(ANKARA) – Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Özgürlük için Hukukçular Derneği’nden (ÖHD) yapılan ortak açıklamada, “Yaşam ve sağlık hakkı ihlallerine yol açan ceza infaz sistemi uygulamalarından vazgeçilmelidir” ifadelerine yer verildi.
Sağlık meslek örgütleri, insan hakları dernekleri ve hukuk kuruluşları, hapishanelerde meydana gelen “hak ihlalleri” ile ilgili ortak bir bildiri yayınladı. Açıklamada, Türkiye’deki hapishanelerin sadece bireylerin özgürlüklerinin kısıtlandığı yerler değil, aynı zamanda birçok insan hakları ihlalinin yaşandığı alanlar haline dönüştüğü vurgulandı.
Açıklamada, “Türkiye’de hapishaneler insanların özgürlüklerinden mahrum bırakıldığı yerler olmanın yanı sıra birçok insan hakları ihlalinin yaşandığı mekânlara dönüşmüştür. Şüpheli ölüm vakaları, kamuoyunda ‘Kuyu Tipi’ hapishanesi olarak bilinen Yeni Tip Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumları’nda devam ettirilen tecrit politikaları, hasta mahpusların tedavilerinin ve tahliyelerinin engellenmesi, idare ve gözlem kurulları tarafından verilen infaz uzatma kararları, hapishanedeki ihlallere karşı gerçekleştirilen açlık grevi eylemlerinin kritik bir aşamaya gelmiş olması; hapishanelerde kronik hale gelmiş sorunların bir devlet politikası olarak sürdürüldüğüne işaret etmektedir” denildi.
Açıklamada, ağır tecrit koşullarının sistematik bir uygulama haline geldiği belirtildi. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesi, taraf devletlere öldürmeme, yaşamı koruma ve ölümü soruşturma yönünde üç tür yükümlülük getirmektedir. Bu bağlamda, tutuklu ve hükümlülerin insan onuruna yaraşır koşullarda tutulmalarının sağlanması gerektiği vurgulandı.
Hapishanelerde mahpusların en temel haklarına erişimin engellendiği, ağır tecrit koşullarının yaygınlaştığı ifade edildi. Kırşehir S tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Rojhat Babat’ın iki kez intihar girişiminde bulunduğu ve 1 Nisan 2026 tarihinde Kayseri’deki Şehir Hastanesi’nde yaşamını sonlandırdığı bilgisi paylaşıldı. Ayrıca, intihar girişimi sonrası aileye bilgi verilmediği ve cenazenin ikinci otopsi talebinin reddedildiği iddia edildi.
Özellikle tek kişilik hücrelerde tutmanın, sosyal izolasyonu artıran ve mahpusların ruhsal durumunu olumsuz etkileyen bir tecrit rejimi yarattığı ifade edildi. Kamuoyunda Kuyu Tipi Hapishaneler olarak bilinen Yeni Tip Yüksek Güvenlikli Cezaevleri’nin tek kişilik tecrit modeline dayandığına dikkat çekildi.
Açıklamada, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmaması sonucunda mahpusların açlık grevi eylemi gerçekleştirdiği kaydedildi. Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan mahpusların, bu hapishanelerin kapatılması ve mahpusların farklı cezaevlerine sevk edilmesi talebiyle süresiz açlık grevi başlattığı belirtildi. Uzun süreli açlık grevlerinin sağlık sorunlarına yol açtığına ve mahpusların yaşam durumlarının kritik bir noktaya geldiğine dikkat çekildi.
Hasta mahpusların sağlık hakları üzerindeki ihlallerin günden güne arttığına da değinildi. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerin, mahpuslara gerekli tıbbi yardımı sağlama yükümlülüğünü açıkça belirttiği hatırlatıldı. Tedaviye erişimde yaşanan gecikmeler ve hapishane koşullarının sağlık sorunlarını ağırlaştırmasının telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurduğu vurgulandı.
Ortak açıklamada, hapishanelerde yaşanan şüpheli ölüm vakaları ile ilgili etkin bir soruşturma yürütülmesi gerektiği ifade edildi. Ayrıca, hasta mahpusların tedaviye erişim haklarının güvence altına alınması ve bağımsız sağlık kurulu raporlarının esas alınarak tahliyeleri önündeki yasal ve idari engellerin kaldırılması gerektiği belirtildi. Hapishanelerdeki ihlallerin izlenmesi için sivil toplum örgütlerinin yer aldığı bir denetim mekanizması oluşturulması talep edildi.

Yorumlar kapalı.