(İSTANBUL) Karıncalar Karadeniz Dayanışması, 2026 yılına ait maden ihaleleri hakkında yaptığı basın açıklamasında, bu sürecin yalnızca çevresel sorunlar değil, aynı zamanda yaşam hakkına yönelik ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurgulayarak kamuoyuna çağrıda bulundu. Açıklamada, Madencilik ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından yürütülen ihalelerin, ülke genelinde geniş kapsamlı bir yıkım politikasının parçası olduğu belirtildi.
Açıklamada, 25 Mart 2026 tarihinde gerçekleştirilecek maden ihalelerinin doğa ve yaşam alanları üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekilerek, “Yaşam alanlarımızı, toprağımızı, suyumuzu ve geleceğimizi tehdit eden 2026 maden ihalelerine karşı tüm halkı yaşam hakkını savunmaya çağırıyoruz. İhaleye açılan sahalar, yalnızca doğayı değil, doğrudan insan ve hayvan yaşam hakkını hedef almaktadır.” ifadelerine yer verildi.
“Ormanlarımızın yüzde 70’lik bölümü maden sahası olarak ilan edilmiştir.”
Türkiye genelinde ormanlar, tarım arazileri ve su kaynaklarının büyük bir kısmının maden sahası olarak belirlendiği belirtilen açıklamada, bu durumun bir kalkınma politikası olarak değil, “yıkım ve sömürgeleştirme programı” olarak algılanması gerektiği vurgulandı. “Bugün ormanlarımızın yüzde 70’lik bölümü maden sahası ilan edilmiştir. Bu bir kalkınma politikası değil, açık bir yıkım ve sömürgeleştirme programıdır.” Karıncalar Karadeniz Dayanışması, yürütülen faaliyetlerin yalnızca ekonomik bir süreçle sınırlı kalamayacağını, doğrudan yaşam alanlarına müdahale ettiğini belirterek, “Bu nedenle açıkça ifade ediyoruz: Bu bir madencilik faaliyeti değil, yaşam alanlarının işgalidir.” dedi.
6 Şubat depremlerinin ardından yeniden hayat kurmaya çalışan bölgelerin de maden ihaleleriyle tehdit altında olduğu ifade edildi. Bu durum, “yaşam hakkına ikinci bir darbe” olarak değerlendirildi ve “Depremin yaralarını sarmaya çalışan kentlerde doğayı acele kamulaştırmalarla altüst etmek, halkın yaşam hakkını bir kez daha yok saymaktır.” şeklinde yorumlandı.
Ayrıca madencilik faaliyetlerinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine de dikkat çekilerek, “Madencilik faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgelerde kanser vakalarının arttığı bilinen bir gerçektir. Bu mesele yalnızca doğa meselesi değil, doğrudan yaşam hakkı meselesidir.” denildi.
“Kalkınma değil, yaşamın tasfiyesi”
“Kalkınma” ve “istihdam” vaadiyle yürütülen politikaların gerçekte farklı sonuçlar doğurduğu belirtilerek, “Amaç halkı zenginleştirmek değil; şirketleri büyütmek ve yaşam alanlarını sermayeye devretmektir. Bu nedenle bu bir kalkınma değil, yaşamın tasfiyesidir.” ifadeleri kullanıldı.
“Yaşam hakkı pazarlık konusu olamaz, topraklarımız satılık değildir”
Kasımdaki 2026 COP31 zirvesine de değinilen açıklamada, çevre politikaları ile uygulamalar arasındaki çelişkiye dikkat çekildi. “Bir yanda doğa sistematik olarak talan edilirken, diğer yanda ‘iklim zirvesi’ düzenlenmesi açık bir çelişkidir. Tüm halkı, köylüleri, kentlileri, üreticileri ve yaşam savunucularını birleşmeye çağırıyoruz. Yaşam hakkı pazarlık konusu olamaz, topraklarımız satılık değildir.” ifadeleriyle son buldu.
