Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ziyareti, yerel medyada “Erdoğan kalabalık için Türkiye’den insan getirdi” şeklinde yorumlanırken, adada devam eden yasa dışı ilişkiler iddiaları gündemden düşmüyor.
Bugün Kıbrıs Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni Ayşemden Akın ile yaptığı röportajda Türkiye’deki bazı AKP’li siyasetçilere yönelik iddialarda bulunan Halil Falyalı’nın finans müdürü Cemil Önal’ın cinayete kurban gittiği bildirildi.
‘AKIN’IN CAN GÜVENLİĞİNE ÖZEN GÖSTERİYORUZ’
CHP Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan, Cumhuriyet’ten Doğa Öztürk’e açıklamalarda bulundu. Tan, Türkiye ve KKTC’nin son zamanlarda ciddi bir siyasi skandalla çalkalandığının altını çizdi. “Kuzey Kıbrıs’ın tanınmış suç baronu Halil Falyalı’nın kara kutusu olarak adlandırılan Cemil Önal, koruma altında olduğu Hollanda’da infaz şeklinde bir cinayetle hayatına son verildi. Olayın tanıkları ve ilgili otelin sahibi, cinayet olayı ile ilgili şok edici detaylar aktardı. Cemil Önal, Halil Falyalı ile başlayıp, Maksut Serim, Hakan Fidan ve belki de daha üst düzey isimlere değinen bir ‘kaset şantajı’ skandalını ifşa ettiği için hedef seçilmiş olabilir. Ayrıca, Önal’ın iddialarını paylaşan KKTC’li gazeteci Ayşemden Akın’ın da tehditler aldığı ve bu durumu KKTC yetkililerine bildirdiği bilgisi endişe verici” diye konuştu.
‘YARGIYA TAŞINMALI’
Cemil Önal’ın Türkiye’den bir milletvekiliyle görüşeceği iddiaları üzerine konuşan Tan, cinayetin zamanlamasının bu görüşme ile ilintili olabileceği yönündeki düşüncelerini paylaştı. “Bu konu, kamuoyunu yakından ilgilendiriyor. Hem yargıya intikal etmeli hem de TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmalıdır. CHP olarak, konunun derinlemesine araştırılması için TBMM’ye sunduğumuz önerge AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Görülen o ki, iktidar bu meseleyi bir an önce kapatmak ve unutturmak istiyor” dedi.
‘ULUSAL GÜVENLİK AÇISINDAN ÖNEMLİ’
Doksanlı yıllardan bile karanlık bir dönemde olunduğuna dikkat çeken Tan, iktidar kademesindeki bazı isimlerin, kirli işlerle anıldığını belirtti. “Hükümet, halka hesap verme ihtiyacı duymuyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kurumlarının, siyasi çıkarlar için kullanılması kabul edilemez. Bu duruma karşı sessiz kalmamız mümkün değil. Ayrıca, Türkiye’nin üst yönetiminde bulunanların elinde şantaj malzemelerinin dolaşması, yalnızca bir itibar kaybı değil, ulusal güvenlik açısından da kritik bir meseledir” ifadelerini kullandı.
Tan, 1996’daki Susurluk Skandalı’na atıfta bulunarak, bu tür iddiaların yargıya intikal etmesi gerektiğini vurguladı. “Susurluk sonrası hesap verme ilkesinin önem kazanmıştı. Ancak şu an karşılaştığımız durum, esasen Susurluk’u bile gölgede bırakacak kadar kötü. Bu korkunç iddiaların gün yüzüne çıkması için el birliğiyle mücadele edeceğiz” dedi.
‘TEK VAADİ MİNİ KÜLLİYE’
KKTC’yi sarsan skandal ve bazı Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanıma sürecine ilişkin konuşan Tan, bu durumun arka planda bir bağlantı olduğunu düşündürdüğünü belirtti.
Tan, Erdoğan’ın KKTC ziyaretine ilişkin olarak, “Kıbrıs Türklerinin bu duruma güvenmediği ve Erdoğan’ın ‘4. Sarayı’ olarak adlandırdığı mini külliye, onun KKTC’ye sunduğu tek şey gibi görünüyor. Erdoğan’a olan tepki o kadar derin ki, yurtiçinde yaptığı kalabalık mitinglerin aksine, KKTC’de benzer bir kalabalığı toplaması oldukça zor. Eğer Türkiye’den insanları KKTC’ye getirerek kalabalık oluşturduysa, bu durumun ortaya çıkması kimseyi şaşırtmaz” ifadelerini kullandı.

Yorumlar kapalı.