kişi.
Bu nedenle, çocuklarınıza isim koyarken geleceği göz önünde bulundurmalısınız.
Örneğin, Moğollar çocuklarına doğumda kötü isimler vererek onları nazardan koruma amacı güderlermiş.
İlhanlı Hükümdarı Olcaytu’nun çocukluk adı Harbende, “eşek kulu” anlamına gelmektedir. Büyüdüğünde kendini kanıtlayınca Olcaytu adını almış, Müslüman olduktan sonra Hüdabende (Allah’ın kulu) ismini eklemiştir.
İsimlere bakarak, bireylerin geldiği aileleri ve ana babalarının siyasi görüşlerini tahmin edebilirsiniz.
Mahir, Ulaş, Devrim gibi isimler, 12 Eylül öncesi solculuğu temsil ederken; Kürşat, Alparslan, Aybüke, Umay gibi isimler ise milliyetçiliği simgeler.
Ayrıca, ismine bakarak birinin Çerkez olup olmadığını anlamak da mümkündür. Berkan, Ethem, Janset ve Mahir gibi isimler bu duruma örnek teşkil eder.
Türklerin Müslümanlığı kabulünden sonra Selçuklu sultanlarının iki ismi olduğunu görüyoruz; biri geleneksel Türk ismi, diğeri Arapça veya Aramiceden gelen İslami isimlerdir.
Osmanlı padişahlarının isimleri de ilginç bir seyir izlemiştir. İlk dönemlerde geleneksel Türk isimlerini taşıyan padişahlar, imparatorluk geriledikçe isimlerinde İslami vurgu artmıştır.
Orhan, Murad, Bayezid, Mehmet gibi isimlerden, Abdülhamit, Abdülmecit, Abdülaziz, Vahidüddin gibi isimlere geçiş, ümmeti Allah’a yakın olan Halife’ye sadakat çağrısını hissettirmiyor mu?
Kendi adım olduğu için değil ama Mehmet ismine özel bir vurgu yapmak istiyorum.

