Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan, 28 Şubat’ta başlayıp 8 Nisan’da geçici ateşkesle sona eren İran ile ABD/İsrail arasındaki çatışmalarla ilgili derinlemesine bir analiz gerçekleştirdi. Tan, bu savaşın küresel ve bölgesel fay hatlarını daha da derinleştirdiğine vurgu yaparak, ateşkesin zayıf yapısını, ABD’deki kurumsal sarsıntıları ve AKP hükümetinin dış politikadaki duruşunu gündeme getirdi.
Tan, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalarda, savaşın İran’da bir rejim çöküşünden ziyade bir konsolidasyon süreci getirdiğini, ABD tarafında ise Trump’ın politikalarının müttefikler arasında çatlaklara yol açtığını belirtti.
“Savaş, İran’da bir çözülmeden ziyade konsolidasyon üretti”
Şu anda geçici bir ateşkesle duraklayan sürece dair gözlemlerini paylaşan Tan, İran iç siyaseti hakkında şunları ifade etti:
“28 Şubat’ta başlayan ve 8 Nisan’da geçici ateşkesle sonlanan; yerel, bölgesel ve küresel fay hatlarını derinleştiren İran-ABD/İsrail savaşı bize ne gösterdi? Bu bir kırılgan ateşkes. Çünkü 28 Şubat’taki saldırılar, taraflar masadayken gerçekleştirilmişti. Yakın geçmişteki deneyimler, ateşkesi güvensiz ve kırılgan kılıyor. İran’da rejim değişmedi. Ağır kayıplara rağmen sistem çökmüş değil. İran’daki yapı, sıradan bir ‘tek adam’ rejimi olmadığı gerçeğini daha net ortaya koydu. Savaş, İran’da bir çözülme değil, sınırlı bir konsolidasyon yarattı.”
“Trump transatlantik çatlağı büyüttü”
ABD’nin iç siyasi durumu ve Batı ittifakındaki konumu hakkında Tan, Trump’ın liderlik tarzını ve NATO’nun rolünü eleştirerek şu ifadeleri kullandı:
“Trump’ın savaş politikası, ABD’de sadece toplumsal bir tepki yaratmakla kalmadı, aynı zamanda kurumsal sarsıntılara da sebep oldu. Trump’ın ‘liderlik’ tarzı, devlet aklıyla gerilim ve güvenlik aygıtındaki çatlaklar arasında meşruiyet tartışmalarını derinleştirdi. Trump, Transatlantik ilişkilerdeki çatlağı büyüttü. Avrupalı müttefiklerden beklediği desteği göremedi. Bu durum, NATO’nun varlık sebebini yeniden sorgulamaya açtı.”
“Uluslararası hukuk sembolikleşti, fiili güç siyaseti belirleyici oldu”
Savaşın Orta Doğu siyasetinin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdiğini belirten Tan, krizin kısa sürede Lübnan ve Körfez’e sıçradığını ve küresel enerji güvenliğinin tehdit altında olduğunu kaydetti. Rusya ve Çin’in İran’a tam angajman yerine siyasi ve diplomatik destek sunarak, ilişkilerin ulusal çıkarlar çerçevesinde yürüdüğünü ifade eden Tan, şunları ekledi:
“Bu savaşın merkezinde Hürmüz ve enerji politikaları yer alıyor. Hesaplaşma, jeopolitik nüfuz ile enerji ve ticaret hatları üzerindeki jeoekonomik bir güç mücadelesine dönüştü. Uluslararası hukukun sembolik hale geldiği bir kez daha anlaşılmıştır. Normatif erozyon derinleşti. Sivilleri ve insani altyapıyı hedef alan tehditler karşısında belirleyici olan fiili güç siyaseti oldu.”
“Netanyahu’nun çabası dünya için tehlikeli, AKP pasif bir çizgide kaldı”
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme çabasının tehlikelerine dikkat çeken Tan, krizin dondurulmasında Pakistan’ın önemli bir aktör haline geldiğini belirtti. İktidarın dış politikasını ise şu ifadelerle eleştirdi:
“İsrail açısından, askeri üstünlüğün siyasi sonuç yaratmadığı açıkça görüldü. Netanyahu’nun iktidarını sürdürmek amacıyla Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme çabası, dünya için ne denli tehlikeli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. İslamabad’ın diplomatik girişimleri, orta güçlerin bölgede yalnızca denge sağlamakla kalmayıp, müzakere zemini oluşturarak sürecin seyrini etkileyen aktörler olabileceğini gösterdi. İsrail’i eleştirirken, ABD karşısında sessiz kalan AKP hükümeti, bağımsız bir bölgesel tutum almak yerine Trump’ın takdirine tabi olan, Washington’ın sınırlarını aşamayan pasif bir çizgide kaldı. Hükümet, ekonomik sıkıntıların artmasıyla birlikte Körfez’den kaçan sermayeyi Türkiye’ye çekme arayışını ön plana çıkardı.” (ANKA)

Yorumlar kapalı.