Takvimler, 3 Aralık 1945 tarihini gösteriyordu.
Yazdığı makalede “Kalkın ey ehl-i vatan” ifadesiyle halkı komünizme karşı mücadeleye davet eden Hüseyin Cahit Yalçın, Vatan gazetesinde önemli bir çağrı yapıyordu.
Bu çağrının ardından İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciler, ellerinde Vatan gazetesiyle dolaşarak destek arayışına girdi. Kısa süre içerisinde Beyazıt Meydanı’nda bir araya gelen on binlerce genç, Atatürk ve İnönü’nün resimlerini taşımak suretiyle Cağaloğlu’ndaki Tan matbaasına doğru bir yürüyüş düzenledi ve matbaanın faaliyetine son verdi.
Bu olay, Türk basın tarihine “Tan baskını” olarak kaydedildi.
*
Özellikle muhafazakâr gençlerde büyük bir tepki oluşturan bu durum, cenaze töreninde kendini gösterdi. Mareşale layık olduğunca tazim gösterilmemesi nedeniyle öfkeli on binlerce genç, tabutunu taşıyarak Taksim, Karaköy, Türbe üzerinden Beyazıt Camii’ne yürüdü. Tabuta, Kâbe örtüsünden bir parça yerleştirilmişti ve gençler bu sırada “tekbir” getirdiler.
O gün, Türkçe okunan ezanın arkasında, iki müezzin minareye çıkarak “Allah-ü Ekber” nidaları eşliğinde çağrıda bulundu. Çakmak’ın cenaze töreni, CHP’nin tek parti yönetimine meydan okuma niteliğindeki bir eyleme dönüştü. Ancak, “şeriat” iddiaları gerekçe gösterilerek, Beyazıt Meydanı’nı dolduran gençlere müdahale eden güvenlik güçleri, sert bir şekilde karşılık verdi ve çok sayıda kişi tutuklandı.
Tüm bu şiddet olaylarına rağmen, inançlı gençlerin öncülüğündeki bu tören, 14 Mayıs 1950 seçimlerinde CHP’nin yaşadığı ağır yenilginin stratejik nedenlerinden biri olarak değerlendirildi.
*
İlerleyen on yıl içinde CHP, iktidarı kaybetmenin acısını atlatamamıştı. Parti destekçisi medya, Bayar-Menderes hükümetine karşı yoğun bir psikolojik savaş sürdürüyordu.
Meclis, 18 Nisan 1960 tarihinde muhalefet ve desteklenmedik portrelerine yönelik çeşitli eylemleri sorgulamak için Tahkikat Komisyonları kurmaya karar verdi. Yavaş yavaş ipler gerilmeye başlamıştı.
Ancak sadece 10 gün sonra, Prof. Dr. Bülent Nuri Esen’in İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki “Anayasa Hukuku” dersi sırasında hükümetin Anayasa’yı ihlal ettiğini iddia ederek “Ders vermeyi reddediyorum” demesi ortalığı karıştırdı. Dönem rektörü Prof. Dr. Sıddık Sami Onar’ın desteğini alan muhalefet öğrencileri, bahçeye çıkarak “diktatör” nitelemesi yaptıkları merhum Adnan Menderes aleyhine slogan atmaya başladı.
Olaylar büyüyerek öğrenciler ve polis arasında çatışmalara neden olan bir hal aldı. Merkez binanın girişindeki bir holde patlayan bir silah mermisi, Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz’in ölümüne yol açtı. 29 Nisan 1960 tarihinde İstanbul’daki olaylar Ankara’ya sıçradı, böylece 27 Mayıs 1960 darbesinin kıvılcımı Beyazıt Meydanı’ndan ateşlendi.
*
16 Şubat 1969’da tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçecek olan sağ-sol çatışmasının fitili de Beyazıt Meydanı’nda ateşlendi. Sol görüşlü olan on binlerce öğrenci ve işçi, saat 14’te burada toplanarak Taksim’e yürüyüş düzenledi ve mukaddesatçı gençlerle karşı karşıya geldi. Taksim’de pazar gezisi yapan 37 yaşındaki Ali Turgut Aytaç, olaylar sırasında öldürüldü.
*
Bir başka trajik olay ise 16 Mart 1978’de Beyazıt Meydanı’nda yaşandı. Sol ve sağ görüşlü öğrenciler arasındaki çatışmaların yükseldiği bu dönemde, İstanbul Üniversitesi’nin ana kapısından çıkan sol görüşlü öğrenciler, sağ görüşlülerle kavga etmeye başladı. Patlayan bir bomba, 7 öğrencinin hayatını kaybetmesine ve 200 öğrencinin yaralanmasına sebep oldu.
*
1990’lı yılların sonlarına gelindiğinde, 28 Şubat sürecinin getirdiği karanlık günlerde Beyazıt Meydanı, yine hareketli günlere tanıklık etti. 28 Nisan 1960’ta “Tahkikat Komisyonları” gerekçesiyle Beyazıt Meydanı’na çıkarak Adnan Menderes’e karşı başkaldıran solcu öğrencilerden biri olan Tıbbiyeli Kemal Alemdaroğlu, yıllar sonra İstanbul Üniversitesi Rektörü oldu. Beyazıt Meydanı ise, yasakçı görüşlere sahip rektörün kabul etmediği başörtülü kızların toplanma ve hak arama alanı haline geldi.
*
Beyazıt Meydanı, geçmişte mütedeyyin gençlerin haklarını savunduğu ve pek çok acının yaşandığı bir yerken, şimdi daha farklı bir konumda. Son günlerde, bu alanda toplumsal bir farklılaşmanın eşi olduğuna işaret eden bir olay yaşandı. Özgür Özel’in çağrısıyla toplanan bazı CHP’liler, İstanbul halkının paralarını yolsuzlukla yöneten İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu aklamaya çalıştı. Miting sırasında gelenlerin ellerinde diploma taşımaları ise oldukça dikkat çekiciydi.
Beyazıt Meydanı’nda, bir gün önce yaşanan üniversite skandalının akabinde gerçekleşen bu mitinge katılan CHP’lilerin, Filistin bayrağına bile tahammül edememesi eklenince, olay daha da büyüdü. Mareşal Fevzi Çakmak’ın cenazesi sırasında okunan ilk Arapça ezan anılarına atıfta bulunarak, bugünkü mitingle yaşananlar şiirsel bir zıtlık içeriyordu.
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın, miting sonrası İstanbul Üniversitesi’nin giriş kapısındaki Fetih Suresi’nin 3. ayetini ve Sultan Abdülaziz’in tuğrasını silerek yerine “1943” yazdığı görüntüsü ise dikkatleri üzerine çekti.
Bir başka üzücü durum ise, geçmişte pek çok acının yaşandığı Beyazıt Meydanı’nın, çıkan kargaşadan yararlanmak isteyen gruplar tarafından kaosa sürüklenmesiydi. Bu üzücü durum, sanki tarihi tekerrür ettiriyor gibiydi.



