Galatasaray, artık “Mayıslar Bizimdir” ifadesini bir kenara bırakarak, takvimini bir ay geri çekme zamanının geldiğini gösterdi. Sarı-kırmızılılar, Nisan rüzgarlarıyla birlikte şampiyonluk şarkılarına başladı. Baharın henüz tam olarak kendini göstermediği bir dönemde, Galatasaray dördüncü şampiyonluğuna bir Nisan akşamında merhaba dedi. Bu erken zafer, sadece bir takvim değişikliğinden ibaret değil; aynı zamanda rakipleri üzerinde kurulan psikolojik üstünlüğün bir yansıması olarak öne çıkıyor.
Maçın başlama düdüğüyle birlikte sahada ne yapacağını bilmeyen bir Galatasaray izledik. Ancak, Talisca’nın kullandığı penaltının kaçmasıyla birlikte, takım adeta bir şok etkisiyle canlandı. O andan itibaren, sarı-kırmızılıların derbi karakteri yeniden sahneye çıktı. Oyunun kontrolünü ele alan Galatasaray, maçı yalnızca bir skorla değil, 3 gollü bir derbi resitaliyle tamamlayarak sezonun final perdesini açtı.
Eski Türk sinemasının unutulmaz afişlerinde yer alan o meşhur ifade akla geliyor: “Aşk, İhtiras ve İhanet… Hepsi bir arada!” Yeşilçam’ın duygusal hikayeleri, bu akşam sahada gerçeğe dönüştü. İzleyiciyi koltuğuna çivileyen, her türlü duyguyu barındıran ve ustaca yazılmış bir senaryonun yanı sıra başrol oyuncularının doğaçlamalarıyla büyüyen bir doksan dakikaydı bu.
Osimhen’in giderek büyüyen Galatasaray sevgisi, Okan Buruk’un dördüncü şampiyonluk kupasını kazanma arzusuyla birleşirken, Ederson’un kalesinde Fenerbahçe’ye karşı yaşadığı talihsiz durum, derbinin tüm hikayesini özetliyordu. Bu üçlü, karşılaşmanın dinamiklerini belirleyen unsurlar olarak öne çıktı.
Osimhen, bu sezona damgasını vuran isim oldu. Bazı forvetler golü koklar, o ise adeta hissediyor. 40. dakikada maske nedeniyle görüşü kısıtlanmışken, içgüdüsel bir vuruşla golü bulması, onun kalitesini gösteriyordu. Fakat onu farklı kılan sadece attığı gol değil, takıma liderlik etmesiydi. 2-0 önde olmasına rağmen yetinmeyen ve takım arkadaşlarını hücuma davet eden iştah, onun karakterini yansıtıyordu. Ayrıca, takımın penaltıcısı olmasına rağmen topu Barış Alper’e bırakması, bir asalet göstergesi olarak dikkat çekti. Bu noktada, Fenerbahçe’nin Talisca’nın topu Kerem Aktürkoğlu’na vermeyişindeki bireysel ego ise tam tersine bir zayıflık olarak öne çıktı.
Derbi öncesinde, bu maçın anahtarının “soğukkanlılık” olduğunu vurgulamıştım. Derbiyi kazanmak, yalnızca taktiklerle değil, duygusal dengeyi koruyabilenlerin elindeydi. Fenerbahçe maça hızlı bir başlangıç yapsa da, bu fırtına kısa sürede kendi gemilerini batıran bir kasırgaya dönüştü. Sinirlerine hakim olamayan bir takım, ne kadar iyi başlarsa başlasın, sonunu getiremiyor.
Brezilyalı kaleci Ederson, sahada kalmak için elinden geleni yaparken, takım arkadaşlarının onu tutacak kolektif akla sahip olmaması ciddi bir eksiklikti. Sakin kalmak, yalnızca hakemle tartışmamak değil; aynı zamanda arkadaşlarının zihinsel dağınıklığını toparlamak anlamına geliyor. Osimhen’in gözleri karardığında, yanındaki birkaç arkadaşının onu olay mahallinden uzaklaştırması, Galatasaray’ın “meşhur yapısının” aslında bir aile ve otokontrol mekanizması olduğunu gösteriyordu.
Osimhen’in performansı alkışlansa da, Leroy Sane için de özel bir parantez açmak gerekiyor. Sane, tek başına Fenerbahçe’nin tüm hücum istatistiklerine karşı bir ordu gibi mücadele etti. Verilere göre, Sane’nin yaptığı başarılı dribbling sayısı, Fenerbahçe’nin takım olarak yaptığına eşitti. Rakibin 3 anahtar pasına karşılık onun 5 pası vardı. Bu durum, yalnızca bir performans farkı değil, aynı zamanda bir vizyon farkını da ortaya koyuyor. Galatasaray, Ederson haberlerini bir illüzyon gibi değerlendirip Uğurcan Çakır’ı kadrosuna katarak sezonun en kritik transfer hamlesini gerçekleştirdi. Fenerbahçe ise, şampiyonluğun peşinde Brezilyalı kalecinin parmaklarının arasından kayıp gidişini izlemekle yetindi.
Okan Buruk’a gelince… Okan Hoca, büyük maçların şifrelerini çözen ve rakibi titizlikle analiz eden bir ekibe sahip. Takım kurgusu ve oyun zekası, özellikle büyük maçlarda zirveye çıkıyor. İlk bakışta sıradan görünen maçlarda kaybedilen puanlar rahatsız edici olsa da, dördüncü şampiyonluğuna yaklaşan bir teknik direktör gerçeği var. Son 7 yılın 5 şampiyonluğunun 1’i Başakşehir’de, 4’ü Galatasaray’da. Okan Buruk’un hakkını teslim etmek gerekiyor. Bu süreçte birçok teknik adam ve başkan, valizlerini hazırlamak zorunda kaldı. Bakalım bu hafta içinde kimler bavulunu alıp ülkelerine dönecek, hangi yönetimler kongre salonlarına yönlenecek?
Futbolun yalnızca yüzde 25’lik kısmının oyunla ilgili olduğu, geri kalan yüzde 75’in ise kaos, gürültü ve liyakatsiz yönetimlerin gölgesinde kaldığı bir sezonu daha geride bırakıyoruz. Kendi içimizdeki bu “domestik” çekişmeden gelişim adına hiçbir sonuç çıkaramadığımız; A Milli Takımımızın Dünya Kupası heyecanı ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki son 16 başarısı dışında somut bir başarı konuşamadığımız, Anadolu kulüplerinin sessizce yok olduğu uzun ve yorucu bir süreç sona erdi. Perde kapandı, geride kalan ise kazananın coşkusunun yanı sıra futbolumuzun dinmeyen sızısı oldu.

Yorumlar kapalı.