Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlenen grup toplantısında ülke ve dünya gündemine dair değerlendirmelerde bulundu.
Bakırhan, Siirt’te meydana gelen sel felaketinden etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dilekleriyle konuşmasına başladı. “Kurtuluş ilçemizde pek çok işyeri ve ev sel sularının altında kaldı. Can kaybı yok ama ciddi maddi hasarlar söz konusu. Birçok aile, geçim kaynakları olan hayvanlarını kaybetti. Belediyemiz su altında kaldı. Siirt’imize geçmiş olsun diyorum, özellikle Kurtuluş’ta yaşayan halkımıza… Belediyemiz, bu durumun etkilerini ortadan kaldırmak için yoğun bir çaba içinde. Buradan Siirt’teki bürokrasiye ve Afet İşleri Müdürlüğü’ne çağrıda bulunuyorum. Halkın uğradığı zararların en kısa sürede tespit edilip giderilmesi gerekiyor” diye belirtti.
GÖZALTINA ALINAN MADENCİLERLE DAYANIŞMA MESAJI
Bakırhan, haklarını ve maaşlarını alamayan Doruk Madencilik işçilerinin Eskişehir’den Ankara’ya başlattığı yürüyüşe de değinerek, “Son derece utanç verici bir durumla karşı karşıyayız. Doruk Madencilik’te çalışan işçiler aylardır alın terlerinin karşılığını almak için yollardalar. Ankara’ya geldiler, haklarını almak için kilometrelerce yürüdüler. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde seslerini duyurmaya çalışıyorlar ama başarılı olamıyorlar. Doruk Madencilik’te çalışan 110 işçi gözaltına alındı. ‘Niye buradasınız’ değil, ‘Bakanlığın önünde ne derdiniz var’ diye sorgulanıyorlar. Doruk Madencilik de bu duruma düşmemeli. İşçilerin haklarını zamanında verirlerse daha az zarar görürler. Bu işçilerin bir an önce serbest bırakılması gerekiyor. İşçilerin haklarını teslim etmesi şart. Bu işçilerle dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha vurgulamak istiyorum” şeklinde konuştu.
“BU KATLİAMLAR BİREYSEL ÇILGINLIK DEĞİL”
Tuncer Bakırhan, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da gerçekleşen okul saldırılarına ilişkin düşüncelerini de paylaştı:
“Burada yalnızca bir siyasetçi olarak değil, sabahları çocuklarını okula uğurlayan ve akşam dönüşlerini bekleyen milyonlarca anne ve babadan biri olarak konuşmak istiyorum. Beklemenin ne demek olduğunu siz bizden daha iyi biliyorsunuz. Maraş’ta ve Siverek’te bazı aileler çocuklarını bekledi ama maalesef çocuklar dönmedi. Ülke olarak büyük bir üzüntü içindeyiz. Hayatını kaybeden çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin ailelerine başsağlığı diliyorum. Yaralılara acil şifalar temenni ediyorum. Maraş ve Siverek’te birer gün arayla yaşanan bu saldırılar hepimizi derinden sarstı. Bu durum detaylı bir şekilde ele alınmalı ve hepimize bir sorumluluk yüklemektedir. Acıyı doğru değerlendiremezsek, sadece teselli ile yetinmiş oluruz. Oysa teselli, yeni felaketlerin kapısını aralamaktan öte bir anlam taşımıyor. Acıyı kalbimizde taşırken, yas tutmak gerçeği görme ve yeni olayların önüne geçme sorumluluğudur” ifadelerini kullandı.
Bu katliamlar münferit değil. Genellikle katliamlar bireysel çılgınlık olarak algılanıyor. Ancak bu, yıllarca biriken bireysel ve toplumsal öfkenin, çaresizliğin ve yalnızlığın bir sonucudur. Sistem, her şeyi çürütmekte, insanları yalnızlaştırmakta ve toplumu dağılmaya mahkum etmektedir. Bu durum, eşitsizliklerin derinleşmesine yol açıyor. Kurumlar çöküyor, insanlar birbirine yabancılaşıyor. Böyle bir ortamda şiddet normalleşiyor, güvensizlik artıyor ve bu yük en çok çocukların sırtına biniyor. Yıllarca okullar aileler için güvenli bir alan olarak biliniyordu ama iktidarın son döneminde okullar da artık güvenli alan olmaktan çıktı. Bu duruma bir cevap bulamadık; ‘Niye okullar güvenli alanlar olmaktan çıktı?’ sorusunu bir kez daha yöneltiyorum. Çünkü yıllardır uygulanan politikalar toplumu rehabilitasyondan uzaklaştırdı ve rekabet, yoksulluk ile kutuplaşma ile şekillendirdi. Kimsenin derdi kimsenin derdi olmaktan çıktı. Bu vahşi sistem hepimizi bireyselleştirdi.”
