1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Tarihi Hanlar: İstanbul’un Belleği Tehlikede!

Tarihi Hanlar: İstanbul’un Belleği Tehlikede!

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İstanbul’un tarihi dokusunun en önemli parçalarından biri olan Tarihi Yarımada’daki hanlar, yüzyıllar boyunca ticaretin merkezi olmuştur. Fatih Sultan Mehmet döneminden günümüze kadar gelen bu yapılar, vakıf kültüründen özel mülkiyete geçiş süreci ile kentin canlı belleğini oluşturmaktadır. Ancak, bu devasa miras ya otelleşerek kimliğini kaybedecek ya da uygun koruma yöntemleri ile yaşamaya devam edecektir. Restorasyon alanında yetkin isimlerden Prof. Dr. Zeynep Ahunbay ile hanların geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine sohbet ettik.

Prof. Dr. Zeynep Ahunbay

– Mimari bir yapı olmanın ötesinde, hanlar İstanbul’un kültürel geçmişinde tam olarak neyi temsil ediyor?

Tarihi Yarımada’daki hanlar, geçmişi Bizans dönemine kadar uzanan bir ticaret alanında yer almaktadır. Haliç kıyısından başlayarak Eminönü, Divanyolu, Çemberlitaş ve Bayezıt’a kadar uzanan yamaçta, tarihi kentin ticaret merkezi gelişmiştir. Osmanlı döneminde var olan birçok arasta, kapan ve han, ekonomik yaşamın boyutunu ve yoğunluğunu göstermektedir. Kara ve deniz ticareti ile şehre gelenler burada tüccarlarla bağlantı kurarak alışveriş yapar ve konaklarlardı. Bu nedenle, Hanlar bölgesi İstanbul’un ticari yaşamının merkezi ve belleği olarak tanımlanabilir.

Günümüzde Hanlar bölgesindeki üretim, depolama, perakende ve toptan satış faaliyetleri yoğun olarak devam etmektedir. Ancak, zamanla yapılar ve kullanımları değişmiş; Fatih döneminden itibaren birçok sultan, vezir ve varlıklı kişi, cami ve medrese gibi eserlerine gelir sağlamak amacıyla vakfettikleri han ve hamamları satarak farklı amaçlarla kullanmaya başlamıştır. Mahmut Paşa’nın camisine yakın olan hamamı ve Kürkçü Hanı bu değişime örnek teşkil eden yapılardır.

Ticari işlevi devam eden Hanlar bölgesindeki tarihi yapıların çoğu bakımsız durumdadır. Yapım teknikleri ve tasarımları, yapıldıkları döneme ve yaptıran kişinin maddi kaynağına göre değişiklik göstermektedir. Yangın, deprem gibi felaketler nedeniyle uzun yaşamları içinde birçok han, 20. yüzyıla yarı harap halde girmiştir; bu dönemde yapılan özensiz onarımlar ise büyük değişimlere yol açmıştır. Kültür varlığı olarak değeri pek bilinmeyen bu hanların korunması, özel ilgi ve çaba gerektirmektedir.

– Günümüzde hanlar genelde “eski ve bakımsız” yerler olarak algılanıyor. Ancak Eminönü’ndeki bu yapıların içinde hala çok ciddi bir ticari üretim döngüsü ve yaşayan bir usta-çırak hiyerarşisi söz konusu. Hanların şehirle kurduğu bu organik bağ, bugün yapılan “iyileştirme” çalışmalarından veya işlev değişikliklerinden nasıl etkileniyor?

