Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen ‘10. Anadolu Medya Ödülleri’ programında önemli açıklamalarda bulundu:
“Eski imtiyazlı statüleri kaybedenlerin itirazları olabilir; ancak Türkiye, günümüz itibarıyla 2002 öncesi dönemine göre daha özgür, daha zengin ve çok daha serbest bir medya ortamına sahiptir.
Bu özgürlük ortamı zaman zaman sorumsuzluk ve kuralsızlık seviyesine kadar ulaşmaktadır. Özellikle milli güvenlik konularında, ülkemizdeki basın kuruluşları Batılı meslektaşlarına göre daha serbest şekilde habercilik yapmaktadır. Batı’da açıkça yazmanın ya da haber yapmanın imkânı bile bulunmayan konular, gazetelerimizde rahatlıkla yer bulabilmektedir. MİT TIR’larının durdurulması, 17-25 Aralık darbe girişimi, Gezi olayları ve terörle mücadele süreçlerinde bunu pek çok kez deneyimledik. Devlet ve millet aleyhine yürütülen faaliyetler, gazetecilik adı altında sürdürülmekte. Türkiye, teröre destek veren bir ülke olarak sunulmakta. FETÖ, medya üzerinden demokrasimize yönelik pek çok operasyon gerçekleştirdi. Hükümete karşı yürütülen saldırılarda FETÖ’nün tetikçilerinin korunduğunu ve muhalefetin nasıl örgüte destek verdiğini unutmuyoruz. Bugün basın özgürlüğü üzerinden bizi eleştirenler, o gün FETÖ’ye destek verenlerle aynı gruptadır.
Bugün, essiz bir mikrofon ve kameraya sahip olan herkes kendini gazeteci ve muhabir olarak görmekte. Bu durumun en son örneğine tanıklık ettik. Bu kişiler, ‘sokak röportajı’ adı altında sokaklarda provokasyon yapmaktadır. Mikrofonu alan, millete hakaret etme cesaretini kendinde buluyor. Halkın nabzını ölçmekten çok, provokatif sorularla, sorunlu bir üslupla milletimizi açıkça kışkırtıyorlar. İtibar suikastleri ve hakaretler karşısında yargı harekete geçtiğinde, basın özgürlüğü savunularak konunun üstü kapatılmaya çalışılmakta. Hakaret eden kişi asla gazeteci olamaz; olsa bile ona gazeteci denmez! Para kazanmak ya da birkaç tık fazla almak gibi mazeretler geçerli değildir. Gazetecilik mesleğinin itibarına zarar veren bu sorunla ilgili, önce basın mensupları, ardından da ilgili kurumlar mutlaka harekete geçmelidir.
23 yılda gerçekleştirdiğimiz sessiz devrimler sayesinde, ülkemizdeki medya ekosisteminin zenginleşmesinden memnuniyet duyuyoruz. Bunun korunması ve güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. İtirazımız, basın özgürlüğünün suistimal edilmesine yöneliktir. Basın özgürlüğü adı altında haysiyet cellatlıkları, yalan haber ve dezenformasyon, dünya genelindeki herhangi bir demokratik ülkede bu kadar sorumsuzca yapılamaz. Bu durumu değiştirmek, medya ekosisteminin kalitesini artırmak zorundayız. Aksi takdirde, sosyal barışımız, demokrasimiz ve basınımızın itibarı ciddi şekilde zedelenmeye devam edecektir.
Ayrıntılar geliyor…

Yorumlar kapalı.