ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırılarla başlayan çatışmanın süresi bir aya yaklaşırken, bu süreçte diplomasinin devreye girmesiyle geçici bir ateşkesin mümkün olabileceği belirtiliyor. Amerikan basınında yer alan haberlere göre, Trump’ın danışmanlarının, savaşın “birkaç hafta içinde sona ermesini” istediği ortaya çıktı.
Baba Hamaney’in ardından Oğul Hamaney rejimi sürdürmeye devam ediyor. Devrim Muhafızları ise gücünü korurken, öldürülen pek çok liderin ardından Meclis Başkanı Muhammed Bagir Galibaf, görüşmelerde en yetkili isim olarak öne çıkıyor. Diğer bir önemli isim ise Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri olarak atanan Muhammed Bagir Zülkadir.
Rejim için saldırılara karşı ayakta kalmak, hala önemli bir başarı ölçütü olarak kabul ediliyor. İki hafta önce rejim değişikliği söylemleriyle öne çıkan Trump’ın, şimdi İran yönetimi ile müzakere süreçlerini gündeme getirmesi, rejimin varlığını sürdürdüğüne dair bir işaret olarak değerlendiriliyor. Trump, ya “zafer” ilan edecek ya da “burada sona eriyoruz” diyecek bir ikilemle karşı karşıya. Eğer zafer peşinde koşmayı tercih ederse, bunu başarması zor görünüyor; zira rejimi değiştirmek için gereken savaşın daha uzun süreceği öngörülüyor.
İsrail, kendi ulusal çıkarları doğrultusunda İran’a saldırabileceği bir Amerikan Başkanı bulma fırsatını değerlendirdi. İran rejimi de birçok üst düzey askeri ve siyasi liderini hızlı bir şekilde hedef alabilme fırsatını kaçırmadı.
İsrail için yeterli olmasa da İran’ın uğradığı zarar, her durumda kabul edilebilir bir seçenek. Ancak fırsatları değerlendirmek, stratejinin yerini alacak bir kavram değil. Örneğin, İsrail, Lübnan’ın güneyinde 30 kilometre derinliğinde bir alanı işgal ederek “tampon bölge” oluşturuyor. Ancak bu eylemin, uzun süredir planlanan bir stratejinin parçası olup olmadığı ya da İsrail güvenliğine uzun vadede ne katkı sağlayacağı henüz belirsizliğini koruyor.
İran, asimetrik güç kullanımında önemli başarılar elde etti. Ağır darbeler almasına rağmen, düşük maliyetlerle Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’nin kontrolünü elinde tutmayı başardı.
Körfez Bölgesi’nde Dubai Modeli’nin sonunun geldiği görülüyor. Suudi Arabistan’ın “Vision 2030” gibi iddialı projelerinin geleceği belirsizliğe girmiş durumda. Katar’ın milyarlarca dolarlık yatırımla devreye aldığı LNG tesislerinde ise bir ay içinde yaşanan zarar da on milyarlarca dolara ulaşıyor.
Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri, savaş sonrası ABD, İsrail ve İran ile olan ilişkilerini gözden geçirmek zorunda kalacak. Bu ülkelerin kendi aralarında daha sıkı bir savunma yapısı kurmaları bekleniyor ve bölgede bir silahlanma yarışı olasılığı gündeme geliyor.
İsrail’de Ekim ayında yapılacak seçimlere yönelik kamuoyu yoklamalarında Netanyahu ve partisi Likud ön planda görünüyor. Savaşın halk arasında yüksek destek bulduğu gözlemleniyor. 7 Ekim 2023 saldırısının ardından “siyasal ölü” muamelesi gören Netanyahu’nun, İsrail tarihinin en uzun süre iktidarda kalan başbakanı olduğu iddia ediliyor.
Ancak, İsrail’in sürekli bir savaş halinde yaşaması, modern bir “Sparta” olarak varlığını sürdürmesi oldukça zor. Hem kurban hem de hegemon bir devlet olma çelişkisi, Ortadoğu’nun Silikon Vadisi olma hedefiyle birleşince sürdürülemez yapısal sorunları beraberinde getiriyor.
