Türkiye, etrafında bir ateş çemberi ile çevrili bir coğrafyada konumlanıyor…
Son çeyrek yüzyılda, Türkiye’nin çevresinde Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar, Karadeniz ve Kuzey Afrika gibi bölgeleri de kapsayan 17-18 büyük kriz ya da savaş patlak verdi. Bu krizler arasında Suriye, Libya, Ukrayna, Karabağ, Yemen, Irak/IŞİD, Gazze, 12 Gün Savaşı ve günümüzdeki Amerika-İsrail ve İran gerginliği gibi pek çok örnek yer alıyor.
Kısaca söylemek gerekirse, Türkiye bu ateş çemberinin tam ortasında duruyor…
Ancak dikkat çekici bir durum var ki…
İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Van ya da Edirne’de yaşayan vatandaşlar, “Bugün başımıza ne gelecek?” korkusuyla uyanmıyor. Yastıklarına kafalarını koyarken bu endişeyi taşımıyorlar.
Sokaklarda bombalar patlamıyor, sınırlarımızdan terörist gruplar girmiyor ve şehirlerimizde mülteci kamplarına dönüşmüş çadır kentler de bulunmuyor…
Güvenlik açısından Türkiye, komşularının aksine bir ‘nimet’ içinde yaşamını sürdürüyor.
Bu nimetin kaynağı ise Erdoğan liderliğidir…
2016 yılından bu yana Erdoğan’ın önderliğinde Türkiye, girdiği her mücadelede başarı elde etti. Suriye’de gerçekleştirilen Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı harekâtlarıyla terör koridorları etkisiz hale getirildi.
PKK/YPG’nin ‘kanton’ hayali tarihe karıştı.
Libya’da, Hafter’in darbe girişimine karşı meşru hükümeti destekleyerek, Trablus’un düşmesini engelledik. Türkiye’nin deniz yetki alanı genişleyerek, Doğu Akdeniz’deki etkinliğimiz arttı.
Azerbaycan’da 2020 Karabağ Savaşı’nda Türkiye’nin verdiği destek ile 30 yıllık işgal 44 günde sona erdi. Şuşa, Türk topraklarına yeniden kazandırıldı ve Ermenistan teslim oldu.
Doğu Akdeniz’deki sondaj gemilerimiz, Yunan engellerine rağmen geri dönmedi; Oruç Reis, Yavuz, Fatih ve Kanuni kararlılıkla çalışmalarını sürdürdü.
Libya ile imzalanan mutabakat muhtırası, hala en güçlü kozumuz olarak masada duruyor…
Terörle mücadelede PKK’nın beli kırıldı; artık şehirlerimize roket atamaz hale geldi ve dağlarda barınamıyor. Şu an tamamen tasfiye olma aşamasında…
Bütün bunlara ‘tesadüf’ demek mümkün mü?
Elbette hayır…
Afrika’da da benzer bir irade ve kararlılık sergileniyor.
Özellikle Somali’de, Erdoğan liderliğinde tarihi bir başarı hikâyesi yazıldı. 2011 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mogadişu’ya gerçekleştirdiği tarihi ziyaret, ülkenin yeniden inşasına öncülük etti…
Mogadişu’da Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük üssü olan TÜRKSOM Askeri Eğitim Üssü kuruldu. 2017 yılından bu yana on binlerce Somalili asker burada eğitim aldı…
El-Şebab terörüne karşı Somali ordusunun belkemiği haline gelen bu eğitimler, ülkenin kendi güvenliğini sağlama kapasitesini artırdı.
Somali-Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Recep Tayyip Erdoğan Hastanesi olarak bilinir) 200 yataklı dev bir tesis olarak açıldı. Ülkenin en modern sağlık merkezi olma özelliğini taşıyan hastane, binlerce Somalili’ye şifa sunarak, doktor ve asistan yetiştiriyor…
Son yıllarda imzalanan savunma ve ekonomik iş birliği anlaşmalarıyla, Somali’nin deniz yetki alanları güvence altına alındı ve ortaklıklar kuruldu.
Türkiye, Somali’ye 1 milyar doları aşan insani ve kalkınma yardımı yaparak, okullar, yollar ve altyapı projeleri ile ülkeyi yeniden inşa etti.
Afrika’da, Somali’nin yanı sıra Libya, Nijer ve Senegal gibi ülkelerde de Türkiye’nin etkisi hissediliyor…
Askeri eğitim, SİHA satışları ve kalkınma projeleri ile eşit ortaklık modeli oluşturuldu. Bu yaklaşım, sömürgeci bir zihniyetten uzak, ‘kazan-kazan’ üzerine inşa edilmiş bir iş birliğidir…
Erdoğan’ın vizyonu sayesinde Türkiye, Afrika’da güven veren ve istikrar sağlayan bir güç konumuna geldi.
Eğer 2016 yılından itibaren Türkiye’nin başında Erdoğan olmasaydı, bugün ülkemiz de Suriye, Libya veya Lübnan gibi ateş çemberinin tam ortasında olabilirdi.
Hatırlatmak gerekirse; 15 Temmuz’da FETÖ darbe girişimiyle Türkiye’yi iç savaşa sürüklemeye çalıştılar. Erdoğan “Milletimle birlikte” diyerek tankların önüne çıkmasaydı, bugün Türkiye’nin haritası çok farklı olabilirdi.
2016 sonrası kurulan büyük ittifaklar, S-400’den yerli SİHA’ya, TCG Anadolu’dan yerli ve millî savaş uçağımız KAAN’a kadar yapılan savunma sanayi atılımları, Erdoğan’ın ‘Türkiye’yi büyük güç yapma’ iradesinin bir sonucudur…
Başka bir lider olsaydı ne olurdu? Örneğin, ülkede CHP yönetimi olsaydı…
Suriye’de “Esad’la masaya otururuz” diyerek terör koridoruna razı olurduk. Libya’da “Orası bizi ilgilendirmez” diyerek Trablus’un düşmesine seyirci kalırdık.
Karabağ’da “Azerbaycan’ın iç meselesi” diyerek 30 yıllık işgale boyun eğerdik. Doğu Akdeniz’de “Yunanistan’a kaptırmayalım” diyerek gemileri limana çeker, enerji oyununda sıfır olurduk.
Somali’de ise “Uzak diyar” diyerek o enkazı kendi haline bırakır, Afrika’da hiç varlık gösteremezdik.
Bu süreçte, kendisine ‘Jöntürkleriz biz’ diyenlerin muhalefette olması, şans olarak değerlendirilebilir. Ancak bu ayrı bir tartışma konusu…
Günümüzde Türkiye, ateş çemberinin içinde değil; bu çemberin etrafında dimdik ayakta duran ve kendi iradesiyle şekillendiren bir ülke konumunda…
Afrika’dan Akdeniz’e, Kafkaslar’dan Ortadoğu’ya uzanan bu başarı zinciri, Erdoğan’ın liderliğinin en somut kanıtı olarak öne çıkıyor.
Bu konforun, güvenin ve zaferlerin tek bir adı var: Recep Tayyip Erdoğan.
Tarih bunu yazdı ve gelecek nesiller bunu okuyacak.