Hanların kullanımı devam etse de, bakımsızlık, özgün tasarımı bozan ekler ve uyumsuz yenilemeler mimari değerlerini zedelemekte ve kavranmalarını güçleştirmektedir. Kargir yapı sisteminin özelliklerini bilmeden yapılan müdahaleler, tarihi yapıların güvenliğini tehdit etmektedir. Tarihi hanların beklenen İstanbul depreminden önce sağlamlaştırılması, hasarlı duvar ve kemerlerin güvenli hale getirilmesi için çalışmaların yapılması gerekmektedir. Birçok handa hücre ve revakların mekânsal özelliklerinin değiştiği gözlemlenmektedir, bu nedenle ocak, niş ve pencere gibi ayrıntıların korunması, avlu ve çatıların eklerden arındırılması önemlidir. Onarımlar öncesinde özgün yapım malzemeleri ve tekniklerinin araştırılması, ayrıntılı belgelemeler ile projelerin hazırlanması gerekmektedir. Restorasyon projelerinin, kargir yapı konusunda bilgili mühendis ve mimarlarca yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Günümüzde tarihi kentlerimizde bazı hanlar restore edilerek otel, lokanta gibi işlevlerle kullanılmaktadır. Yeni kullanımın tarihi hanın mimari özelliklerine saygılı bir yaklaşımla yürütülmesi, hanın kentin belleğindeki yerinin gözetilmesi açısından önemlidir. Örneğin, Edirne’de bulunan Rüstem Paşa Kervansarayı, 1960’tan bu yana otel olarak kullanılmaktadır. Ancak, bu dönüşümle birlikte hücrelere eklenen banyo ve diğer tesisat konuları önemli sorunlar oluşturmaktadır. Çağdaş konaklama tesislerinde her odada banyo-tuvalet bulunması beklendiği için, yeniden kullanım projeleri özgün ayrıntıları zedelemeden gerçekleştirilmeye çalışılmalıdır.

– Bir yapıyı pırıl pırıl bir yapıya dönüştürmekle, onu kendi haline bırakıp çürümesine göz yummak arasında bir orta yol yok mu? Eski bir hanın içindeki yaşamı olduğu gibi korumayı, nasıl başarabiliriz?

Tarihi yapıların yaşatılması için sürekli bakım ve onarım çalışmaları gerekmektedir. Bozulan yüzeylerin onarımı ve çatıların bakımı harabiyeti önler. Yeniden kullanım projelerinin titiz bir şekilde yürütülmesi önem arz etmektedir. Tescilli kültür varlıkları, geleneksel malzeme ve yapım teknikleri ile onarılmalıdır. Onarımlar sırasında yapının yüzeylerinde oluşan ‘patina’ katmanının korunması da büyük önem taşımaktadır. Tarihi hanların içindeki yaşamın korunması konusu çok yönlü bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. Hanın geçmişteki ve günümüzdeki işlevinin yanı sıra, günümüz kullanımının geleneksel zanaatlarla olan bağlantısı ve ekonomik getirisi üzerinde de durulmalıdır. Eğer eski bir han içinde yürütülen faaliyetler geleneksel sanata katkı sağlıyorsa, sınırlı dokunuşlarla onarılması olumlu bir gelişme sağlayacaktır.

Tarihi hanların korunması sürecinde, taşıyıcı sistemin güvenliği açısından tehlikeli titreşimler yaratan ve havayı kirleten faaliyetlerden arındırılması gerekmektedir. Eğer tarihi bir han demir döküm işleri için kullanılıyorsa ve bu amaçla içindeki hücreler arasındaki kargir duvarlar kaldırılmışsa, bu faaliyet durdurulmalıdır. Kötü kullanım durdurulduktan sonra, tarihi yapının ayrıntılı bir incelemesi ve gerekli sağlamlaştırma işlemlerinin yapılması önemlidir.

– Siz kariyerinizin büyük bir bölümünü Dünya Mirası anıtlarına adadınız. Bu yapıların restorasyonunda yıllarca çalıştınız. Hanlardaki durumu yanlış ve doğru uygulamalar perspektifinden nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hanlardaki işgal ve kötü kullanımları 1970’li yıllardan bu yana takip ediyorum. Doktora konum 17. Yüzyıl Osmanlı Mimarlığı ile ilgiliydi ve bu kapsamda İstanbul’daki Büyük Valide ve Vezir hanlarını incelemiştim. Bu yapıların çok harap ve bakımsız durumda olmaları beni üzmüştü. 1999 depreminden sonra bu yapıların durumunu merak edip yakından inceledim. Korunmaları için neler yapılabileceğini düşündüm. Kötü durumda olan bu önemli yapılar, beklenen güçlü depremde büyük kayıplar yaşayabilir. Aslı vakıf olan hanların satılarak elden çıkarılması, kamunun onlarla ilgili sorumluluğunu üstünden atması için yeterli bir gerekçe değil. Hanların hak ettikleri nitelikli onarımlarla yaşatılması sağlanmalıdır ve bu yönde

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Tarihi Hanlar: İstanbul’un Belleği Tehlikede!
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.