Haber: Beril KALELİ/Kamera: Mehmet ÇALPAR
(İSTANBUL) 19 Mart operasyonu mağduru aileler, Silivri’de bir kez daha bir araya geldi. Kızı aylardır cezaevinde bulunan Zeynep Güven, adalet arayışında gözyaşlarına hakim olamayarak, “Yurt dışından kendi rızasıyla gelen kızımın iddianamesi yayınlanmışken, hâlâ ‘kaçma ve delil karartma şüphesiyle’ tutuklu yargılanıyor. Ne olur bizi adalete inandırın!” şeklinde konuştu. Dilek İmamoğlu da, “Aynı eylemle suçlanan kişilerden biri serbest bırakılırken diğeri neden içeride tutuluyor? Delil söz konusuysa her ikisi hakkında da delil yok; ifade söz konusuysa birine neden inanılıp diğerine inanılmıyor?” sorularını yöneltti.
19 Mart operasyonu mağdurlarının yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), Silivri Duruşma Salonu’nun yanındaki otoparkta toplandı. 33’üncü buluşmaya; CHP Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka, CHP Genel Başkan Yardımcısı Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, milletvekilleri, sanatçılar ve birçok vatandaş destek verdi. Uzun süredir Silivri’de tutuklu bulunan İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Haklıyı haksızdan ayırmaya yönelik bir yargılama değil; yargılıyormuş gibi yapılarak sürdürülen bir cezalandırılma süreci içindeyiz.”
“Yine bu hafta herkes mahkeme salonunda yerini aldı. İzleyiciler izleyici yerinde, avukatlar onlara ayrılan yerde, sanıklar, sanık kısmında ve mahkeme heyeti kürsüsünde. Bütün roller gereği gibi yerine getirildi. Ancak bu davada haklıyı haksızdan ayırmaya yönelik bir yargılama değil, yargılıyormuş gibi yapılan bir cezalandırılma süreci var. Bu davalar Türkiye’nin dönüm noktasıdır. Türkiye’nin geleceği bu mahkeme salonlarında tahakküm altındadır. Söz konusu olan sadece Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarının özgürlüğü değil, hepimizin özgürlüğüdür. İddianame diye önümüze konulan 4000 sayfanın yüzde 70’ini oluşturan, devletin ve hükümetin ortaklığı da olan Cebeci Davası da haftanın ilk gününden itibaren çökmeye başlamıştır. Hatırlayın: 19 Mart’ta yandaş medya aracılığıyla ‘İBB’de 560 milyarlık yolsuzluk’ iddiasında bulunuldu. İddianameye bakıldığında ise bu rakam 160 milyara düştü. Bunun 110 milyarının Cebeci döküm alanıyla ilgili olduğu söylendi. Bu hafta o iddia da mahkeme salonunda çöktü. İşte bu nedenle duruşmaları canlı yayınlamıyorlar. Çünkü üzerine inşa edilen her yalan, bir gün kendi ağırlığıyla çöküyor. Bu hafta da sevdiklerimizin haksız, hukuksuz iftiralarla tutsak olduğuna şahit olduk.”
“Aynı eylemle suçlanan kişilerden biri serbest bırakılırken diğeri neden içeride tutuluyor?”
Geçtiğimiz hafta, nisan ayı değerlendirmesinde 15 kişi hakkında tahliye kararı verildi. Ancak tahliye edilenin neden serbest bırakıldığı, tutulanların neden tutulduğu anlaşılamadı; kimse bunu anlamakta zorlandı. Ortada somut bir delil yok, elle tutulur bir olgu yok. Yalnızca yaratılmaya çalışılan bir algı ve bu algıya zemin oluşturmak için alınan ifadeler mevcut. Hangi ölçütlerle karar veriliyor? Aynı eylemle suçlanan kişilerden biri serbest bırakılırken diğeri neden içeride tutuluyor? Delil söz konusuysa her ikisi hakkında da delil yok; ifade söz konusuysa birine neden inanılıp diğerine inanılmıyor? Ceza alsa bile, ceza süresinden fazla tutuklu olanlar aylardır neden tahliye edilmiyor? Tutukluluk süresi dolmasına rağmen insanlar neden bir ay daha beklemek zorunda kalıyor?