İbrahim Anlaşmaları’nın yaygınlaşmasıyla beraber, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın yönettiği “yeni Ortadoğu düzeni” artık hayali bir projeye dönüşmüş durumda. Bu bağlamda, İsrail’in küçük hesaplarla büyük fırsatları heba ettiği söylenebilir.
ABD’nin İsrail’e olan desteğinin daimi olacağına dair inançlar artık sorgulanıyor. Avrupa kamuoyunda, özellikle genç ve Müslüman seçmenler arasında İsrail karşıtlığının yükseldiği görülüyor. Ayrıca, İsrail’in nüfus büyüklüğünün, askeri ve teknolojik üstünlüğüyle ters orantılı olduğu da unutulmamalı.
Lübnan’da Hizbullah, hükümet tarafından giderek bir yük olarak değerlendirilmeye başlandı. Ancak bu yükten kurtulmanın bedeli, İsrail işgali olacak. Lübnan’ın İran Büyükelçisi’ni istenmeyen kişi ilan etmesi ve Hizbullah’ın silahlı kanadıyla mücadele etme çabaları önemli gelişmeler arasında yer alıyor.
Minyatür çoğulculuğu ve 1975-1992 arasındaki kanlı iç savaş ile kırılganlığı tescillenmiş olan Lübnan’ın yanı sıra, Irak’ın istikrarı da İran etkisiyle tehlike altında. Irak, Ortadoğu’nun en önemli komşularından birisi olarak dikkat çekiyor.
Netanyahu Ekim ayındaki seçimlerden sonra Trump, Kasım ayındaki ara seçimlerde Cumhuriyetçi kamuoyunu koruma çabasında olacak. Dolayısıyla, seçim tarihinin yaklaşmasıyla savaşın sona erme ihtimalinin artabileceği öngörülüyor.
Trump, MAGA tabanını İran’ın ABD için bir tehdit olduğuna inandırmakta zorlanıyor. ABD’nin savaşta İsrail’in ya da doğrudan Netanyahu’nun etkisi altında mı olduğu sorusu da Trump’ı zor durumda bırakıyor.
ABD, savaş alanında taktik hedefleri başarılı bir şekilde vuruyor; ancak havadan askeri müdahale ile rejim değişikliği sağlamak, devleti yıkmadan mümkün olmadığı bir kez daha ortaya çıkıyor.
Rejimin devrilmek bir yana daha da güçlenmesi ve bu savaşın en çok zararı İran halkına vermesi, İran halkını kurtarma iddiasındaki ABD söylemleri açısından büyük bir çelişki oluşturuyor. Diğer bir çelişki ise artan petrol fiyatları, esnetilen yaptırımlar ve Ukrayna’ya gönderilemeyen silahlarla Rusya’nın kazançlı çıkmasıdır.
Petrol fiyatlarını kontrol altında tutmak için İran’a petrol ihraç etme hakkı tanınması, Trump’ın bu savaşa ne kadar hazırlıksız girdiğinin bir diğer göstergesi. Ukrayna’nın yanıtı ise Rusya’nın enerji altyapısını, petrol ve gaz ihracatını büyük ölçüde azaltacak şekilde vurmak oldu.
Diplomasiye alan açılması olumlu bir gelişme olarak görülse de, ABD ve İran’ın karşılıklı taleplerinin diplomatik dille “non-starter” olarak adlandırılması, iyimserliği sınırlıyor.
Boğazın kontrolünün ve Körfez’in güvenliğinin ABD’ye emanet edilemeyeceği gerçeği, önümüzdeki resmi karmaşıklaştırıyor. İran’ın ABD ve İsrail’in saldırmama güvencesini nasıl alabileceği ise belirsizliğini koruyor.
Savaşın başlamasından bu yana geçen bir ayın ardından, ilk kez ABD dışına çıkan Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Cuma günü Paris’te G-7 toplantısına katıldı. Başkan Yardımcısı James David Vance’in de bu süreçte İslamabad’da İran Meclis Başkanı Galibaf ile görüşeceği iddia ediliyor. Vance ve Rubio, Trump’ın yakın çevresinde savaş karşıtı olarak bilinen ancak seslerini pek çıkar

