Sosyal medya platformu X’te yaptığı eleştirel paylaşımlarla dikkat çeken DW Türkçe Muhabiri Alican Uludağ, bu yıl Şubat ayında tutuklanmıştı. 21 Mayıs’ta başlayan davanın ilk duruşmasında tahliye edilen Uludağ, yaklaşık 90 gün boyunca cezaevinde geçirdiği süreyi ve deneyimlerini bizlerle paylaştı. Gözlemlerinin yanı sıra içeride özlem duyduğu şeyleri de anlattı.
Soru: Alican, üç ay süren tutukluluğunun ardından aramıza yeniden katıldın. Geçmiş olsun. Bir yargı muhabiri olarak Silivri Cezaevi’ndeki gözlemlerini merak ediyoruz. Cezaevine girerken ve çıkarken hissettiğin duygular nasıldı?
Alican Uludağ: Cezaevine hangi iradeyle girdiğimi, tahliye olurken de aynı iradeyle çıktım. Tutuklanacağımı öğrendiğimde bunu kabullenmiştim. Cezaevinden çıkarken, haksız yere tutulmuş olmanın getirdiği bir his vardı. Yine de, suç işlemediğim için haklı olmanın verdiği bir güçle çıktım. Cezaevi benim için öğretici bir deneyim oldu. Olumsuz bir durumu nasıl avantaja çevirebileceğimi düşünerek geçirdim bu süreyi. Yargı muhabiri olarak daha önce dışarıdan izlediğim yargı süreçlerini içeriden, bir tutuklu gibi değil, bir merakla gözlemleme fırsatı buldum. Hem mahpusların koşullarını, hem de cezaevinin işleyişini daha iyi anladım.
– Silivri 9 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutukluluğun sırasında bir günün nasıl geçiyordu?
Cezaevi, nerede olursa olsun yaşamın sürekliliğini öğretir. Küçük bir hücrede tek başına olsanız da yaşam devam ediyor. Kendinle yüzleşmeyi öğreniyorsun orada. Dışarıda, hayatın yoğunluğu nedeniyle kendimizden uzaklaşıyoruz ama içeride bu boşluğu doldurmak zorundayız. Daha fazla kitap okuyabiliyor, düşünmeye daha çok vakit ayırabiliyorsunuz. Günüm sabah 8.20’de sayım ve havalandırma kapısının açılmasıyla başlıyordu. İki öğün yemek yiyor, haberleri izliyor, gazeteleri okuyordum. Spor yapmayı da ihmal etmedim. Akşamları genellikle kitap okuyordum.
– Diğer tutuklularla iletişimin nasıldı? Merdan Yanardağ’ı gördüğünü söylemiştin.
Silivri 9 Nolu Cezaevi, Türkiye’nin güncel siyasi tarihinin bir özeti gibiydi. Burada birçok tanınmış isimle karşılaştım. Ekrem İmamoğlu ve diğer tutuklu belediye başkanları ile sık sık karşılaştım. Kısa süreli selamlaşmalarımız oluyordu. Merdan Abi ile havalandırmada sık sık karşılaşıyordum. Ayrıca, içeride tutuklu bir gazeteciyi izlemek oldukça garip bir deneyimdi. İnsan, havalandırmada yürürken çok şey düşünüyor. İlk girdiğimde, Enver Aysever’in koğuşunu görüyordum. O tahliye olduktan sonra, yeni gelen isimler hakkında merak ettiklerim oldu. Silivri’deki koğuşlar genellikle önemli ve tanınmış isimlerle doluydu. Bu durum, muhaliflerin sürekli hedef alındığını gösteriyor.
Tutuklu ve hükümlülerin durumlarını nasıl gözlemledin?
Eğer tutuklanmasaydım, 9 Mart’ta İBB davasını izlemek için Silivri’ye gelecektim. Ama içeride bu süreci takip etmek zorunda kaldım. Gördüğüm kadarıyla, buradaki insanlar büyük bir adalet mücadelesi veriyorlar. Herkes haklı olmanın verdiği bir güç taşıyor ama aynı zamanda haksızlığa uğramanın yarattığı bir öfke de var. Birçok tutuklu, iddianamesinin çıkmasını aylarca bekledi. Bu belirsizlik, kişilerin psikolojisini olumsuz etkiliyor. Herkes, tahliye olursak unutulmayacaklarını söylüyor. Silivri’de derin bir adaletsizlik hissediliyor.
Cezaevi koşullarına dönersek, senin tek başına kaldığın hücre nasıldı? Beslenme ve hijyen gibi temel ihtiyaçlarını nasıl karşıladın?
Silivri 9 Nolu’daki hücrem, beş adımlık bir alandı. İçinde bir banyo bulunuyordu. Tek başına tutulduğum için avluda yürüyüş yaparken yalnızca 18 adım atabiliyordum. İki öğün yemek veriliyor, ancak bunun dışında kantinden alışveriş yapabiliyorduk. Sağlıklı beslenmek adına kendi menümü oluşturdum ve temizlik malzemelerini kendim aldım.
– Diğer koğuşlardaki koşullar nasıldı? Gözlemlerine göre nasıl bir hayat vardı?
Silivri 9 Nolu’da tek başına kalmanın avantajları vardı ancak tecrit altında olmak olumsuzdu. Diğer koğuşlarda ise kalabalık nedeniyle insan sağlığı açısından tehlikeli koşullar söz konusuydu. Kalabalık koğuşlar, hastalıkların yayılmasına, hijyen sorunlarına ve mahremiyetin kaybolmasına neden oluyordu. Türkiye’deki cezaevi koşulları her geçen gün kötüleşiyor.
– Aileni özlediğin kesin. Peki, ailen dışında en çok neyi özledin?
En çok yıldızları izlemeyi özledim. Cezaevinde havalandırma akşam kapandığı için gökyüzüne bakmak yasaktı. Dışarıda yürümeyi, özgürce yazmayı ve basın odasına dönmeyi özledim.
– Haksız yere hayatından üç ay çalındığını düşünüyor musun?
Öfkeli değilim; ancak çocuklarıma yaşatılanları asla unutmayacağım. Üç ayları çalındı, bu da beni üzüyor. Çocuklarımın okula gitmeleri engellendi. Bu süreçte, onlara yaşatılan eziyetin vebalini almak, benim için daha acı bir durum.
– Senden sonra Birgün Gazetesi Muhabiri İsmail Arı’nın tutuklanması hakkında ne düşünüyorsun?
İsmail’in tutuklanması, Ankara’daki gazetecilere verilen bir mesaj oldu. Bu, hem benim hem de onun gibi araştırmacı gazetecilerin hedef alındığını gösteriyor. Gazetecilerin tutuklanması, diğer meslektaşlar üzerinde bir kaygı oluşturdu ve otosansür yaratıyor. Yargının bu hale düşürülmesi beni daha çok üzüyor.
– Dava sürecin devam ediyor. İsmail Arı’nın durumu hakkında ne düşünüyorsun?
İsmail’in aslında tutuklanmaması gerekiyordu. Yazdığı haberler tamamen gazetecilik faaliyeti. İlk duruşmada tahliye olacağına inanıyorum.


Yorumlar kapalı.