1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Philip Arditti: Yurt Dışında Başarı ve Kimlik Mücadelesi

Philip Arditti: Yurt Dışında Başarı ve Kimlik Mücadelesi

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yurt dışında oyunculuk kariyeri yapmak, dışarıdan bakıldığında kolay görünse de, gerçekte pek de öyle değil. En deneyimli oyuncular bile yurt dışında mesleklerini sürdürmekte zorlanabiliyor. Öte yandan, mükemmel yabancı dil bilgisine sahip, prestijli okullarda eğitim almış genç yetenekler, uluslararası arenada kendilerine yer bulamayarak ülkelerinde tanınmış isimler olabiliyor. Bu zorlukları aşan bir isim ise Philip Arditti. Türkiye kökenli bir Musevi olarak, bu durum onun ismini sıradan bir Türk isminden ayırıyor. Dizi projelerinde yer almış olsa da, Türk olduğunu anlamadığınız bu isim, anadilini çok seven ve göçmenlik deneyimlerinin zorluklarını yaşamış biri. 20 yıldır Londra’da yaşayan Arditti, kendi tiyatro ekibini kurmuş ve başarılı oyunlar sahnelemiş olsa da, Türkiye’deki tiyatro ve sinema kültürünü özlediğini dile getiriyor.

Aynı zamanda Eddie Redmayne, Benedict Cumberbatch ve Natalie Dormer gibi tanınmış İngiliz oyuncularla birlikte projelerde yer alıyor.

– İsminden başlayalım mı? Yurtdışında kolay bir durum gibi görünebilir ama Türkiye’de “Philip Arditti” olmak nasıl bir deneyim? Bu soruyu, alışılmadık bir isme sahip birinin bakış açısıyla soruyorum…

Gerçekten de derin bir konuya girdin. Türkiye’de “Philip” olmak benim için farklı bir deneyimdi. İsim farklılığı, insanlarla olan ilişkimde bir mesafe oluşturuyordu ve sürekli olarak bu durumu açıklamak zorunda kalıyordum. Bu süreç benim için kolay olmadı; hem olumlu hem de olumsuz yanları vardı. Önyargılarla baş etmek zorunda kaldığımı hissettim. Ancak bu önyargılar, insan doğasının bir parçası. Adı Charlie olan bir Türk ile tanıştığımda ben de duraksarım. Türkiye’de insanlara daha kolay soru sorma alışkanlığı var; gençliğimdeki politik doğruculuk kibarlığı zaten fazla yoktu. Bu nedenle tanıştığımda hemen “Nasıl bu kadar iyi Türkçe konuşuyorsun?” sorusu ile karşılaşıyordum. Evet, iyi konuştuğumu biliyorum, uzun zamandır Türkçe konuşuyorum. “Ne zaman geldin buraya?” sorusu da peşinden geliyordu. Üç haftalıkken Türkiye’ye geldim.

– Pozitif yanları ne?

İsmim, kimliğimi taşımak açısından Türkiye’de önemli bir şeydi. Azınlık olduğunda iki seçenek var: Ya kimliğini gizlemek ya da onu gururla taşımak. İsmim, azınlık kimliğimi gururla taşımaya zorladı beni. Eğer adım Metin olsaydı, kimse sorgulamazdı. Bazen zorlandığımda göbek adım İshak’ı kullanıyordum, ama ismin getirdiği durum benim için mutluluk vericiydi: Ben Musevi’yim. Türkiye’de büyüdüm ve bu ülkenin bir parçasıyım. Kendimi burada güvende hissediyorum ve bunu her fırsatta vurgulamak istiyorum. Bu ülkede adı Philip olan, burada yaşayan, bu dili sahiplenen insanlar da var. Ancak 20 yıldır Türkiye’de yaşamıyorum ve bu durum benim için acı verici. Türkiye ile olan bağlantım daha sıkıydı; çocuklarım olmadan önce yılda birkaç kez İstanbul’a gidip uzun süre kalıyordum. Senin de benzer hisler taşıdığını düşünüyorum.

– Kesinlikle var. İsmin, kökenlerin ve anlamların üzerine kurulu sohbetler yapmışımdır. Göbek adım yok! Peki, isim açısından dezavantajları olmayan bir hayat sürmek seni mutlu ediyor mu?

