İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Dünyada ciddi bir değer erozyonu ve hatta yok oluş yaşanıyor. Bu durumu, aile değerleri, toplumsal dayanışma ve ahlaki değerler sistemi açısından değerlendirmek gerekir. Bu mesele, derinlemesine anlaşılmayı gerektiren büyük bir konudur. Aksi takdirde, yolsuzlukları, yoksulluğu, sokaklardaki suç artışını ve medya ile iletişim kanallarında yaygınlaşan yalanı anlamamız mümkün olmayacaktır.” şeklinde konuştu.
Dervişoğlu, partisinin genel merkezinde gerçekleştirilen Siyaset Akademisi’nin açılışında yaptığı konuşmada, akademide 8 hafta boyunca akademisyenler, siyasetçiler ve uzmanların Türkiye’nin mevcut durumu ve geleceği üzerine düşünce alışverişinde bulunacaklarını ifade etti.
Kalkınmış, adil ve refah bir Türkiye için çaba göstereceklerini belirten Dervişoğlu, Siyaset Akademisi’ne katkıda bulunan herkese teşekkür etti.
Son dönemde beklenmedik birçok gelişmenin yaşandığını vurgulayan Dervişoğlu, şunları söyledi:
“Bugün Ukrayna, Gazze ve İran’da yaşananlar hepimizin malumu. Ancak karamsarlık çözüm değil. Biz de karamsar değiliz. Bunu, ‘değişimlerin hızı arttı’ şeklinde de tanımlayabiliriz. Fakat bu hızlı değişimlere sadece bakmak yeterli değil. Bir dönem evrensel norm olarak kabul edilen pek çok ilke, açıkça itibarsızlaştırılıyor. Uluslararası hukuk kolayca göz ardı ediliyor. Küresel ticaret koruma duvarlarıyla sınırlanıyor. Bu tür bir ortamda güvenlik kaygıları kaçınılmaz olarak artıyor. Çatışma alanlarının en uzaklarında olduğu düşünülen ülkeler bile askeri harcamalarını artırma yoluna gidiyor. Diplomatik kurallar hiçe sayılıyor. Bu durum, gerilimlerin artmasına ve sıcak çatışmaların önlenmesinin zorlaşmasına neden oluyor.”
“Hükümetlerin propagandasına açık hale getirir”
Dervişoğlu, başta terör olmak üzere kitlesel göç, dijital manipülasyon, çevre ve iklim sorunlarının artık sadece belirli bölgeleri değil, tüm coğrafyaları etkilediğine dikkat çekti. Tehditlerin ne zaman ve kimleri etkisi altına alacağının belirsiz olduğuna değindi.
Sosyal ve ekonomik güvencelerden yoksun kalan grupların, bu tehditlere karşı koruma arayışlarını yeniden devlet kapasitesi, toplumsal dayanışma ve milli egemenlik zemininde gerçekleştirdiğini belirten Dervişoğlu, şöyle konuştu:
“Bugün ABD’de Trump’ın iktidara gelmesi, İtalya ve Macaristan’da yaşananlar, İngiltere ve Almanya’daki alternatif sağ partilerin yükselişi bunun bir örneğidir. Avrupa’nın diğer ülkelerinde yükselen milliyetçi ve muhafazakar partiler, iktidara gelemeseler bile mevcut iktidarları ulus devlet çizgisinde siyaset izlemeye zorlamışlardır. Burada bahsettiğim, bu iktidarların mevcut ve olası düşmanca politikaları değildir. Milletlerin ve bireylerin ortak taleplerinden söz ediyorum.”
Türkiye’nin bu değişen konjonktüre uygun bir şekilde hareket etmesi gerektiğini ifade eden Dervişoğlu, değerlendirmesinde şu sözlere yer verdi:
“Reelpolitik anlayışının yeniden öne çıktığı bu dönemde, duygusal yaklaşım, ideolojik takıntılar ve hayalperestlik için yer yoktur. İktidarlardan beklenen, fayda-maliyet analizlerini doğru yapmaları ve dar eğilimlerinin rasyonel karar alma süreçlerini etkilemesine izin vermemeleridir. Ancak güvenliğin öncelik kazandığı bu süreçte, güçlü ve rasyonel hükümetlere ihtiyaç arttıkça, bu hükümetlerin mevcut güçlerini hoyratça kullanma ihtimalleri de artmaktadır. Güvenlik kaygılarının ön plana çıkması, toplumlarda kaos ve belirsizlik duygusunu artırarak hükümetlerin propagandasına açık hale getirir.”
“Siyasetinin en temel olgularından biri milliyetçiliğin yükselmesidir”
Dervişoğlu, günümüzdeki krizlere çözüm ararken milliyetçiliği veya milli kimliği dışarıda bırakmanın boşuna olduğunu belirterek, “Aksi takdirde, hem modernleşmeyi ve kalkınmayı hem de geleneksel değerleri bir araya getiren temel noktayı inkâr etmiş oluruz. Milliyetçilik, kim ne derse desin, geçmişle geleceği bir bütün olarak kuşatan yüksek bir bilincin ürünüdür. Bu nedenle, dünya siyasetinin en temel olgularından biri de milliyetçiliğin yükselmesidir.” şeklinde konuştu.
Müsavat Dervişoğlu, toplumsal barışın temeli olan kültürel uyumu sürdürebilecek ve toplumsal huzuru koruyacak olan tek modelin milli-devlet veya ulus-devlet olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çünkü bu yapı, bireyi topluma duygu ve tarih ile bağlar. Milli devlet, yalnızca bireylere ait değil, ‘bizim, hepimizin’ olandır. Cumhuriyet sevgimizin ve anlayışımızın temeli de o ‘biz’ ve ‘bizim’ olanı yükseltme hedefine dayanmaktadır. ‘Biz’ ve ‘bizim’ olanlar, hem maddi hem de manevi niteliktedir. Fakat bahsettiğim süreçler içinde zarar görmüşlerdir. O yüzden mesele sadece demokrasinin ve özgürlüklerin aşınması değil, dünyada büyük bir değer erozyonu ve yok oluşunun yaşanmasıdır. Aile, dayanışma ve toplumu bir arada tutan ahlaki değerler sistemi üzerindeki bu erozyonu iyi anlamak, büyük bir meselenin farkına varmak anlamına gelir. Aksi halde, yolsuzluğu, yoksulluğu, sokaklardaki suç artışını ve medya ile iletişim kanallarında yayılan yalanları anlayamayız.”
