iahaber Haber Merkezi
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Marmara Cezaevi’nde Ekrem İmamoğlu, Murat Çalık, Merdan Yanardağ ve Alican Uludağ’ı ziyaret ettikten sonra, yargıda hâkim olan “önce hapse atalım, sonra uyduruk delillerle iddianame yazarız” anlayışını eleştirdi. Tanrıkulu, cezaevinde tutulan kişilerin iddianamesiz bekletildiğini belirterek, yargıya duyulan güvenin tarihin en düşük seviyesine indiğini ifade etti.
CHP Diyarbakır Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanvekili Sezgin Tanrıkulu, Marmara Cezaevi’nde gerçekleştirdiği ziyarette, Ekrem İmamoğlu, Murat Çalık, belediye başkanları ve gazeteciler Merdan Yanardağ ile Alican Uludağ ile bir araya geldi.
Ziyaret sonrası düzenlenen basın toplantısında Tanrıkulu, şunları kaydetti:
“Marmara Cezaevi’nde Ekrem İmamoğlu, Murat Çalık, belediye başkanlarımız ve gazeteci dostlarımız Merdan Yanardağ ile Alican Uludağ’ı ziyaret ettim.
Şu anki dönem, hukuk, adalet, vicdan, ahlak ve geleneklerle açıklanamayacak bir süreçtir.
Bir anlayış var ki, “İnsanları önce hapse atalım, sonra uyduruk delillerle bir iddianame yazarız.”
Hukukun bu denli ihlal edildiği başka bir dönem hatırlamıyorum.
Bugün, savcılık ve hakimlik makamlarına duyulan güven tarihin en düşük seviyelerine gerilemiş durumda. Cumhuriyet tarihi boyunca bu kadar güvensiz bir ortamla karşılaşılmamıştı. Olağanüstü dönemlerde ve OHAL süreçlerinde bile durum bu kadar kötü olmamıştı. Daha önce kapısını çaldığımız yargıçlar, hakimler ve savcılar vardı; saygı gösteren ve kapıya kadar uğurlayan insanlar bulunuyordu.
Ancak şimdi savcıların kapısını çalamıyorsunuz. Önlerinde bariyerler var ve derdinizi anlatabileceğiniz kimse yok. Bu nedenle, uyduruk iddianamelerle insanlar aylarca cezaevinde tutulmakta. İddianamesi yazılmadan cezaevinde bekletilen belediye başkanları mevcut. Tam 10 aydır içerideler. Eğer iddianame yazamıyorsanız, neden tutukladınız? Neden gözaltına aldınız?
Uşak, Kuşadası, Antalya ve Adana’da işlendiği iddia edilen suçların yargı yeri İstanbul olarak belirleniyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, neredeyse Türkiye’nin başsavcılığı gibi hareket ediyor.
Tüm bunların anayasal düzene karşı suç teşkil ettiğini tekrar vurgulamak isterim. Bu davalar açısından anayasal düzene karşı suçun tüm unsurlarının oluştuğunu gözlemliyoruz.”



