13 Nisan 2026 20:59
Güncelleme: 13 Nisan 2026 21:17
Müzeyyen Yüce
Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürdürülen ‘Yenidoğan Çetesi’ davasında, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi adlî Tıp Anabilim Dalı tarafından hazırlanan raporda, 500 gram doğan prematüre Kaya bebeğin ölümünün ‘kaçınılmaz’ olduğu vurgulandı. Raporda, hastane yönetimi ve hekimlere yönelik herhangi bir kusurun bulunmadığı ifade edildi.
Türkiye’nin en büyük sağlık skandallarından biri olarak kabul edilen “Yenidoğan Çetesi” davasında, bir yılı aşkın bir süre geçti. Bebek ölümlerine dair daha önce Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu ile adlî Tıp Kurumu (ATK) tarafından hazırlanan raporlar, dava dosyasına eklenmişti. Mahkeme heyeti, raporlar arasındaki çelişkiler nedeniyle ATK Üst Kurul’dan her bir bebek için yeni rapor talep etti.
Cerrahpaşa’dan 41 sayfalık yeni rapor
Dava sürecinde tutuklu sanıklardan Güney Hastanesi Başhekimi Dr. Ali Dirik’in avukatı Burak Mengü, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Başhekimliği adlî Tıp Anabilim Dalı’na başvurarak, müvekkilinin sorumlu tutulduğu Kaya bebeğin ölümü ile ilgili bir rapor hazırlanmasını talep etti. Buna istinaden, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi adlî Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Gürsel Çetin ve adlî Tıp uzmanı Prof. Dr. Sermet Koç, 41 sayfalık bir rapor oluşturdu. Bu rapor, Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava dosyasına eklendi.
Hazırlanan raporda, bebek Kaya ve annesi Zeynep Kaya’ya ait tüm tıbbi belgeler, uzman görüşleri ve adlî Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulu raporları detaylı bir şekilde incelendi. İnceleme, özellikle Özel Güney Hastanesi Başhekimi Ali Dirik açısından odaklandı.
“Otopsi yapılmaması ciddi eksiklik”
Raporda, bebek ölümünde en önemli eksikliğin otopsi yapılmaması olduğu belirtildi. Otopsinin, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi açısından “vazgeçilmez” olduğu ifade edilerek, bu işlemin yapılmamasının ciddi bir hata olarak nitelendirildi.
“Tedavi ile ölüm arasında illiyet bağı yok”
Mevcut klinik verilere göre, Kaya bebeğin ölüm nedeninin; ‘ileri derecede prematürite (500 gram doğum ağırlığı), solunum güçlüğü sendromu (RDS) ve buna bağlı ağır asfiksi’ olduğu kaydedildi. Raporda, yüksek riskli gebeliğin hastaneye kabulü, doğum süreci ve yenidoğan yoğun bakımda uygulanan tedavilerin ‘tıbben uygun sınırlar içinde’ olduğu savunuldu. Uygulanan tedavi ile bebeğin ölümü arasında doğrudan bir illiyet bağı bulunmadığı vurgulandı.
Aynı zamanda, bebeğin yaşama ihtimalinin son derece düşük olduğu tespit edildi. 112 kayıtlarına göre, anne Zeynep Kaya için yaklaşık 4 saat boyunca kamu ve özel hastanelerde uygun yatak bulunamadığı dile getirildi. Vakanın, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Songül Kaloğlu tarafından Özel Güney Hastanesi’nde kabul edilmesi, doğumdan itibaren yaşama şansı son derece az olan bebeğe yönelik yapılan tedavi ve resüsitasyon girişimlerinin tıbbi olarak ‘iyi niyetli bir çaba’ olarak değerlendirildiği ifade edildi.
‘Sevk sürecindeki gecikme ölümde ciddi rol oynadı’
Raporda, sevk sürecinin 4 saat gibi uzun bir zaman almasının, zaten yüksek riskli olan vakayı daha da ağırlaştırdığı ve bebeğin ölümünde önemli bir rol oynadığı kaydedildi. Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde gerçekleştirilen müdahaleler ve resüsitasyon girişimlerinin ise tıbbi hata değil, “yaşamı sürdürmeye yönelik çaba” olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Yönetim değişikliği vurgusu: ‘Tıbbi hayata işaret etmedi’
Raporda, yoğun bakım sorumlu hekim değişikliğinin (Dr. Şeyhmus Çelik’in istifası ve Dr. Hilda Keykubad’ın göreve başlaması) bazı kayıt ve iletişim aksaklıklarına zemin hazırlamış olabileceği, ancak bunun tıbbi bir hata olarak değerlendirilemeyeceği ifade edildi.
“Kayıt manipülasyonuna somut kanıt yok”
Cerrahpaşa raporunda, bebek ölümlerine ilişkin adlî Tıp Kurumu 8. adlî Tıp İhtisas Kurulu raporlarına yönelik eleştiriler de yer aldı. Adlî Tıp Kurumu raporlarında, epikrizlerin gerçeği yansıtmadığı ya da laboratuvar değerleriyle oynandığına dair ‘sahtecilik’ iddialarını destekleyecek somut bir bulguya ulaşılamadığı ifade edildi.
Bu raporda, söz konusu iddiaların birçok vakada benzer şekilde tekrarlandığı, bunun da adlî Tıp değerlendirmelerinin “şablon” biçimde, kopyala-yapıştır yöntemiyle hazırlandığı izlenimini doğurduğu belirtildi. Raporların büyük ölçüde tape kayıtları, iddianame ve Sağlık Bakanlığı teftiş raporlarına dayanarak hazırlandığı, kapsamlı tıbbi belge incelemesinin ise sınırlı kaldığı ifade edildi.
Başhekim için kusur tespiti yapılmadı
Son olarak, raporda Başhekim Ali Dirik’in bebeğin tedavi sürecinde doğrudan tıbbi sorumluluğu olmadığı ve idari görevleri açısından da kusur atfedilemeyeceği sonucuna varıldı.
Cerrahpaşa daha önce de 6 bebek için ‘ihmal yok’ raporu vermişti
Daha önce de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Başhekimliği adlî Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı, sanıklardan Dr. Dursun Eryılmaz’ın avukatı Nazan Işık’ın başvurusu üzerine 6 bebeğin ölümüne ilişkin bir rapor hazırlamıştı. Eryılmaz’ın avukatının talebiyle hazırlanan raporda, bebek ölümlerinden doktorları sorumlu tutan adlî Tıp Kurumu’na “kopyala-yapıştır” rapor hazırladığı iddiası yöneltilmişti. İncelenen 6 bebeğin ölümü ile ilgili olarak “uygulanan tanı ve tedavi yöntemlerinin tıbben uygun olduğu” tespit edilmiştir.


Yorumlar kapalı.