Her Orban’ın karşısına bir gün bir Magyar çıkar
Macaristan’da 16 yıldır iktidarda olan aşırı milliyetçi ve göçmen karşıtı Victor Orban, partisinin içinden çıkan Peter Magyar tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı. Bu gelişme, hem Türkiye’de hem de dünya genelinde liberal demokrasi için umutların artmasına neden oldu.
Küçük bir ülke olan Macaristan’da Orban’ın yarattığı etki, kendi ölçeğini aşmış durumda. 16 yıl boyunca üst üste dört seçim kazanarak inşa ettiği otoriter rejim, Batı demokrasileri için ciddi bir tehdit oluşturuyordu. Orban, diğer aşırı sağ eğilimli siyasetçilere ilham verirken, AB ve NATO’nun Ukrayna’ya desteğini engelleyerek Rusya’nın saldırganlığına dolaylı bir destek sağlıyordu.
Orban’ın yakın ilişkide olduğu liderler arasında Trump ve Putin başı çekiyor. Netanyahu da bu listeyi takip eden isimlerden biri. Bu listede Türkiye Cumhurbaşkanı da yer almakta.
Trump, Orban’ı Mar-a-Lago’da özel misafir olarak kabul ederek ona özel bir muamele yapmıştı. Ayrıca, Orban, Trump’ın Washington’da düzenlediği Barış Kurulu toplantısına da katılmıştı. Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump tarafından Washington’da yalnızca bir çalışma yemeğine davet edilmişti. Bu durum, Orban’ın Trump’a Erdoğan’dan daha yakın olduğunu gösteriyor.
Seçimden birkaç gün önce Trump, yardımcısı JD Vance’i Budapeşte’ye göndererek Orban’ın kampanyasına destek sağlamaya çalıştı.
Orban, Putin ile de yakın ilişkilere sahipti. Önemli NATO ve AB toplantılarından önce onunla istişare ederek Rus çıkarlarını savunması, bu örgütlerde rahatsızlık yaratıyordu. Seçim öncesinde Putin ile telefon görüşmesi yaptığı da biliniyor.
Bu yakınlıkların Orban’a fayda sağlamadığı, aksine zarar verdiği görülüyor. Macar halkı, JD Vance’in seçim kampanyasına müdahalesine tepki gösterdi ve bu durumun Orban’ın oy oranını düşürdüğü düşünülüyor. Macar halkı, otoriter rejimlerin yanında değil, demokrasiler arasında yaşamak istediğini açıkça ifade etti. Diğer ülkeler için de benzer bir durumun yaşanmasını umuyoruz.
Orban’ı yenerek seçim kazanan Peter Magyar, diğer muhalefet partileriyle koalisyon kurmadan, halkın anlayabileceği bir dille, net cümlelerle kampanya yürüttü. Genç, dinamik ve halkla iç içe bir lider olarak dikkat çekti. Günde 6-7 miting yaparak, halkla sık sık bir araya geldiği ifade ediliyor. Bu durum, benzerleriyle karşılaştırıldığında oldukça dikkat çekici.
İki yıllık iktidar yolculuğu boyunca Magyar’a pek çok engel çıkarılması hedeflendi. Orban, tarafsız medya bırakmazken, destekleyici basın organları hakkında kampanyalar düzenlendi. Magyar’ın telefonlarının dinlendiği, taraftarlarının baskı ve tehditlere maruz kaldığı bildirildi. Ancak tüm bu engellere rağmen Magyar, kararlı bir şekilde mücadelesine devam etti.
Magyar, bozulan ekonomiyi düzelteceğini, ülkeyi yeniden AB rotasına sokacağını, yolsuzluklarla mücadele edeceğini ve kamu mallarını çalanlardan hesap soracağını belirterek seçmeninin güvenini kazandı.
Bir önceki seçimde altılı koalisyonla yenilen muhalefetteki sol ve liberal partilerin Magyar’ı desteklemekten başka alternatifleri kalmamıştı. Magyar’ın muhafazakâr-demokrat Tisza (Saygı ve Özgürlük) partisi, parlamentoda çoğunluğu sağlarken, muhalefetteki sol ve liberal partiler parlamento dışında kaldı.