Kimliğimi taşımıyor olmam garip bir şekilde beni rahatsız ediyor. Çünkü Philip burada oldukça yaygın bir isim. Kimse bunu fazla sorgulamıyor. Bu durum biraz garip. Ben kimlik fanatiği biri değilim; ancak bu konuya dair deneyimlerimi paylaştım.

– Çok kültürlü bir geçmişin var. Cenevre’de doğmuşsun, bebekken İstanbul’a gelmişsin ve İtalyan kökleriniz olduğu söyleniyor. Şu anda Londra’da yaşıyorsun. Tüm bu kimlikleri oyunculukta harmanlamak işini kolaylaştırıyor mu? Yoksa bu kimliklerden sıyrılıp başka biri olmak mı seni rahatlatıyor?

Yüzde yüz rahatlatıyor. Son on yılda sahneye çıkmak benim için bir mola oldu. Bunu yalnızca Philip Arditti olarak söylemiyorum. Hayatım oldukça meşgul; çocuklarım var, yazıyorum, oynuyorum, prodüktörlük yapıyorum… Ama sahnede ne yapacağım ve kim olacağım belirli. Egzistansiyel kimlik arayışları ile yaşamıyorum ama sahnede olmak benim için bir tatil gibi; tek bir konuya odaklanıyorsun. Bu benim için oldukça keyifli.

– İlk başlarda sahnede ana dilini arıyor muydun?

Evet, hala arıyorum. Bu benim için gerçekten zor. Burada Türkçe dersleri veriyorum, biraz Türkçe kullanıyorum ama özlüyorum. En son 2012’de ATV’de Berkun Oya’nın yazdığı “Son” dizisinde yer aldım. Ardından Reha Erdem’in “Şarkı Söyleyen Kadınlar” filminde rol aldım. Türkçe oyunculuk yapmak benim için çok değerli çünkü Türkçe benim %100 ana dilim. 19 yaşına kadar İstanbul’da yaşadım; o dönem hayatımda çok önemliydi. Sonraki 20 yılım Londra’da geçti ama bu iki dönem birbirinden çok farklıydı.

– Çocukların için durum nasıl?

İki kızım var ve eşim İtalyan. Hem ben hem de eşim göçmeniz. Göçmenliğin getirdiği hasret ve farklı kültürlerden gelmenin etkisi kızlarımda yok; onlar tamamen İngiliz.

– Dünyada göçmenlikle ilgili pek çok sorun var ama sanat dünyasında bu konuya romantik bir bakış açısı var. Bu nedenle pozitif ayrımcılığa uğradığın oldu mu?

Profesyonel anlamda pozitif ayrımcılıktan bahsedemem ama ilk başlarda piyasa, hangi rollerin bana uygun olduğuna karar verdi ve bu sayede endüstride hızlı bir şekilde yer edinebildim. Başlangıçta, göçmen veya yabancı karakterleri canlandırmak benim için bir sorun gibi görünse de zamanla bunun değerli bir fırsat olduğunu fark ettim. Oyuncu olarak bir alanda başarılı olmak ve tanınmak çok kıymetli. Başlarda aynı rollerde sürekli göçmen karakterleri oynamama sinirleniyordum ancak sonra anladım ki benimle birlikte okuldan mezun olan Avrupalı arkadaşlarım rol ararken ben oyunculuğumu sergileme fırsatı yakalamışım. Bu açıdan iyi bir başlangıç oldu ve daha çeşitli kimlik bazlı olmayan rollere geçiş yaptım. Yabancı olmayı da seviyorum; üçüncü bir göz olmak, farklılıkları görmek ve dışarıdan bakabilmek hoşuma gidiyor. Türkiye’de de biraz öyleydim; bir azınlık olduğum için bu durumu burada da buldum. 20 yılda yerleştiğim için şimdi Türkiye’ye dışarıdan bakabileceğimi düşünüyorum. Bu nedenle Türkiye’de yeniden projelerde yer almak istiyorum; çünkü kültür tamamen öğrenilen bir şey ve bu bağlantıları görmek benim için çok değerli.

– Türk sineması ve tiyatrosu hakkında dışarıdan baktığında neler görüyorsun?

Son zamanlarda Türkiye’ye gelip çok fazla oyun izleyemedim ancak buraya gelen oyunları takip ediyorum. En son “Sesler” oyununu izledim; oldukça etkileyiciydi. Ayrıca Paris’te “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” oyununu izledim, o da keyifli

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Philip Arditti: Yurt Dışında Başarı ve Kimlik Mücadelesi
+ -
Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.