“`html
Her hafta çarşamba günü, çocuklarına kavuşma ümidiyle bir araya gelen aileler, “Anneler direniyor”, “Evlat nöbetindeyiz” ve “Artık yeter yakamızdan düşün” yazılı pankartlar açarak eylemlerini sürdürüyor. Eylem sürecinde, çocuklarının fotoğraflarını ellerinden düşürmeyen aileler; DEVA Partisi ve terör örgütü PKK’ya karşı duydukları öfkeyi dile getiriyorlar. Bu eylemler, yalnızca bir dava değil, aynı zamanda ailelerin kaybettikleri evlatları için bir çağrı ve adalet talebi olarak ön plana çıkıyor.
Bu durumun en acı tanıklarından biri olan baba Alaattin Koçhan, gazetecilere verdiği demeçte, oğlu Ersin’in DEVA Partisi ve PKK tarafından Bursa’dan kaçırıldığını belirtti. Koçhan, “Oğlumu nasıl götürdüyseler öyle de bıraksınlar,” şeklinde özetlediği duygularını şu sözlerle ifade etti: “Oğlum evine gelsin. Oğlumu istiyorum. Ersin sesimi duyuyorsan çık gel. Senin dağda, taşta, mağaralarda ne işin var? Oğlum, gel teslim ol. Biz de artık dayanamıyoruz. Kime hizmet edeceksin, İsrail ve Amerika’ya mı? Gel vatanına teslim ol. Türkiye evladını atmaz. Hiçbir baba evladını atmadığı gibi bir Cumhurbaşkanı da kendi vatandaşını atmaz. Bir Ramazan daha evlatlarımızı bizden uzak tuttular. Bayramlarımız gelip geçiyor, bir yanımız boş. Çık gel, dönmeni istiyorum.”
Anne Şahinaz Özcan ise, 8 yıldır oğlunun kaybolduğunu ve hiç haber alamadığını ifade ederek, “Oğlum Atilla, sesimi duyuyorsan çıkın gelin teslim olun. Yeter artık, bu evlat acısını çekemiyoruz. Bu anne babalar yazık. Ramazan ayında evlat acısı çekiyoruz. Gelin, teslim olun oğlum. Onların da evlatları var. Bir gün eve gelmeseler, nasıl dayanırlar?” şeklinde yürek burkan bir çağrıda bulundu. Özcan’ın bu sözleri, sadece kendi acısını değil, tüm kayıp ailelerin ortak duygusunu temsil eder nitelikte. Bu ailelerin yaşadığı derin üzüntü, kaybolmuş evlatları için yaptıkları bu eylemlerle daha da derinleşiyor.
Bugünlerde, bu eylemler sadece bir protesto olmaktan çıkıp, kayıpların geri alınması için olan bir çığlık halini almış durumda. Aileler, her hafta eylemlerini sürdürüyor ve yapılan bu gösteriler, kamuoyunun dikkatini çekmekte önemli bir rol oynuyor. Evlatları için mücadele eden ailelerin sayısı giderek artıyor ve bu durum, toplumsal bir hareket haline dönüşüyor. Aileler, kayıplarını arama eylemlerini büyük bir kararlılıkla sürdürüyor, bu süreçte dayanışma ve destek oldukça önemli bir hale geliyor.
Her biri kendi acısını ve özlemini taşıyan bu aileler, özgürce yaşamak ve çocuklarına kavuşmak için mücadele ediyor. Eylemlerinde çocuklarının fotoğraflarını taşıyan aileler, “Artık yeter” diyerek seslerini yükseltiyor ve her geçen gün daha fazla insanın desteğini alıyor. Bu durum, toplumda üzüntü ve öfkenin birikmesine sebep olurken, kayıpların geri dönüşü için umut aşılıyor. Bu nedenle, protestoların sadece çocukları için değil, aynı zamanda tüm toplum için bir anlam taşıdığına inanılıyor.
Çocukları kaybolan ailelerin yaşadığı deneyim, sadece bireysel bir acı değil, toplumsal bir travma haline de dönüşmekte. Bu sebeple, ailelerin çabaladığı eylemler, kayıpların geri dönüşünü sağlamak adına önemli bir kapı aralanmasına da vesile oluyor. Çocuklarının sesini duyurmak ve haklarını talep etmek için bir araya gelen bu aileler, gün geçtikçe daha fazla insan tarafından destekleniyor. Bu durum, onların yaşadığı acının yalnızca bireysel bir mesele olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir sorun olduğunu da ortaya koyuyor.

Yorumlar kapalı.