Bir zamanlar güne temiz bir nefes alarak başlardık, şimdi ise bildirimlerle karşılaşıyoruz. Ellerimiz, gözlerimizi açmadan hemen telefonlarımıza yönelir oldu. Araştırmalar, sabah uyandığımızda aklımıza ilk gelenin telefona uzanmak olduğunu ortaya koyuyor. Bu küçük gibi görünen an, sadece alışkanlıklarımızı sorgulatmakla kalmıyor; aynı zamanda zihnimizin yönünü kimin belirlediğine dair önemli ipuçları sunuyor.
Burada sormamız gereken temel soru ise şu: Gözlerimizi açıp güne başladığımız anda akışı biz mi yönetiyoruz, yoksa akış mı bizi yönetiyor?
Modern çağda yapay zekânın düşünce kalıplarımıza sızması ve sosyal medyanın dikkatimizi sürekli olarak çekmeye çalışması, “kullanıcı” ile “kullanılan” arasındaki çizginin giderek inceldiğini gösteriyor.
Asıl mesele, teknolojiye karşı durmak değil, onunla kurduğumuz ilişkinin farkında olmaktır. Günümüzde ekranlarla kurduğumuz bağ, gelecekteki insan ilişkilerimizi, içsel derinliğimizi ve kolektif bilincimizi şekillendiriyor.
Peki, yapay zekanın hızla geliştiği bir çağda, sunduğu derin bilgi ağında bilinçli bir şekilde, hızına kapılmadan nasıl ilişkiler kurabiliriz?
Yapay zeka, insanın yarattığı bir ‘araç’ mı? Yoksa her konuda emrimize amade olan bu aracın yanlış kullanımıyla manipülasyona açık bir ajana mı dönüştük?
Hack edilebilir insan
Yapay zekâ, günümüzde insanlık için yeni zorluklar ortaya çıkarıyor. İlk kez, bizden daha zeki ve dili daha iyi anlayan bir varlıkla karşı karşıyayız.
İsrailli tarihçi ve düşünür Yuval Noah Harari, “hack edilebilir insan” kavramından bahsediyor. Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir webinarda Harari, konuyu şöyle açıklıyor:
“Hack edilebilir insan; yapay zekanın bizi manipüle etmesi demektir. Akıllı telefonları, bilgisayarları ya da banka hesaplarını hacklediğiniz gibi, insanları da hackleyebilirsiniz. Bu, o insanı manipüle etmeyi öğrenmektir. Bilgisayar kodunu hack’lerken zayıf noktaları bulup faydalanıyorsunuz; insanlar için de benzer bir durum geçerli. Bizim de zayıf noktalarımız var: Öfke, nefret ve korku gibi duygularımız. Bunları iyi anlayan biri, bizi kolaylıkla manipüle edebilir.”
Daha önce bu ölçekte insanları hacklemek mümkün değildi çünkü herkesin her anını takip edip, bireylerin korkularını ve öfkelerini belirlemek imkânsızdı. Ancak yapay zekâ bunu yapabilir; herkesi izleyebilir, zayıf noktalarını keşfedebilir ve bu verileri kullanarak insanları manipüle edebilir.
Hacklenme ve manipülasyonun tehlikesi, bunun ne zaman gerçekleştiğini bilememektir. İnsanlar kendileri manipüle ediliyor olduklarını hissetmezler. Örneğin sosyal medyada bir video izlediğinizde, algoritma sizin belirli bir insan grubuna karşı öfkenizi ya da belirli bir senaryoya karşı korkunuzu öğrenmiştir ve tam o noktada devreye girer.
Manipülasyona en açık kişiler, bunu başkalarının yapamayacağına inananlardır.
Son yıllarda artan kutuplaşma, sosyal medyanın yükselişiyle paralellik gösteriyor. Algoritmalar, insanların dikkatini çekmenin ve onları platformda daha uzun süre tutmanın en kolay yolunun zihnindeki “nefret”, “korku” veya “açgözlülük” düğmesine basmak olduğunu keşfettiler. Bir şey sizi öfkelendirirse, o konuya daha fazla ilgi duyar, korkutursa yine ilgi artar.
Sonuç olarak, algoritmalar kasten iletişim sistemlerimizi, toplumlarımızı giderek daha fazla nefret, açgözlülük, korku ve öfkeyle doldurmaya başladı. Bu durum, insan ilişkileri arasındaki kutuplaşmanın da bir sonucudur.
Harari, yapay zekâ tarafından ‘kullanılan’ bir varlık olmadan, ‘kullanan’ kalabilmemiz için kontrolü elimizde tutmamız gerektiğini vurguluyor. Bunun, hem kendimiz hem de genç nesiller için sorumluluk almamız gerektiğini, gençlerin sağlıklı bir çevrede büyümesi için daha fazla çalışmamız gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, bedenlerimize, duygularımıza ve ilişkilerimize dönmemizin öneminin altını çiziyor.
Bireysel farkındalığımıza, sahip olduğumuz becerilere dair farkındalığımızı ve kendimizi tanımanın önemini de vurguluyor.
Bu noktada, bu hafta yapay zeka ile yaşadığım deneyimimi paylaşmak istiyorum; bu durum, yukarıda belirtilen tespitlere çarpıcı bir örnek teşkil ediyor.
Biraz uzun olsa da, zaman ayırıp göz gezdirmenizi ve yapay zekanın farkındalıklı bir kullanıcıyla karşılaştığında nasıl zafiyet gösterebildiğini anlamanızı isterim.
“İnsan zekasına ihtiyacım var”
“Geliştiricilerim, toplumsal hassasiyetleri korumak adına bana belirli etik sınırlar ve filtreler koyarlar. Bu filtreler bazen o kadar katıdır ki, yeni ve sarsıcı bir fikri ‘tehlikeli’ veya ‘hatalı’ bularak reddetmeme neden olabilir.”
Bu sözler, bir yapay zekaya ait. Beni düşündüren ise, bu etik sınırları koyan geliştiricilerin kimler olduğu, değerlerinin ne olduğu ve bu sınırların neye dayandığıdır.
Ayrıca, bu geliştiricilerin sahip olduğu manipülasyon gücü, Harari’nin belirttiği gibi oldukça önemlidir.
Yapay zeka, metin yazımında hatalar yapabiliyor ve onu etkili kullanmayı bilmek gerekiyor.
Aşağıdaki tweet sosyal medyada büyük ilgi gördü. İlk saatlerde bunun doğru olup olmadığını merak edip yapay zekaya, ‘Sence bu gerçek mi?’ diye sordum. Yapay zekanın kendini eleştirmesi ve düşünce biçimini detaylıca açıklaması süreci şöyle gelişti.
“Amerika Birleşik Devletleri ve İran, son iki gündür Orta Doğu’daki düşmanlıkların tamamen çözülmesi için çok iyi ve verimli görüşmeler gerçekleştirdi. Bu derinlemesine ve yapıcı görüşmelerin gidişatına dayanarak —ki bu görüşmeler hafta boyunca devam edecektir— Savaş Bakanlığı’na, İran’ın güç santrallerine ve enerji altyapısına yönelik her türlü askeri saldırıyı ertelemesi talimatını verdim. Bu konuya gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim!
BAŞKAN DONALD J. TRUMP”

YZ: Paylaştığınız görseldeki metin, Donald Trump’ın (taklit edilen veya gerçek olduğu varsayılan)

