1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Felaketler Arasında Edebiyatın Savaşı

Felaketler Arasında Edebiyatın Savaşı

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Felaket haberleri, uzun yıllardır ardı ardına gündemimizi işgal ediyor. Ülkeler savaşlarla harap olurken, düşünce ve ifade özgürlükleri baskı altında, demokrasiler tehdit altında. İklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ve doğal yaşam alanları da ciddi tehditlerle karşı karşıya. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları devam ederken, şimdi de İsrail ve ABD’nin Ortadoğu’yu ateşe atmasına tanıklık ediyoruz.

Geçtiğimiz yazımda, savaşın acımasız yüzüne karşı edebiyatın gücüne sığındım. Ancak, tarih boyunca edebiyatın önemli bir bölümü savaşları ele almış, savaşın karşısında durmuştur. Savaş, pek çok destanda ve hikâyede yüceltilirken, zamanla onu eleştiren eserler de ortaya çıkmıştır. Bu noktada, savaşı yücelten eserlerle onu eleştiren eserler arasında bir çeşit çatışma yaşandığı söylenebilir.

Homeros’un İlyada’sı, savaşın yüceliği mi yoksa Troya Savaşı’nın yıkıcılığını mı vurguluyor? Eski Yunan komedyasının önde gelen isimlerinden Aristophanes’in Lysistrata’sı, kadınların barış sağlanana kadar cinsel greve gitmesini konu alarak, savaş karşıtı bir duruş sergilemektedir.

Günümüz savaşları, Birinci Dünya Savaşı’ndaki siper çatışmalarından, İkinci Dünya Savaşı’ndaki göğüs göğüse çarpışmalardan çok farklı bir doğaya sahip. Bugün, Ortadoğu’da olduğu gibi, yalnızca askeri hedefler değil, sivil halk da bombaların hedefi oluyor. Sanki insanlar değil, yalnızca silahlar savaşıyor; ancak onları üretenler de, ateşleyenler de yine insanlar.

Her savaşın bir nedeni vardır, fakat bağımsızlık savaşları dışında çoğu çatışmanın arkasında büyük sermayenin ve devletlerin çıkarları yatmaktadır. Ne yazık ki, savaşan ve ölenler genellikle toplumun en yoksul kesiminden gelen bireyler oluyor. Zamanla savaşların dehşeti, insanların gözünde anlamsızlaşır. Bu anlamsızlık, sanat ve edebiyat tarafından ele alınarak, insanların ruhlarını onarmaya yönelik bir çaba ortaya konmaktadır.

Savaş felsefesi üzerine ayrıntılı bir tartışma yapmayı düşünmüyorum. Bunun yerine, savaş temasını işleyen ve beni derinden etkileyen bazı romanlara odaklanmak istiyorum.

* * *

Erich Maria Remarque’ın Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok adlı romanı 1929’da yayımlandığında, Birinci Dünya Savaşı’nın üzerinden on yıldan fazla bir zaman geçmişti. O dönemde, siper savaşlarının ruhsal ve bedensel yaraları henüz iyileşmemişti. Almanya, savaş sonrası bir siyasi ve ekonomik kriz içindeydi ve Nazi Partisi güçleniyordu. 1933’te iktidara geldiklerinde Remarque’ın eserlerini yasaklayacaklardı. Bu, beklenen bir durumdu çünkü bu roman, savaş karşıtı edebiyatın en etkileyici örneklerinden biriydi.

Romanın, üzerinden neredeyse bir yüzyıl geçmesine rağmen etkileyiciliğini yitirmemesinin temel nedeni, Alman askerlerinin siperlerdeki çaresizliğini soğukkanlı bir gerçekçilikle sergilemesidir. Kitabın adı, savaşta yaşanan dehşeti sıradan bir olaymış gibi yansıtır. Remarque, gerçekçiliğe sıkı sıkıya bağlı kalmasının yanı sıra dönemin egemen değerlerine kayıtsız kalarak, Paul Bäumer ve arkadaşlarının yaşadığı korku ve hayal kırıklığını gözler önüne serer. Bu roman, Birinci Dünya Savaşı’nın siperlerindeki cehennemi tüm korkunçluğuyla yansıtır.

Roman, Türkçeye Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok adıyla çevrildi ve bugüne kadar kırk milyondan fazla satış rakamına ulaştı. Üç kez de sinemaya uyarlandı.

* * *

Remarque’ın romanı, savaşın acımasızlığını keskin bir gerçekçilikle anlatırken, Jaroslav Hašek’in Aslan Asker Şvayk’ı ise büyük devletlerin çatışmalarına mizahi bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Bu eser, savaşın anlamsızlığını ve saçmalığını alaya alan bir kara mizah klasiği olarak öne çıkıyor.

Şvayk karakteri, akıllı mı yoksa aptal mı olduğu konusunda tartışmalara yol açarken, savaşa karşı bir “karşı kahraman” olarak dikkat çekiyor. Savaşın acımasızlıklarından kaçmaya çalışan sıradan bir insanı temsil ediyor. Herkesten kahramanlık beklenen bir ortamda, o sıradan bir hayat sürmeye çalışıyor.

* * *

Joseph Heller’ın Catch-22 adlı romanı, savaş karşıtı kara mizahın önemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Heller, Aslan Asker Şvayk’ı okumasaydı bu kitabı yazamayacağını belirtmiştir. 1961’de yayımlandıktan sonra Türkiye’de önce Şike, ardından Madde 22 adıyla çevrildi.

Roman, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir hava üssünde görevli Yüzbaşı John Yossarian’ın sağ kalma mücadelesini anlatıyor. Heller, savaşın saçmalıklarını ve ABD ordusu içindeki anlamsızlıkları gözler önüne seriyor. Bu nedenle, Amerikan Kütüphane Derneği tarafından okullara girmesi yasaklanan kitap, sonradan yargıtay kararıyla bu yasak kaldırıldı.

On milyondan fazla satan bu kitap, 1970’te beyazperdeye uyarlanmış, 2019’da ise George Clooney’nin yapımcılığını üstlendiği bir diziye dönüştürülmüştür.

* * *

Günter Grass’ın Teneke Trampet’i, Nazi döneminde yetişmiş kuşağın edebiyatındaki önemli bir ses olarak kabul ediliyor. Roman, 1959’da yayımlandı ve bazı eleştirmenler tarafından Avrupa’nın büyülü gerçekçilik akımının çarpıcı örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Öykü, 1950’lerde bir akıl hastanesinde yatan otuz üç yaşındaki Oskar Matzerath’ın ağzından dinleniyor. Oskar, 1923’te Danzig’de doğmuş ve üç yaşında büyümemeye karar vermiştir. Savaşın getirdiği kargaşada yaşadığı olaylarla tepki gösteren Oskar, çevresindeki acılara karşı bir tepki olarak teneke trampet çalmaktadır.

Grass, roman boyunca, Alman toplumunun Nazi dönemindeki karanlık geçmişiyle hesaplaşırken, insanların nasıl vahşete sürüklendiğini sorgular.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Felaketler Arasında Edebiyatın Savaşı
+ -
Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.