Sarkaç yeniden hareketleniyor.
Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana demokrasi ile otoriter rejimler arasında gidip gelen sarkaç, son dönemlerde demokrasiyi işaret etmeye başladı. Otoriter yönetimlerin yanı sıra, bazen de faşizmle birlikte popülizmin etkileri hissediliyordu.
Fransa’daki bazı şehirlerdeki yerel seçimler, New York’ta Trump’a rağmen Belediye Başkanı seçilen Mamdani, Polonya ve Brezilya’daki genel seçimler ile İtalya’da aşırı milliyetçi Meloni’nin referandumda kaybetmesi ve Macaristan’da Orban’ın seçimle devrilmesi, otoriter rejimler altında yaşayan halkların yeniden hareketlenmesine neden oldu. Bu olaylar, bir tesadüf mü yoksa uzun süre “ölüyor” denilen demokrasinin geri dönüşüne dair işaretler mi?
“Dünya Bankası’nın 1999-2000 yılı Dünya Gelişme Raporu’nda, dünya ülkelerinin üçte birinden azının demokratik ülkelere sahip olduğu, 1990’ların sonuna gelindiğinde ise bu oranın yüzde 60’ın üstüne çıktığı belirtiliyordu. Neoliberal kapitalizmin etkisiyle, piyasa ilişkileriyle birlikte demokrasinin de yayılacağına dair inanç oldukça yaygındı” (Prof. Ayşe Buğra, Ekonomi Kültür ve Siyasetin İntikamı, Buraya Nasıl Gelindi, Birikim Dergisi Ocak-Şubat 2026, s.14).
Ancak, Dünya Bankası yanılıyor. Demokrasiye yönelik sapmalar artış gösteriyor. Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri de Macaristan.
Kilisede nikah tazelemek
1956, Macaristan için önemli bir dönüm noktasıdır.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler’in etkisi altında kalan ve bağımsızlığını kaybeden Macaristan’da, 1956 yılında halk direnişe geçer. Sovyet tankları Budapeşte’ye girerken, dünya bu duruma tepki gösterse de rejim değişmez.
1956’daki direniş, 1963 doğumlu Viktor Orban’ı derinden etkileyerek, onu ateşli bir komünizm karşıtı olarak siyasete yönlendirir.
“1989 yılında, kendisi gibi komünizm karşıtı olan gençlerin Avrupa burjuva demokrasisi için savaştığını belirtmişti. Orban’ın komünizm karşıtı duruşu, o dönemin ruhuna uygundu; küresel kapitalizmi onaylıyor, özgürlükleri savunan liberal bir çizgi izliyordu” (Ayşe Buğra, adı geçen makale, s.15).
Zamanla ise Hıristiyan kimliği ön plana çıkmaya başladı ve Orban, on yıldır nikahlı olduğu eşiyle kilisede yeniden nikahlanmayı tercih etti. Bu noktada dikkat çeken bir ifade ise:
“İktidarın kötüye kullanılmasını yalnızca Tanrı önler, kuvvetler ayrılığı, yasalar ve anayasalar değil!”
Liberal Enternasyonal’den ayrılarak, Avrupa Hıristiyan Demokratların çatı örgütü olan Avrupa Halk Partisi’ne katılan Orban, demokrasiye ihanet ettiği gerekçesiyle 2021’de bu partiden de atıldı.
“Mafya devlet”
2010 yılında iktidara gelmesinin ardından, Orban tam anlamıyla otoriter bir yönetim tarzı benimsemeye başladı:
– Hukukun üstünlüğü sona erdi.
– Anayasa Mahkemesi, iktidara bağlı hale getirildi.
– Kurduğu “Ulusal Yargı Dairesi” ile yargıç ve savcıların terfi ve atamalarını kontrol altına aldı.
– Üniversite yönetimlerine kendi yandaşlarını atadı.
– Sivil toplum kuruluşlarını ve medyayı ele geçirdi.
– Göçmenleri ve Müslümanları hedef alarak, toplumsal kutuplaşmayı artırdı.
– Kendinin halkı temsil ettiğini savundu.
– Muhalefeti yolsuzluklarla suçladı.
– “Ülkeyi yönetmek için sekiz, on kapitalist yeter” diyerek iş dünyasında kendi çetesini kurdu.
Eski Bakan Malint Magyar ise durumu “Macaristan’ı mafya yönetiyor” şeklinde özetliyor. (Martin Wolf, Macaristan Sandık Başına Gidiyor, 10-16 Nisan, Oksijen, s.15).
Sonunda Macar halkı, Orban’a karşı seçimde sert bir tepki gösteriyor.
Peter Magyar
Otokrat Viktor Orban’ı deviren Peter Magyar, aslında 2024’e kadar Orban’ın partisinde kalıyor.
Temmuz 2024’te ayrılarak, Saygı ve Özgürlük Partisi’ni kuruyor. Kuruluşunun üzerinden bir yıl 266 gün geçtikten sonra, ilk seçimde eski partisini yenerek iktidarı kazanıyor.
Orban, bürokraside, yargıda ve sermayede yeni bir sınıf oluşturmuş durumda. 16 yıldır iktidarın nimetlerinden faydalanan ve yolsuzluklara karışan bir kadro var.
Peter Magyar’ın en büyük zorluğu, bu kadroları temizlemek olacak.
Örnek olur mu?
Orban’ın devrilmesi, onunla iş birliği yapan otokratlar olan Trump, Putin ve Netanyahu için de bir uyarı niteliği taşıyor.
1956’da Sovyet işgaline karşı durarak, hızlı bir şekilde komünizm karşıtlığı ile siyaset hayatına adım atan Orban, 2026 yılına gelindiğinde Putin’in en yakın dostlarından biri haline geliyor!
Çöken demokrasiden yeniden doğan bir demokrasiye evrilen Macaristan, “Demokrasiler Ölüyor” tezine karşı bir başkaldırı örneği sunuyor. Bu noktada akıllarda kalan soru ise:
Benzer özellikler taşıyan diğer otokratik yönetimler de seçimle devrilip, halk yeniden demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, özgürlüklere ve adil ekonomik paya kavuşacak mı?
Peter Magyar’ın zaferi, demokrasinin yok edildiği ülkelerde umut ve sevinç kaynağı oluyor.


Yorumlar kapalı.