“YUSUF TEKİN BU TABLONUN SORUMLULUĞUNU ÜSTLENMELİ”
Sırbistan’da 2023 yılında bir ilkokulda sekiz öğrenci ve bir güvenlik görevlisinin yaşamını yitirmesi sonrası Milli Eğitim Bakanı’nın istifa ettiğini hatırlatan Bakırhan, “Peki Türkiye’de ne oluyor? Depremde on binlerce insan hayatını kaybetti, istifa eden yok. Her gün maden emekçilerinin bedeni toprağa karışıyor, yine istifa eden yok. Ruhsat verilmemesi gereken bir otel yangında onca insanın yaşamını yitirmesine yol açtı, istifa eden yok. Okullarda çocuklar ve öğretmenler katledildi, yine istifa eden yok. Eğitime ve okullara bakın; temizlik yok, güvenlik yok, başarı yok. Peki ne var? Geleceksizlik var, güvensizlik var, ölüm var. Buradan açıkça ifade ediyorum ki, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bu tablonun sorumluluğunu üstlenmeli ve derhal istifa etmelidir” dedi.
Bakırhan, iktidarın da kendi payına düşeni görmesi ve gereken adımları atması gerektiğini vurgulayarak, “Bu bir polemik ya da siyaset meselesi değil. Bu çağrıyı yapmak, topluma ve çocuklara karşı yerine getirilmesi gereken en asgari sorumluluğumuzdur. Bu herkes için bir haysiyet testidir. Unutmayalım ki, biz her meselede kendimizi de görerek hareket eden bir siyasi partiyiz. Muhalefet olarak biz de kendimize bakmak zorundayız. Bu ağır tabloyu yalnızca iktidarı eleştirerek aşamayız. Toplumun her kesimine dokunan kalıcı ve bütünlüklü bir siyaseti samimiyetle inşa etmeliyiz. Bu eksiklik ortada. Üzerimize düşen sorumluluğumuzun farkındayız ve bunu gerçekleştireceğiz. Çocukların katledilmediği, güven içinde yaşadığı bir ülke için parti olarak daha fazla mücadele edeceğimizi buradan taahhüt ediyoruz” diye ekledi.
“GÜLİSTAN DOKU DOSYASINI ÖRTBAS EDENLER HESAP VERMELİ”
Cezasızlık düzeninin en ağır dönemlerinden birini yaşadığımızı belirten Bakırhan, Gülistan Doku dosyasındaki gelişmelere de dikkat çekti: “Bugün karşımızdaki en ağır gerçeklerden biri kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve zorla kaybettirilen kadınlar. Kayıp Muğla Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyası altı yıl sonra yeniden açıldı. Bu önemli bir gelişme. Gülistan, sadece bir isim değil, bu ülkenin vicdanına sorulan ve cevabı alınmayan bir sorudur. Bu gelişme, aynı kadın örgütlerinin ve kamuoyunun ısrarlı baskısı, kararlı eylemleri ve adalet talebi sayesinde mümkün olmuştur. Gülistan’ı ve benzeri kadın cinayetlerini gölgede bırakmak istemeyen, açığa çıkarmaya çalışan adalet arayan ailelerimize ve dayanışan dostlarımıza selam ve sevgilerimizi iletiyoruz.
Bağımsız ve demokratik bir yargının işleyip Gülistan’ın hesabını sormasını umuyoruz. Örtbas edenler hesap vermeli ve sorumlular yargılanmalıdır. Vali Bey’e bakın, Gülistan katledildi. Yargının işini de o yapıyor. Bir tetikçisini Gülistan’ın ailesine gönderiyor. O telefonunu SIM kartını alıyor. Böyle bir görevi mi varmış valinin? Bu büyük bir soruml

Yorumlar kapalı.