Saray’ın, CHP’yi seçimlerde devre dışı bırakma çabalarının sadece “butlan kararı” ile sınırlı kalmayacağı belli olmaya başladı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, devam eden kurultay soruşturması kapsamında kapsamlı bir mali inceleme başlattı.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı, elindeki Muhittin Böcek dosyasını Ankara’ya göndermiş durumda. Bu dosya üzerinden, Özgür Özel ve beş milletvekilinin dokunulmazlıklarını kaldırmak için TBMM’ye fezleke yazılması hedefleniyor.
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, geniş kapsamlı inceleme çerçevesinde Kurultay’a katılan tüm delegelerin ve birinci derece yakınlarının banka işlemlerini, SGK geçmişlerini mercek altına alacak. MASAK’ın istekleri doğrultusunda araştırmalar gerçekleştirilecek ve raporlanacak.
Savcı, Kurultay’da CHP yöneticilerinin delegelere rüşvet verdiğine dair inancını ortaya koymuş durumda ve bu sebeple delil toplama sürecine girmiştir.
Ceza hukuku ilkelerinden biri, “delilden sanığa” yaklaşımını benimsemektir.
Soruşturma, mutlaka bir “delil” ile başlatılmalıdır.
Bu durum, vatandaşların keyfi bir şekilde suçlanmalarının önüne geçilmesine olanak tanır.
Ancak şu anda anlaşılan o ki, bu soruşturma bir “delil” ile başlamamış. Savcılık önce sanıkları belirlemiş ve sonrasında MASAK’tan delil talep ediyor.
Aksi takdirde, bu denli kapsamlı bir incelemeye ihtiyaç olmazdı.
Delegelerin tamamının rüşvet aldığına dair ortada hangi delil mevcut?
Bu noktada bir delil bulunmamakta. Zira soruşturma, birkaç kişinin iddialarıyla başlamıştı.
Yani, tamamen dedikoduya dayalı bir durum söz konusu.
Hukuk fakültelerinde bu tür durumları değerlendirmek için uzun süre eğitim almayı gerektiren bir durum yok aslında.
Birçok kişi, bunun temelini anlayabilir: “Onun sözüne karşı benim sözüm!”
Maddi delillerle desteklenmeyen her iddia, yalnızca dedikodu niteliğindedir.
Sadece sözle ifade edilen bir iddia, karşı tarafın beyanı ile çürütülme potansiyeline sahiptir.
Audiatur et altera pars!
Bu Latince ifade, “Diğer tarafı da dinleyelim” anlamına gelir.
Eski Roma’dan bu yana adaletin temel ilkelerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Üzerinden belki üç bin yıl geçmiş olan bu ilke, hâlâ adaletin temel taşlarından birisi olarak durmaktadır.
Soruşturmayı yürüten savcılar, bu gerçeğin farkındadır.
Metin Toker’in bir zamanlar belirttiği gibi, “burası Türkiye ve burada Türkler yaşar” diyerek geçiştirebilir miyiz?
Özgür Özel ve beş milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için fezleke düzenlenmesine bakalım.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dosyası, Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in ve oğlunun ifadelerine dayanmaktadır.
Hatırlanacağı üzere, 1 milyon Euro’nun CHP Genel Merkezi’nde kim olduğu belirsiz birine verildiği iddia edilmekte, bu kişi de parayı Veli Ağbaba’ya ulaştırmakla görevlendirilmiştir.
Bunlar son derece ciddi iddialardır.
Ancak, iddiaların ciddiyetiyle orantılı olarak somut delillerin mevcut olmadığı görülmektedir.
Böcek’in oğlunu ve gelinini gözaltına alarak baskı yapıldıktan sonra elde edilen ve somut bilgi veya belgeye dayanmayan “itirafçı” beyanları bulunmaktadır.
Ayrıca, şüphelilerin telefonlarının sinyal verdiği baz istasyonu kayıtları da söz konusudur.
CHP’li milletvekillerinin, CHP’li belediye başkanlarının seçim öncesinde CHP Genel Merkezi’nde bulunmaları ve cep telefonlarının sinyal vermesi, para alışverişine delil teşkil edebilir mi?
Yargıtay içtihatlarına göre, itirafçı ifadeleri tek başına yeterli delil olarak kabul edilmemektedir.
Bu ifadelerin mutlaka başka somut ve inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekmektedir.
Aynı Y


Yorumlar kapalı.