Magyar, Orban’dan iktidarı seçim usullerine göre 5 Mayıs sabahı teslim alacak. Bu tarihe kadar Orban’ın nasıl bir tutum sergileyeceği merak konusu.
Seçim gecesi zafer konuşmasında Magyar, başta cumhurbaşkanı olmak üzere yüksek mahkeme başkanlarının ve ilgili diğer makamların derhal istifa etmelerini istedi. Magyar, bu kişileri Orban’ın kuklaları olarak nitelendiriyor.
Orban’ın hakkını vermek gerekir ki, rakibi Magyar’a ne kadar engel çıkarmaya çalışsa da, onu veya yakın çalışma arkadaşlarını tutuklamadı. Seçim gecesi, rakibini arayarak yenilgiyi kabul etti. Seçim sabahı, Budapeşte caddeleri Orban’ın posterleriyle süslenmedi. Eğer Magyar bu kadar büyük bir farkla kazanmasaydı ve Macaristan AB üyesi olmasaydı, belki de durum farklı olabilirdi.
Her gecenin bir sabahı olduğu gibi, her Orban’ın karşısına bir gün mutlaka bir Magyar çıkacaktır. Macaristan’ın geleceği ve yolu aydınlık olsun. Diğer otoriter rejimler altında inleyen ülkeler de benzer bir değişim sürecine girebilir.
ABD-İran müzakereleri kopmuş değil
Macaristan’daki seçimle bir dönem kapanırken, 21 saat süren ABD-İran görüşmelerinden olumlu bir sonuç çıkmadı. ABD, İran limanlarını abluka altına alarak dünya ekonomisine yeni bir şok yaşattı. Ancak bu durum, müzakerelerin sona erdiği ya da savaşın yeniden başlayacağı anlamına gelmiyor. Ateşkes hâlâ devam etmekte ve ABD ile İran arasındaki dolaylı temasların İslamabad’da sürdüğü belirtiliyor.
Pakistan, başkentlerinde yeni bir görüşme turu gerçekleştirmek için hazırlıklarını tamamladı. Pakistan diplomatisinin bu konudaki performansı, ülkenin olumsuz imajını tersine çevirerek itibarını artırdı. Bu başarı, Pakistan diplomatisinin yüksek standartlarda ve profesyonel bir şekilde faaliyet göstermesinin bir sonucudur.
Ne ABD’nin ne de İran’ın çatışmaları başlatma kapasitesi kalmış durumda. Ancak iki taraf arasındaki müzakereler son ana kadar devam edecektir. Her iki taraf da kendi pozisyonlarından taviz vermemeye çalışacak, bu nedenle müzakerelerin inişli çıkışlı bir seyir izlemesi bekleniyor.
Ateşkes süresinin dolması durumunda bile uzatılacağına inanılıyor. Özellikle ABD kamuoyundaki savaş karşıtı eğilimler güçlendikçe, Trump’ın durumu zorlaşacaktır. Bu nedenle, ABD gerginliği artırmakla birlikte, durumu kopma noktasına getirmek istemeyecektir. Benzer bir tutum İran cephesi için de geçerli. İran, büyük kayıplar yaşadığı bu savaşın yeniden başlamamasını sağlamak için çaba gösterecektir.
Müzakerelerin kritik noktası nükleer sorun. Bu sorun çözüldüğü takdirde Hürmüz Boğazı ve Lübnan konularındaki gelişmelerin önü açılabilir. İslamabad’daki görüşmelerde bazı ilerlemelerin kaydedilmiş olabileceği düşünülüyor. İran, uranyum zenginleştirme konusunda 5 yıllık bir moratoryum önerirken, ABD’nin bu konudaki tutumu sertleşmiş durumda.
Washington’da İsrail ve Lübnan hükümetleri arasında Hizbullah’ın itirazına rağmen görüşmelerin başlatılacağı ve ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun bu görüşmelere katılmasının beklenmesi, farklı cephelerde bir şeylerin ilerlediğini gösteriyor. Ancak sonuç, büyük ölçüde Trump ve İran’daki derin devletin tutumuna bağlı olacak. Her iki tarafta da rasyonelliğin geçerli olmaması, temkinli bir yaklaşım


Yorumlar kapalı.