1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Kahraman Arayışının Getirdiği Hayal Kırıklığı

Kahraman Arayışının Getirdiği Hayal Kırıklığı

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Biz, birçok kahraman yarattık. Ancak bu kahramanların çoğuna sonradan nefretle yaklaştık. Bu toprakların derin ve tanıdık döngülerinden biri olarak, birilerini büyük umutlarla yüceltiriz, ardından ise yarı yolda bıraktıkları için onlara sırtımızı döneriz.

Aslında sorun, o kahramanların bize ihanet etmesi ya da kusursuz olmamaları değil. Temel sorun, yaşadığımız mutsuzluktan, umutsuzluktan ve yoksulluktan kurtuluş biletini başkalarına devretme kolaycılığımızdır.

Toplum hafızamız, kendi hayatlarının öznesi olmaktan yorulan veya korkan bireylerin, tüm sorumluluğu bir tek figüre devretme hikâyeleriyle doludur. Yoksulluğun getirdiği çaresizlik, geleceksizlik hissi derinleştikçe, kolektif akıl bir “kurtarıcı” arayışına yönelir. Birisi gelip, sihirli bir değnekle yapısal sorunları çözecek ve adaleti sağlayacaktır. Bu beklenti, ne kadar teselli edici görünse de aslında bir toplumun kendine kurabileceği en büyük tuzaktır.

Bunun yanı sıra, bu körü körüne teslimiyet sadece sorumluluğu devretmekle kalmaz; o figürlerin hatalarına, kişisel çıkarlarına ve bazen sadece sevilmek ya da övülmek için sergiledikleri gösterilere karşı da bizi körleştirir. “Aman şimdi bunu eleştirmenin sırası mı?”, “Süreç zarar görmesin” veya “Gemiyi limana yanaştırsın da sonra bakarız” gibi bahanelerle önemli sinyalleri yok sayarız. Ancak geçmişte binlerce kez gördük ki; eleştiriyi ertelemek, kahramanın şahsi hırslarını görmezden gelmek, sonunda ödenecek faturayı büyütmekten başka bir işe yaramaz.

Bu körleşme, modern siyasetin dönüşmesiyle daha da tehlikeli bir hale geldi. Artık siyasi kampanyalar, toplumsal sorunların tartışıldığı alanlar olmaktan çıkıp, tamamen parıltılı reklam kampanyalarına dönüştü. Yeni dönem politikacıları, halkın sorunlarına çözüm arayan kamu görevlileri gibi değil, adeta sahnede parıldayan “rock yıldızları” gibi davranıyor. Alkışlanma ve hayranlık duyulma arzusu, toplumsal faydanın önüne geçiyor. Siyasetçi kendini bir yıldız, seçmen ise sadece şovu izleyen bir fanatik olarak gördüğünde, demokratik denetim mekanizması da doğal olarak çöküyor.

Bu durumun en somut ve ağır bedelleri Kemal Kılıçdaroğlu ile yaşandı. Toplumun seküler ve demokratik reflekslerini hiçe sayarak 2014 yılında Ekmeleddin İhsanoğlu gibi bir ismi tepeden inme bir dayatmayla Cumhurbaşkanı adayı yapmak, muhalif seçmenin enerjisini ve umudunu kıran ilk büyük kırılmaydı. Siyaseti ilkeler üzerinden değil, popülist bir gösteri ve hesaplamayla ele almanın bedelini toplum öderken; bu hamleleri eleştirenler bölücülükle ya da akıntıya kürek çekmekle suçlandı.

Ardından, “bizi terörle iş birliği yapmakla suçlarlar” korkusu ve popülizm yüzünden, 2016 yılında “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” denilerek milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına onay verilmesi, bir diğer görmezden gelinen sinyaldir. O gün “şimdi sırası mı” diye susulan karar, bugün hala milletvekillerinin parmaklıklar arkasında kalmasına ve seçmen iradesinin gasp edilmesine yol açan hukuki bir enkazın temelini oluşturdu.

Bu enkaz her geçen gün büyümeye devam etti. Seçilen politikacılar, anayasal ve yasal yetkilerini kullanmak yerine hukuksuz uygulamaları sosyal medya üzerinden eleştirmeyi tercih ettiler. Tweet atarak muhalifliği konforlu bir alan haline getiren yeni nesil siyasetçiler, meclis kürsüsünün ya da hukuki mekanizmaların gücünü kullanmak yerine, daha fazla “selfie” çektirmeyi ve kameralara gülümsemeyi tercih etti. Haksızlığa karşı çıkmanın yerini, popülariteyi koruma kaygısı aldı.

Siyasetçiler; parıltılı reklam ajansları ve körü körüne bağlı kitleler sayesinde kendilerini hatasız görmeye başladılar. Kişisel çıkarlarını, toplumun menfaatlerinin önüne koydular. Biz sustukça, onlar sosyal medya beğenileri ve kalabalık meydan fotoğrafları arasında kendi gösterilerine daha çok inandı. İşte bu yüzden, birincil meselenin halkın refahı değil, sadece “erk olmak” olduğu o kaçınılmaz an geldiğinde maskeler düştü. Olaylar, açıkça bir koltuk kavgasına dönüştüğünde durum daha da karmaşık hale geldi. Kurtuluşun değil, sadece gücü elinde tutma hırsının sahnelendiği bu çatışma, kitlelerde büyük bir hayal kırıklığı bıraktı.

Bu döngü, bugün de karakter değiştirerek ama özünü koruyarak devam ediyor. Sahneye çıkan yeni figürler, değerli, inançlı ve kararlı politikacılar olabilir. Ancak bu durum, onlara tapmamızı veya onları hatasız ilan etmemizi gerektirmez. Aksine, en güvendiğimiz liderlerin de yanlış yapabileceğini öngörmek, adımlarını rasyonel bir süzgeçten geçirip gerektiğinde yüksek sesle eleştirmek zorundayız. Bir ülkenin geleceği, tek bir kişinin kişisel inadına ya da inancına asla bağlanamaz. Her şeyi tek bir insanın omzuna yıkmak, hem o insana hem de o beklentiye büyük bir haksızlıktır.

Gerçek yoksulluktan, derin umutsuzluktan ve kronik mutsuzluktan kurtuluş; tek bir liderin, bir şövalyenin tek başına başarabileceği bir şey değildir. Çıkış, ancak kolektif bir bilinçle, adalet duygusunun tabana yayılmasıyla ve kalıcı sistemlerin inşasıyla mümkündür.

Kendi hikâyemizin figüranı olmayı kabul ettiğimiz sürece, liderlerin kişisel şovlarına ve reklam kampanyalarına seyirci kaldığımız müddetçe, sahneye çıkan her yeni kahraman, günün sonunda yeni bir hayal kırıklığı üretmekten başka bir işe yaramayacaktır. Belki de artık kahraman yaratmayı bırakıp, kendi hayatımızın ve geleceğimizin sorumluluğunu üstlenmenin, yani yan yana gelerek “biz” olmanın zamanı gelmiştir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Kahraman Arayışının Getirdiği Hayal Kırıklığı
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.