1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Medeniyetin İki Yüzü: Çifte Standartlar

Medeniyetin İki Yüzü: Çifte Standartlar

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir uygarlık, insan haklarını yalnızca düşmanlarına karşı savunuyorsa,

o artık ahlaki bir ilke değil, jeopolitik bir araçtır.

Son yıllarda dünya genelinde yaşanan olaylar, Avrupa ve Amerika merkezli medeniyet anlayışının yeniden sorgulanmasına yol açtı. Beyaz adamın yüzyıllar boyunca sürdürdüğü kolonyalizmin karanlık geçmişi, artık daha fazla görünür hale geldi. “Medeniyet” maskesi ardında gizlenen kanlı tarih, daha yüksek sesle sorgulanır oldu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve İsrail’in Gazze’deki toprakları genişleterek uyguladığı soykırım, bu konudaki en büyük örneklerden birini oluşturdu.

Bir tarafta, Rusya’ya karşı yükselen ahlaki öfke, kültürel boykotlar, dışlanan sanatçılar ve yasaklanan konserler varken; diğer tarafta, Gazze’nin yıkımı karşısında korunan bir İsrail ve susturulan protestolar dikkat çekiyor.

Gazze’deki işgal ve soykırımın sorumlusu İsrail’e karşı gösterilen hoşgörü ve kültürel etkinliklerde sağlanan koruma, Eurovision’a katılım gibi özel muamelelerle birlikte, bu ikiyüzlülüğü daha belirgin hale getiriyor.

Bu durum, bazı soruları gündeme getiriyor:

“Medeniyet” bu olguların neresinde kalıyor?

Avrupa, gerçekten insan haklarını mı savunuyor, yoksa sadece kendi politik çıkarlarını mı koruyor?

Soykırımın aynasında medeniyetin iki yüzü

Tarihi bir karşılaştırma yapıldığında, Avrupa, savaş nedeniyle bir ülkeye kültürel izolasyon uygulamayı bir kez daha “evrensel ahlak” diliyle pazarlamakta.

İtalya’daki bir üniversitede Dostoyevski seminerinin iptal edilmesi, Ukrayna’da Leo Tolstoy’un müfredattan çıkarılması gibi durumlar, Rus klasiklerine yönelik kültürel ambargonun bir parçası haline geldi.

Müzik alanında da benzer bir kültür kırımı yaşanıyor. Pyotr Ilyich Tchaikovsky’nin eserlerinin bazı Avrupa orkestralarında programdan çıkarılması, orkestra şefi Valery Gergiev’in görevlerinden uzaklaştırılması ve Anna Netrebko’nun operalardan dışlanması, bunun örnekleri arasında. Avrupa’nın kültür ve sanat alanındaki ırkçılığı, bilim dünyasına da sıçramış; Rus akademisyenlerle işbirlikleri askıya alınmış, bazı üniversiteler ise Rus kurumlarıyla ilişkilerini dondurmuştur.

Böylelikle dünya, Putin’i cezalandırırken, bazen Çehov’u yasaklayan, kimi yerde Tolstoy’u hedef alan, bazen de Çaykovski’yi mahkûm eden bir “medeni Avrupa”ya tanıklık ediyordu.

Medeniyetin aynasının kırıldığı yer: Gazze

İsrail’e gelindiğinde ise Avrupa’nın tutumu tamamen farklıydı. Seksen yıldır Filistin topraklarının işgali ve buna bağlı kanlı uygulamalar karşısında, Avrupa’nın ikiyüzlü bir sessizlik içinde olması dikkat çekiyor. Bu çifte standart, Eurovision Şarkı Yarışması’nda da kendini gösteriyordu.

“Medeni Avrupa”, ayrımcılığını bir kez daha net bir şekilde ortaya koyuyordu. EBU, “ahlaki refleks” göstererek tereddütsüz bir şekilde Rusya’yı yarışmadan çıkarırken, İsrail’in Eurovision’a katılımına onay veriyordu. Rusya’ya karşı uygulanan kültürel ambargoya rağmen, İsrail resmi olarak korunuyor; uluslararası alanda Rus sanatçılar hedef haline gelirken, İsrailli sanatçılara neredeyse sınırsız bir tolerans tanınıyordu.

İspanya, Hollanda, İrlanda, Slovenya ve İzlanda gibi ülkeler ise bu ikiyüzlü uygulamaya itiraz etti ve şeffaflık ilkesini ihlal ettiğini belirttiler.

EBU’nun kararına itiraz eden bazı sanatçılar ve delegasyonlar da mevcut; bu durum, yarışmanın izleyici kitlesinin önemli ölçüde düşmesine yol açtı.

Eurovision: Bir barış masalı mı, yoksa endüstriyel propaganda mı?

1950 yılında kurulan Eurovision Şarkı Yarışması, ilk kez 1956’da düzenlenmişti. Bu yarışma, II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’yı “kültürel birlik” etrafında toplama projesiydi. Avrupa Yayın Birliği (EBU) tarafından organize edilen bu etkinlik, savaş sonrası bir “medeniyet vitrini” oluşturmayı hedefliyordu.

Ancak zamanla Eurovision’un, yalnızca müzikle sınırlı kalmadığı, Avrupa’nın kendini dünyaya anlatma biçimine dönüştüğü anlaşılmaya başlandı.

Parıltılı yaldızlar ve gösterişli cilalar altında, jeopolitik oyunlar, büyük sponsorluk anlaşmaları ve reklam ekonomisi gibi unsurlar mevcut. Bu durum, Eurovision’un kültürel bir idealden ziyade, jeopolitik ve ekonomik bir marka alanına dönüşmesine yol açtı.

Bunun yanı sıra, EBU’nun kuruluşundaki savaş sonrası barış ideali, günümüzde küresel medya markasına ve kültürel birlik söyleminden sponsorluk ekonomisine dönüşmüştür. Avrupa halklarının yakınlaşma ideali yerini, dünya ötekilerinin acıları pahasına, kendi güvenlik ve konfor alanlarını koruma içgüdüsüne bırakmıştır.

Sonuçta, Eurovision’un yaratmış olduğu medya ekonomisi; yayın hakları, dijital izlenme oranları, şehir turizmi, reklam ve sponsorluk gelirleri ile birlikte yüz milyonlarca euroluk bir büyüklüğe ulaşmıştır.

Kötücül aklın modern yüzü: Avrupa’nın “medeniyet” maskesi

Avrupa’nın medeniyet anlatısı, üç temel sütuna dayanıyordu: İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük.

Bu sütunların çökmesiyle, Avrupa’nın medeniyet miti de tarihe karışmış oldu. Artık yerini jeopolitik çıkarlar, sermaye hareketleri, güvenlik devleti ve çifte standart almış durumda.

Avrupa’nın “evrensel ahlak” iddiası

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Medeniyetin İki Yüzü: Çifte Standartlar
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.