Dün sabah birçok Türk ve Kürt gibi duygusal bir ruh haliyle uyandım ve beni bekleyen güzel bir sürprizle karşılaştım.
Sezen Aksu’nun yeni albümü piyasaya sürülmüştü.
Albümün ismi beni derinden etkiledi
Albümün ismi beni hemen etkisi altına aldı.
“Biz de Yeniden Başlarız…”
Bu ifade, dünyada hızla yayılan yeni bir “zamanın ruhu” mottosu haline gelebilir.
Popülizmin yarattığı karanlık duygulardan kurtulma isteği giderek artıyor.

Kapakta sürpriz bir isimle karşılaştım
Albüm kapağında uzun zamandır görünmeyen ünlü bir reklamcı olan Ali Taran’ın adı yer alıyor.
Sade ve şık bir tasarıma sahip olmuş.
Albümdeki 4-5 şarkıyı oldukça beğendim.
En sevdiğim parça “Canım Olmaz Ki”
Ancak en çok “Canım Olmaz ki” parçasını sevdim.
Bu, bir “güle güle” şarkısı niteliğinde…
“Senin de bir raf ömrün, bir son tarihin var” diyor.
Aynı zamanda köprüleri ve umutları yıkma teması da içeriyor.
“Bekleme. Ne aynı yerdeyim, ne de aynı halde…”
Bu sözleri bir kadın söylüyor ve eğer bir erkek olarak dinliyorsanız, insana dokunuyor.
Umudunu kaybetmeyenler için sert bir parça
Umudunu kaybetmeyenler için bu sözler oldukça sert ve acımasız.
“Hiçbir şey ölü bir aşk kadar ölü değildir” cümlesi ile de pekişiyor.
Bir erkek de “Döndüm ki döndüğüm yerde değilim…” diye yazmıştı.
Şarkı çok güzel ve en iyisi ileriye bakmak.
79 yaşındaki bir erkeğin kaç “Kiraz Mevsimi” kalır?
İleriye bakmak gerek ve albümde bu temayı işleyen bir parça da var.
“Kiraz Mevsimi…”
“Bir daha gelmez ki geri genç baharlar
Kim bilir önümüzde kaç kiraz mevsimi var…”
Bu, bir “Sakura” şarkısı olarak tanımlanabilir.
Fuji Dağı eteklerindeki kiraz ağaçlarının bahar manzarasını akla getiriyor.
Bir İzmirli olarak nakaratı değiştirdim
Ben bir İzmirli olarak bu şarkının nakaratını şu şekilde yorumlayacağım:
“Kim bilir önümde kaç papatya mevsimi var…”
Bana göre Egelilere en uygun nakarat budur.
Diğer sevdiğim parçalara gelince…
“Sizli Bizli”, “Mış Gibi” ve “Yani…”
İyi ki varsın Sezen Aksu.
İyi ki benim İzmirli hemşehrimsin.
İsmail Küçükkaya ile Barcelona’da üç güzel gün
Geçtiğimiz hafta böyle bir ruh haliyle Barcelona’daydım.
Son yıllarda hazır giyimde büyük bir atılım gerçekleştiren tanıdık bir markanın davetlisiydik.
Mango, davet eden marka oldu.
Tanıdık diyorum çünkü Türkiye’den İspanya’ya göç etmiş bir aile tarafından kurulmuş bir marka.
LVMH bölgesinde dikkat çekici bir marka
New York’a son gittiğimde Beşinci Cadde’de büyük bir mağazalarını görünce hayret etmiştim.
Lüksün en büyük markalarının yanında yer alarak büyük bir mağaza açmışlardı.
İçeri girip dolaşmıştım.
Bizler için fiyatların oldukça yüksek olduğu bir bölgede, makul fiyatlarla kaliteli ürünler sunuyorlardı.
Son dönemdeki atılımları ile Zara seviyesine ulaşmışlardı.
Ertuğrul Özkök
Toprak zeminde tenis izlemek harika bir deneyim
Mango, “Barcelona Open” turnuvasının sponsoru olmaya başladı.
Fransa, İspanya, İtalya ve Türkiye’den bazı gazetecileri bu etkinliğe davet ettiler.
Türkiye’den ben, İsmail Küçükkaya ve Oksijen gazetesinden Elif Ergu davet edildik.
Daha önce Monte Carlo ve US Open’da tenis maçları izlemiştim.
Ancak toprak zeminde böyle güzel bir yerden izleme fırsatı bulmak ilk oldu.
Şimdi televizyonda izlediğim tenis maçlarındaki o heyecanı çok daha iyi anlıyorum.
Carlos Alcaraz
Alcaraz’ı izlememek büyük kayıp oldu
Tenis dünyasının yeni yıldızı Alcaraz’ın maçını izleme fırsatını kaçırdık.
Zamanlamamız uymadığı için onun maçına gidememek üzücüydü.
Tenis turnuvaları ve Formula 1 yarışları, artık büyük bir eğlence ekonomisi haline gelmiş durumda.
Türkiye’den gidenlerin oluşturduğu marka büyüyor
Orada bir kez daha gördüm ki, Türkiye’den giden iki kardeşin kurduğu bu marka, İspanya’nın önde gelenleri arasında yer alıyor.
Büyük bir lojistik merkezi var.
Barcelona’nın en büyük meydanında binaların tepesinde markalarının adı yer alıyor.
Mango ailesi, Türkiye ile ilişkilerini asla koparmamış.
Türkiye’deki mağaza sayıları 70’i geçmiş durumda.
“Türkiye’deki işlerimizden çok memnunuz” diyorlar.
Galliano’nun Zara’ya katılması Mango’yu etkiledi mi?
Giyim sektörü tarihi bir değişim döneminden geçiyor.
Lüks giyimde ciro kayıpları yaşanıyor.
Bazı insanlar lüksten uzaklaşmaya başladı.
Lüks markalar, yenilikçi tasarımcılarla işbirliği yapmaya yöneliyor.
Zara, ünlü tasarımcı John Galliano ile çalışmaya başladı.
Mango yöneticilerine “Sizin de böyle bir tasarımcı ile işbirliği yapma planınız var mı?” diye sordum.
“Hayır, biz kendi tasarım ekibimizle çalışıyoruz” yanıtını aldım.
Hazır giyimde “yeni Zeitgeist” dönemi
Ertesi gün, Barcelona’daki mağazalar


Yorumlar kapalı.