1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Diploma İptali: İmamoğlu’nun Seçim Şansı!

Diploma İptali: İmamoğlu’nun Seçim Şansı!

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Uzun yıllardır “kavram kargaşası” üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum. Dil bilgini olmamakla birlikte, Türk dünyasında yaptığım geziler sonucunda, aynı dilin nasıl büyük değişiklikler geçirdiğini anlama fırsatı buldum. Cumhuriyet öncesindeki atalarımızın, Türkçeyi İtalyanca (Rumca), Antik Anadolu dilleri, Arapça ve Farsça kelimelerle harmanlayarak “Osmanlıca” adını verdikleri bir dil oluşturduklarını düşünüyorum.

Burada bir açıklama yapmak istiyorum; bu yazıda ele alacağım konu, Kürt vatandaşlarımız adına bazı siyasetçilerin ve eski mahkûmların talep ettiği dil değişikliği değil. Bu mesele üzerinde fazla durmayacağım.

Ancak, 82 yılın tecrübesine dayanarak, TBMM’de yaşananlar ile birlikte Öcalan ve Dem Parti’nin açıklamalarını dikkatle dinliyorum. Onların ifade ettiği gibi, “entegrasyon; barış yasalarını gerekli kılar!!” ifadesi önem taşıyor; bu entegrasyon, 19 Mayıs 1919’da başlayıp, 29 Ekim 1923’te tamamlandı. Bu süreç, tamamen barış ve eşitlik yasalarıyla gerçekleştirildi. Osmanlı topraklarında yaşayan 36 etnik grubun her bir bireyi, kendilerini entegre ederek, daha önce var olmayan bir halk olarak Türk halkını oluşturdu.

O dönemde bu topraklarda yaşayan 13 milyon insana; ister Hristiyan, ister Müslüman, ister Yahudi, ister Türk, ister Kürt, ister Laz, ister Boşnak, Pomak ya da Amerikalı olsun; “TÜRK HALKI” denildi. Bu ismin nasıl verildiğine dair birçok hikaye ve tarihi belge mevcut; dileyenler bu kaynaklara başvurabilir. Ancak, biz bu ismi dedelerimizin, ninelerimizin verdiğini biliyoruz ve bu bilgi benim için yeterli. Bazı kişiler bu gerçeği öğrenmekte bir asır kadar geç kalmış durumda.

Bu kişiler, “Devlet bütünlüğünü esas alan bir vatandaşlık olmalı!!” diyorlar; ama Türkçe gramerden sınıfta kalıyorlar. Başka türlüsü mümkün mü? Başka bir vatandaşlık ya da devlet mi var?

Ayrıca “Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatarak her kesimi bu yönde sorumluluk almaya davet” etmişler. Ancak bu sözlerin muhatabı sadece bu ifadeleri edenlerdir. 1984’ten beri başka kimlerin şiddete başvurduğunu biliyoruz, değil mi?

Tüm bu olanların arka planında içimde bir buruk teselli bulunuyor; hatta bir sevinç var.

Bu konunun neden bu noktaya geldiğini hepimiz biliyoruz. Eğer devam ederlerse, ABD yöneticilerine rağmen; Kürt kardeşlerimizin de katkısıyla AKP ve MHP iş birliği seçimlerde kaybedebilir. Ben bunu bekliyorum.

Parantezi kapatıp, “kavram kargaşasına” geri dönüyorum.

Batı dünyası, 15. yüzyıldan itibaren Reform ve Rönesans ile kültür açısından Doğu’yu (İslam’ı) geride bıraktı. Bu dönemde yeni anlayışlar ve malzemeler icat edildi. Osmanlı, bu yeni anlayışları ifade edecek kelimeleri Batı’dan aldı. Cumhuriyet döneminde, “T.C. resmî dili” ile vatandaşlarımızın konuştuğu dil arasındaki anlam ve algı farkının ortadan kaldırılması için büyük çabalar sarf edildi. En önemlisi, alfabe değişikliği yapıldı; “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyası düzenlendi, Türk Dil Kurumu ve Tarih Kurumu kuruldu ve Türkçe öğretme seferberliği başlatıldı. Ayrıca, yeni teknoloji ve sanat ile Türkçe kelimeler Batı’dan uyarlandı ya da icat edilmeye başlandı.

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz “DİPLOMA” kelimesi de bu uyarıma örnek gösterilebilir.

Ülkemizde Cumhurbaşkanlığına seçilme şartı olarak düşünüldüğü için diplomalı ya da diplomasız tartışması sürüyor.

Son olarak, 15 milyon seçmenin, Cumhurbaşkanı olarak görmek istedikleri Sayın Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi, bu meseleyi bitmeyen bir sorun haline getirdi.

Şimdi, İmamoğlu’nun diplomasının detaylarına bakalım.

Bildiğiniz gibi, diploma iptal edildi. Süreçteki aşamaları tekrarlamayacağım. (Ben bir hukukçu değilim, ancak Türkçeye hâkimim; bu meseleye yalnızca bu açıdan yaklaşıyorum.) Diplomanın iptal edilmesiyle, CHP içindeki birçok kişi, hatta başkanları da dahil, İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılamayacağını düşünüyor.

Ancak ben bu düşüncede değilim. Birkaç hukukçu arkadaşıma sordum; önceleri kesin bir görüş belirleyemediler, fakat sonrasında haklı olabileceğimi belirttiler.

BU ÜLKEDE CUMHURBAŞKANI SEÇİLMEK İÇİN DİPLOMA GEREKMİYOR.

Diploma, eski Yunancadan diğer dillere geçmiş bir kelimedir. Anlamı, ikiye katlanmış kâğıt demektir. Aynı zamanda belge anlamına da gelir. Latin dünyasında ise bir yeterlilik belgesi olarak kullanılırken, tanıklığı ifade eden bir belge olarak da değerlendirilmektedir. Testari anlamına gelen Latince kelime olan Testamur, günümüzde hâlâ kullanılmaktadır. “Testify-Tanıklık” kelimesi de buradan gelmektedir.

Osmanlı döneminde diploma terimi kullanılmamıştı; bunun yerine “şahitlik, tanıklık, açık belirti” anlamında Arapça “şehadet” kelimesi ve “yazılı belge” anlamına gelen “nâme” kelimesinin birleşimiyle oluşan “şahadetname” terimi kullanılıyordu. Bu belge, bir olgunun ya da durumun ispatı için yetkili merciler tarafından verilen belge olarak tanımlanıyordu. Örneğin, benim rahmetli babamın “Beyoğlu Sıbyan Mektebi şahadetnamesi” bulunmaktaydı. Günümüzde hala “menşei şahadetnamesi” gibi terimlerde kullanılmaktadır.

Kısaca, diploma, bu yazıda ifade edilen anlamıyla, bir okul müfredatının gerektirdiği tüm derslerden geçer not alarak yüksekokul programını tamamladığınızda, bu başarıyı belgeleyen bir dokümandır. Bu dokümanın sahibi olan İstanbul Üniversitesi, bu süreci başarıyla tamamladığınıza dair antetli bir kağıt ile şahitlik eder.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Diploma İptali: İmamoğlu’nun Seçim Şansı!
+ -
Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.