1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Kavala Davası: AİHM Önünde Türkiye’nin Savunması

Kavala Davası: AİHM Önünde Türkiye’nin Savunması

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Olayları ve olguları açık bir şekilde adlandırmak, konuyu anlamaya yönelik önemli bir adım teşkil etmektedir. Eğer bu yaklaşımı sistematik bir şekilde uygulayabilirsek, belki Türkiye’yi içinde bulunduğu “miş gibi” durumdan kurtarma fırsatını elde edebiliriz.

* * *

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’de tarihi bir oturum gerçekleştirildi. Bu oturum, Türkiye’nin AİHM kararlarına uymadığı gerekçesiyle Avrupa Konseyi’nin yaptırım sürecini başlattığı ve ceza aşamasına geldiği ilk ülke olması bakımından önemli.

Yaptırım süreci, iş insanı Osman Kavala hakkında verilen AİHM kararlarının uygulanmaması üzerine şekillendi.

AİHM’deki bu oturum, Kavala’nın duruşma talebi ve Türkiye’nin önceki kararlara itirazları üzerine, nihai bir karar verilmesi amacıyla gerçekleştirildi.

Dikkat çekici bir durum ise, Türkiye’yi Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ile Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır’ın savunması oldu. Oturumda yaşananları iahaber’ten Can Öztürk detaylı bir şekilde aktardı.

Bakanlık yetkilisinin Türkiye’yi savunması anlaşılır bir durumken, Bozbayındır için bu durum daha karmaşık bir hal alıyor.

Öğrencilerine AİHM’nin Türkiye’deki davalara müdahil olmaması gerektiğini ve anayasa gereği Türkiye’nin bu kararlara uymama hakkının bulunduğunu nasıl açıklayacağı merak konusu.

* * *

Bozbayındır’ın AİHM’deki savunması da benzer gariplikler taşıyordu.

Savunma yapmak zor bir görev. Türkiye, Gezi ve Kavala davalarını sürekli olarak davaların etrafında dolanarak gündeme getiriyor.

AİHM, Kavala’nın siyasi baskı oluşturmak amacıyla tutuklandığına ve derhal tahliye edilmesi gerektiğine karar vermişken, Türkiye “O eski soruşturmaydı, yenisini açtık” şeklinde yanıt verdi.

AİHM, bu kararında ısrarcı olurken, Türkiye, “Biz o davayı karara bağladık, oradan tahliye edildi, casusluk gerekçesiyle yeniden tutuklandı” şeklinde bir açıklamada bulundu.

AİHM bir kez daha sorduğunda, Türkiye “Casusluk davası Gezi davası ile birleştirildi, ayrı bir dosya oluştu” yanıtını verdi.

AİHM’in tekrar sorması üzerine, Türkiye, “Casusluktan beraat etti, Gezi’den hüküm giydi, artık hükümlü” açıklamasıyla süreci özetledi.

Bu tablo karşısında nasıl bir savunma yapılabilir? Bozbayındır için bu durum son derece zor olmalı!

* * *

Öncelikle Bozbayındır’ın savunmasına bakalım:

Mevcut davaya ilişkin iki ayrı bireysel başvuru şu anda Anayasa Mahkemesi önünde beklemektedir. Başvurucu, farklı fiili durumlara dayalı olarak Anayasa Mahkemesi’nin etkisiz olduğu sonucuna varmaya çalışmaktadır. Ancak rakamlar nettir: Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar verilen 4.876 ihlal kararından 4.868’i tamamen uygulanmıştır.

Yargıtay’ın Gezi’nin bağlamı ve arka planına ilişkin kararlarında belirtildiği üzere, şiddetli ayaklanma hareketlerinden önce, 2011 yılından itibaren belirli hazırlık faaliyetleri yürütüldüğü de vurgulanmıştır.

Nitekim yerel mahkemeler mevcut davada başvurucuyu sadece tuzlu poğaça dağıttığı için mahkum etmemiştir.

Bu dava, uluslararası mahkemelerin ulusal ceza yargılamasının ayrıntılarına girmemesi gerektiğinin iyi bir örneğidir. Çünkü dava dosyalarına ve delillere erişimi olmayan bir uluslararası mahkeme, yargılamanın belirli bir aşamasında hangi tedbirlerin gerekli olabileceğini değerlendirmek için oldukça uzaktır.

30 Mayıs 2013 tarihinde Gezi Parkı’nda polis memurlarına yönelik ilk saldırıların gerçekleştiği gün, iletişim kayıtları başvurucu ile diğer sanıklar arasında bir banka hesabı açılması, fon yatırılması ve protestocular için malzeme temini konusundaki görüşmeleri aktarmaktadır. Bu, şiddetin ilk gününde gerçekleşen lojistik bir koordinasyondur.

1 ve 2 Haziran 2013 tarihlerinde şiddet tırmanmış, çevik kuvvet araçları hedef alınmıştır. 2 Haziran’da iletişim kayıtları, başvurucunun protestocular için masa, sandalye, ses sistemleri ve yiyecek koordine ettiğini göstermektedir. Şiddetin zirveye ulaştığı 11 Haziran 2013’te başvurucunun, ‘Gaz maskesine ihtiyacımız var, standart altı olanlar bile olur’ diyen bir kişiyle konuştuğu tespit edilmiştir.

Başvurucu, bunların temin edilmesi konusunda rehberlik etmiştir. 10, 20 ve 24 Haziran 2013 tarihlerinde başvurucu, Türkiye’ye göz yaşartıcı gaz satışına uluslararası ambargo uygulanmasını tartışırken kaydedilmiştir.

* * *

Böyle okuduğunuzda etkileyici bir görüntü oluşturuyor!

Örneğin, Bozbayındır’ın Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulduğunu göstermek için verdiği rakamlara bakalım.

Sadece sekiz kararın yerine getirilmediğini belirtiyor.

Neden bu sekiz karara özel bir hassasiyet gösterilmiş? Bu sekiz karar arasında AYM’nin Yargıtay tarafından uygulanmayan Can Atalay kararı var mı? Gezi davası söz konusu olduğunda yargıda bir tutum değişikliği mi yaşanıyor? AİHM kararları gibi AYM kararları da “İstersem uygularım” şeklinde mi ele alınıyor?

* * *

Bozbayındır’a göre, Kavala, şiddetin koordinasyonunda önemli bir rol oynamaktadır.

Koordinasyon dediği ise, Gezi Parkı’na gönderilen 20 sandviç, 20 peynirli poğaça, 20 COVID maskesi, bir plastik masa ve bir megafondan ibaret…

Annelerin yemek yapıp getirdiği, evden masaların taşındığı, herkesin temizlikten yeme içmeye kadar her eylemde ortaklaştığı Gezi Parkı’nı böyle koordine ediyormuş.

Bozbayındır’a göre, Kavala, Türkiye’ye göz yaşartıcı gaz satışına ambargo uygulanmasını da koordine etmiş.

Bu bilgi yanıltıcıdır. Uluslararası Af Örgütü’nün açıkça duyurduğu bu kampanyayı gizli bir eylem olarak sunmaktadır.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Kavala Davası: AİHM Önünde Türkiye’nin Savunması
+ -
Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.