3 Haziran 2026… Nâzım Hikmet’in vefatının 63. yılı.
Büyük şair, 61 yıllık yaşamında o kadar çok eser bıraktı ki, hala bunları tüketmek mümkün olmuyor.
“Sen çıkmadın/ çıkardılar karşıma seni!” dizeleriyle başlayan Bir Provokatör Üstünde Hiciv Denemeleri, 1935 yılında Peyami Safa ile yaptığı tartışmada kaleme alınmıştı. Neredeyse bir asır geçmiş olmasına rağmen, bu eser hâlâ güncelliğini korumakta. Sadece olayların kahramanları değişiyor.
Bu günün anlamını yansıtan birçok şiirinden biri de 20 Ocak 1946’da yazdığı Dokuzuncu Yıldönümü adlı eseridir:
“Dizboyu karlı bir gece,
sofradan kaldırılıp,
polis otomobiline bindirilip,
bir tirenle gönderilerek
bir odaya kapatılmakla başladı mâceram.
Dokuzuncu yıl biteli üç gün oluyor.”
Şair, yaşamının dörtte birini hapiste geçirdi. 17 Ocak 1938 tarihinde, halasının oğlu Celalettin Ezine’nin evinde gözaltına alındıktan sonra Ankara’ya gönderildi ve Merkez Komutanlığı Cezaevi’nde bir hücreye kapatıldı.
İlk başta neyle suçlandığını dahi bilmiyordu. Bir süre sonra, “Harp Okulu öğrencilerini isyana kışkırttığı” iddiasıyla yargılandığını öğrendi. 15 Mart’ta başlayan duruşma, iki hafta içinde tamamlandı ve 15 yıl hapis cezası aldı. Askeri Yargıtay, 28 Mayıs’ta cezayı onaylayarak işlemlerini hızlandırdı.
Ancak, şairi cezalandırma çabaları burada sona ermedi. Yargıtay kararının üzerinden bir ay geçmeden İstanbul’a geri getirildi. Birkaç gün Sultanahmet’te bekletildikten sonra, Galata Köprüsü’nden bir motora bindirilerek, Adalar açıklarında bekleyen Erkin gemisine götürüldü. Orada, önce geminin tuvaletine, ardından da sintine ambarına kapatıldı. Yıllar sonra yazdığı otobiyografik romanı Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim’de bu günleri ayrıntılarıyla anlatacaktır.
İstanbul’daki tutukluluğu sırasında, şairin ailesiyle temas kurması mümkün olmadı. Oğlunu aramak için Sultanahmet’e giden Celile Hanım, “burada değil, nereye götürüldüğünü bilmiyoruz” cevabını alınca hapishane önünde baygınlık geçirdi.
Piraye, kocasından yalnızca 16 Temmuz 1938 tarihinde postaya verilmiş bir mektup alabildi. Nâzım, mektubunda “Başıma gelen bu felaketlere ne diyeceğimi şaşırdım” dedikten sonra, “Adresim: Nâzım Hikmet, Erkin Gemisi, Polis Bürosu Vasıtasıyla, Silivri” şeklinde bitirmişti.
Nâzım’ın Adalar açıklarında bulunduğu gemi, Marmara’da kısa bir tur attıktan sonra Silivri açıklarında demirlemişti.
Oğlunun yerini öğrenen Celile Hanım, Samiye ile birlikte Sirkeci Garı’nın yanında bulunan bir garajdan otobüse bindi ve Silivri’ye yöneldi. Ana-kız, Silivri’den bir motora bindirilerek açıkta bekleyen Erkin gemisine götürüldü ve Nâzım’la görüştürüldü. İkisi de gemiden umutlu bir şekilde ayrıldılar. Samiye, o günleri “Bu ziyaretlerle birlikte iyimser ve kadıncıl düşlerimiz de sürdü gitti. Ta ki sonuca kadar,” şeklinde anlatmıştır.
Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi duruşmaları, 10 Ağustos 1938’de Erkin Gemisi’nde başladı. Bu süreçte gemi, Silivri, Erdek, İzmit ve Haydarpaşa arasında dolaşmaktaydı. 19 gün sonra karar açıklandı ve bu karar, Celile ve Samiye’nin beklentisinin çok ötesindeydi: Nâzım Hikmet, yine “askeri isyana teşvik”ten 20 yıl hapis cezası aldı. Harp Okulu Davası’ndan aldığı ceza ile birlikte toplam cezası 28 yıl 4 ay oldu. Davanın diğer sanıkları arasında Hamdi Alev 18, Hikmet Kıvılcımlı ve Kemal Tahir 15, Fatma Nudiye Yalçı ve Kerim Korcan ise 10 yıla mahkûm edildi.
* * *
Erkin Gemisi’nde alınan kararların hukuka uygunluğu bir kenara, usulü de oldukça ilginçti. Bilinmeyen bir “yüzer-gezer mahkeme” kurulmuş, adalet hem mecazi hem de gerçek anlamda suya düşmüştü.
Duruşmalarda Askeri Savcı yardımcısı olarak görev alan Fahri Çoker’in yaklaşık yarım asır sonra, 1987’de, Atilla Coşkun’a söylediği sözler bunu doğrular nitelikteydi:
“Erkin, denizaltı filosunun ana gemisi, ama ne de olsa eski bir yolcu gemisiydi. Geminin subay yemek salonu mahkeme salonu haline getirilmişti (…) Aslında böyle anormal bir mahkeme şeklinin dünyada emsali var mıdır bilemem.”
* * *
Donanma Davası’ndan yaklaşık yetmiş beş yıl sonra, 2012 yılında Silivri sahilinde bir Nâzım Hikmet heykeli dikildi. Kemal Tufan tarafından tasarlanan heykelde, şair bir geminin pruvasına benzeyen kaidenin üstünde Marmara Denizi’ne bakıyor.
Bir zamanlar o ve arkadaşları, Silivri’den Marmara Denizi’ne açılan bir gemide mahkûm edilmişti. Şimdi ise tarih, Silivri’nin bereketli tarlalarına inşa edilmiş bir hapishanede kend


Yorumlar kapalı.