Kurban Bayramı tatili süresince Türkiye’nin geniş bir kesimi, Kemal Kılıçdaroğlu fenomenini tartışma fırsatı buldu. Politik, sosyolojik, ekonomik ve patolojik bakış açılarıyla yapılan analizler, ülkenin birçok psikologu tarafından Kılıçdaroğlu’nun eylemleri üzerinden yürütüldü.
Bu tartışmalar genellikle “İnsan nasıl olur da böyle bir şey yapabilir?” sorusuyla başlarken, “Olur ama bu kadarı olmaz ki!” gibi hayret ifadeleriyle son buldu.
Tartışmaların temelinde ağır bir eleştirel üslup vardı. İlginç bir şekilde, yıllardır “Bay Kemal”i sert eleştirilerle yerden yere vuran AKP yanlısı medyanın bu sefer sessiz kalması, Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarının canlı olarak yayınlanması dikkat çekti.
Bu durum, Türkiye’de siyaset zeminini sarsan büyük olayların arkasında kimlerin olduğunu anlamaya yönelik bir aydınlanma sürecini başlattı.
Politik operasyon
Gerçekleri net bir şekilde görmekte fayda var: Kılıçdaroğlu’nun yargı mekanizması kullanılarak CHP’nin başına getirilmesi, AKP’nin demokrasiyi ihanet sürecinin son halkası olarak değerlendirilmektedir. Kılıçdaroğlu olmadan CHP’nin birinci parti olma ihtimali, İstanbul’da İmamoğlu’nun yeniden seçilmesi ve genç lider Özgür Özel’in etkileyici üslubu, birçok şeyin mümkün olabileceğini gösteriyor.
Ayrıca, AKP’nin artık enerjisinin tükendiği, Türkiye’nin jeopolitik konumunun ve güvenilirliğinin ciddi bir tehlike altında olduğu da ifade ediliyor.
Bu durumda, Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesi ve 13. kez yenilmesi, 14. kez bir felakete yol açacak mı? Yeter ki vicdanı ve onuru buna izin versin!
Ders alınacak olay
Bu noktada, ben de soruyorum: İnsan nasıl böyle bir şeyi yapabilir?
Amerika’da öğrencilik yıllarımda yaşadığım bir olayı anımsıyorum.
Bir gün, iyi bir üniversitede eğitim alırken, aramıza saf bir memleket çocuğu katıldı. O da kendi alanında doktora yapmak üzere gelmişti. Kısa bir süre içinde Amerikalı bir kız arkadaşı oldu.
Kızın ona ilgisi açıkken, bu genç adam sert ve hoyrat bir tutum sergiliyordu. İlişki bir türlü yolunda gitmedi. Sonunda, kız ümidini kaybedip ayrılmaya karar verdi ve genç adam yalnız başına kaldı.
Belki de bu yüzden, kıza olan aşkı birden kabardı. Ancak çok geçti! Her türlü çabayı gösterdi, hediyeler aldı, ama kız buna kayıtsız kaldı.
Kız başka bir yere taşındı, ama o, gece gündüz aramaya devam etti. Sonunda, konu üniversite polisinin gündemine geldi. Polis, kızı rahatsız etmeye devam ederse suç işlemiş sayılacağı ve sınır dışı edileceği uyarısında bulundu.
Genç adam, telefon etmeden yaşayamadığını itiraf etti. Psikolojik yardıma ihtiyacı olduğu ortaya çıktı. Arkadaşları olarak, onun evinde bir süre nöbet tutmak zorunda kaldık. Sonunda, sömestri bitti ve herkes kendi yoluna gitti.
Merhametin sınırları
İnsanların yapmamaları gereken şeyleri inadına yaptıklarını gördükçe, bu yaşanmış hikâye aklıma gelir.
Seksenli yaşlarımda, insanoğlunun zaaflarını öğrendim. Öfkeyle değil, merhametle yaklaşıyorum onlara ve çoğu zaman sadece “vah vah” demekle yetiniyorum.
Ancak bazen benim de sınırlarım zorlanıyor; “Olur ama bu kadarı da olmaz ki!” diyorum.


Yorumlar kapalı.