“Hukukun temeli eşitliktir, hukuk herkese eşit işlemelidir.”
İddianamesi bile yazılmamış kişiler var. Neden tutuklu olduklarını, ne kadar yatacaklarını ve neyle suçlandıklarını bile bilmiyorlar. Ne karartılacak delil ne de kaçma şüphesi var. Bu insanlar neden hala tutuklu? Aileler olarak cevapsız kalan bu sorularla birlikte, her gün Silivri’ye gidip geliyoruz. Aynı belirsizlik, aynı bekleyiş, aynı sonuçsuzluk sürüyor; bu durum yalnızca bir dava sürecini değil, toplumun adalet duygusunu da doğrudan zedeliyor. Duruşmalarda ortaya çıkan çifte standart artık görmezden gelinemeyecek kadar açık. Bu çifte standart, duruşmayı izlemeye gelenlere karşı da uygulanıyor. Sevdiklerini görebilmek için büyük zorluklar yaşayan aileler, bir de bu eşitsizlikle mücadele etmek zorunda kalıyor. Günlük hayatta karşılaştığımız eşitsizliklerin burada da sürdüğüne tanıklık ediyoruz. Oysa hukukun temeli eşitliktir, hukuk herkese eşit işlemelidir.
“Annelerin acısını hafifletecek hiçbir adım atılmıyor; aksine yeni acılar, yeni adaletsizlikler yaratılıyor.”
Bu pazar Anneler Günü olduğunu da hatırlatan Dilek Kaya İmamoğlu, “Keşke bugüne uygun sözler söyleyebilseydik. Ancak yaşananlar ortadayken bu mümkün değil. Uygulanan siyaset anlayışı, annelerin acısını hafifletmek bir yana, daha da derinleştiriyor. Şehit anneleri, Cumartesi anneleri; Çorlu tren faciasında, Kartalkaya yangınında, 6 Şubat depreminde, Gezi’de çocuklarını kaybedip hâlâ adalet arayan anneler; çocuklarını en güvende olması gereken yere, okula uğurlayıp geri alamayan anneler; aylarca kızına ulaşmaya, ona ne olduğunu öğrenmeye çalışan anneler, sokaklarda çocukları katledilen anneler… Gözü yaşlı, yüreği yaralı nice anneler. Bu annelerin acısını hafifletecek hiçbir adım atılmıyor; aksine yeni acılar, yeni adaletsizlikler yaratılıyor. Bu ülkenin hafızasında annelerin gözyaşı hiç dinmedi ve ne yazık ki bu gözyaşlarını dindirecek gerçek bir adalet zemini bir türlü kurulamadı. Bugün burada bulunan annelerin yaşadığı acı da bu büyük hikâyenin bir parçası.” dedi.
“Ben de bir anneyim; çocuklarıma 19 Mart’tan bu yana yaşananları anlatmakta güçlük çekiyorum.”
Evladından haber alamayan, sesini duyamayan, yalnızca bekleyen anneler var. Sırf evladını görmek için haftanın dört günü mahkeme salonuna gelen ve yaşananlar nedeniyle onu doya doya göremeyen anneler var. Hasta yatağında olup duruşmaya gelemeyen, aklı ve kalbi burada olan anneler var. Çocuğunun büyümesini dört duvar arasında hasretle izleyen anneler var. Medyada ortaya atılan asılsız iftiralara, itibar suikastlarına ve algı operasyonlarına bağlı sağlık sorunları yaşayan anneler var. Bu süreç bedenen ve ruhen son derece yıpratıcı. Ben de bir anneyim; çocuklarıma 19 Mart’tan bu yana yaşananları anlatmakta güçlük çekiyorum. Ama onların geleceği için verdiğimiz bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğim.”
“Anneler evlatlarından, evlatlar annelerinden koparıldı.”
Aile yılı ilan edilen 2025 yılında, yüzlerce aile haksızlık ve hukuksuzluklarla mücadele etmek zorunda bırakıldı. Anneler evlatlarından, evlatlar annelerinden koparıldı. Başta rahmetli annem olmak üzere, bu ülkede gö


Yorumlar kapalı.