Dünyada yaşanan karmaşanın ortasında ne düşünmemiz gerektiğini ve hangi adımları atmamız gerektiğini bilemez hale geldik.
Yalnızca haberleri takip etmek ve paylaşmak bu durumu değiştirmiyor. Bir yandan bu haberleri görmek istemesem de, diğer yandan dünya gerçekleriyle yüzleşmekten kaçış yok.
Sevdiklerim ve masum çocuklar adına duyduğum korku içimi kemiriyor. Onları koruma sorumluluğumuz var. Herkes elinden geleni yapmalı!
Pes etmeden, insan olmanın ve insan kalmanın gerekliliklerine sıkı sıkıya sarılarak mücadelemizi sürdürmeliyiz.
Sevgili İrem Bray Soylu’nun da dediği gibi, “Sınırları kaldırmak için bazen tek bir sesin, tek bir hayat hikâyesinin yankısı yeter!”
Bu anlayışla, uzun yıllardır yanımda olan dostum Psikolog ve Aile Terapisti İrem Bray ile gerçekleştirdiğimiz “Türkiye’de Engelli Kadın Olmak” söyleşimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Engelli bir kadın olarak çocukluktan itibaren büyümek sana neler öğretti?
Engelli birey olarak büyümek, bana derin bir bakış açısı kazandırdı. Öğrenmeyi hayati bir gereklilik haline getirdi. Öfke ve yargılamadan uzak durmanın önemini öğretti. Küçük mutlulukları biriktirerek yaşamın değerini anlamamı sağladı. Mutluluğun hakim olduğu bir ortamda olumsuzlukların barınamayacağını gösterdi. Her krizin içinde bir çözüm bulunduğunu öğretti. Yavaş ilerlemenin kıymetini anlamamı sağladı; çünkü hızlı yaşamaya çalışanlar, pek çok şeyi kaçırdıklarının farkında değiller. Kolektif yaşamın önemini vurguladı. Bu liste daha da uzar.
Hayatın bana en büyük öğrettiği ders, kimseye dayanarak yaşamamanın gerekliliğidir. Her alanda destek almak zorundayız, ama birine yaslanarak yaşamak farklı bir durumdur ve iki taraf için de yorucudur.
Toplumumuzda kadın olmak zorken, “engelli bir kadın” olmanın getirdiği görünmez engelleri en çok nerelerde hissediyorsun?
Toplum, bize normal bireyler gibi bakmıyor; eğitim ve istihdamda fırsat eşitliği tanımıyor. Bu, son derece ciddi bir engel. Oysa insan, toplum içinde bir bütün olarak var olabiliyor ve özgürleşebiliyor. Düzgün bir eğitim ve ekonomik bağımsızlık bu bütüne ve özgürlüğe katkı sağlar. Eğer bu konularda destekleyici bir yapı yoksa, “ne gerek var ki, evinde otursun” anlayışı sürekli olarak önümüze çıkıyor.
Farkında olmadan yanımızda yürüyen insanların dahi bu anlayışla baktığını hissettiğim zamanlar oldu.
Engelli bir kadın olmak, fiziksel engellerin yanı sıra sosyal ve kültürel engellerle mücadele etmeyi de gerektiriyor. Toplumun, “yardıma muhtaç” anlayışıyla yaklaşmasıyla da savaşmak gerekiyor. Oysa eğitim, toplumsal yapı ve yasal alanlarda yapılacak düzenlemelerle, benim gibi bireylerin bağımsız, üretken ve karar verme yetisine sahip olmaları mümkün.
Ben engelli bir kadın olarak bu mücadeleyi vermek için birçok olumsuzlukla karşılaştım. Gerekli yasal ve sosyal düzenlemeler yapılana kadar bu mücadelenin devam edeceği aşikar.
KASDER Başkanı olarak birçok kadına dokunma fırsatı buluyorsun. Türkiye’de kas hastası kadınların toplumsal roller (evlilik, annelik, kariyer gibi) arasında sıkışıp kaldıkları durumlar hakkında ne düşünüyorsun?
Albert Camus’un dediği gibi, “İyiyi istemek aydınlanmamışsa kötü kadar zarar verebilir.” Bu, öğrenmenin önemini vurguluyor. Her şeyde olduğu gibi, yürek koyarak ve hakkını vererek öğrenmek, taşların yerine oturmasını sağlıyor.
Toplumumuzda birey olarak var olma ve özgürleşme şansı bulamayan kadınlar, bu toplumsal rollerin baskısını hissediyor. Kas hastası kadınlar için bu roller, çoğu zaman ağır bir yük haline geliyor. Evlilik, annelik, kariyer gibi beklentiler, fiziksel ve psikolojik güç gerektiriyor.
Kadınlar sıkça “iyi eş”, “iyi anne” veya “başarılı çalışan” olma baskısı altında kalıyor. Kronik bir hastalığın etkisi, bu baskıyı daha da görünür hale getiriyor. Sorun kadının yetersizliği değil, toplumun katı ve kısıtlayıcı bakış açısıdır.
Destek mekanizmaları, erişilebilir iş imkânları, sosyal güvence ve toplumsal farkındalık sayesinde kadınlar, hayatlarını kendi tercihlerine göre şekillendirebilir. Kadınların değerinin, annelik ya da kariyer üzerinden değil, insan olarak varlığı üzerinden anlaşılması gerektiğine inanıyorum.
Kas hastası kadınların özgürleşmesi, toplumun daha adil ve kapsayıcı bir yapıda yaşamasını sağlar.
Sokakta, kafede ya da bir toplantıda insanların bakışlarında “kadın” kimliğinden önce “engelinin” geçtiğini hissettiğin anlar oluyor mu? Bu bakış açısını değiştirmek için nereden başlamalıyız?
Evet, bazen insanların bakışlarında önce “engelimi” gördüklerini hissediyorum. Kadın kimliğim, kişiliğim, başarılarım ya da hayallerim ikinci plana itilebiliyor. Bu durum, toplumun engelliliğe dair önyargılarının bir yansımasıdır.
Mesele, toplumun engeli bir kimlikten önce bir “etiket” olarak



