1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. İran’a Saldırı: Diplomasi ve Askeri Stratejinin Çatışması

İran’a Saldırı: Diplomasi ve Askeri Stratejinin Çatışması

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İran ile ABD arasındaki müzakerelerde arabuluculuk yapan Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, Cuma günü Washington’da gerçekleştirdiği röportajda, “Barış ellerimizin içinde.” ifadelerini kullandı. Kırk sekiz saat önce Cenevre’de sona eren üçüncü tur müzakerelerde, Busaidi’nin “daha önce hiç ulaşılamamış” olarak nitelendirdiği bir kırılma noktası yaşandı; İran, zenginleştirilmiş uranyum stoku biriktirmeyeceğini taahhüt etti. Teknisyenler, Viyana’da bir araya gelmek için takvim ayarlamaya başladı. Diplomasi koridorlarında “yapıcı” ve “olumlu” kelimeleri öne çıkıyordu.

Ancak pek çok analistin öngördüğü gelişmeler, müzakerelerin en kritik anında gerçekleşti. İran rejimini sıkıştırmak amacıyla müzakere masasına gelen ABD ve İsrail uçakları, aynı saatlerde İran hava sahasına girdi. Donald Trump, Truth Social platformunda yayımladığı bir videoda saldırının başladığını duyurdu. Müzakere masası devrilmemişti; fakat masa, işlevini tamamladıktan sonra geride bırakılmıştı.

İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırısı, Trump’ın dış politikası açısından önemli bir gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi: Diplomasi masası, hem meşruiyet zemini oluşturmak hem de karşı tarafı son ana dek hareketsiz tutmak amacıyla kurulmuştu. Müzakere süreçleri, karşı tarafı beklemeye zorlayan, bölgesel ve uluslararası kamuoyunu hazırlayan, askeri eylemin meşruiyet zeminini önceden döşeyen bir ara istasyon işlevi görüyordu.

Saldırının anatomisi

Bu saldırıyı yalnızca vurulan hedeflerin teknik dökümü olarak değerlendirmek, durumu eksik anlamak demektir. Karşımızda basit bir askeri hedef listesi değil, üç katmanlı bir müdahale söz konusu. İlk katmanda doğrudan askeri kapasite hedef alınıyor. Nükleer tesisler, balistik füze altyapısı, deniz unsurları ve komuta zincirini ayakta tutan kritik düğüm noktaları saldırı altında. Amaç, yalnızca bu unsurları ortadan kaldırmak değil; İran’ın savaşma ve yeniden toparlanma kapasitesini de felce uğratmak.

İkinci aşamada hedef, rejimin yalnızca güvenlik aygıtı değil, siyasi omurgası. Hamaney’in çevresi, hükümet kompleksi ve Devrim Muhafızları’nın üst kademesi bu bağlamda kritik öneme sahip. Bu isimler, sadece karar verici figürler değil, rejimin sürekliliğini ve iç dengesini sağlamada önemli rol oynayan aktörler. Savunma Bakanı Amir Nasirzadeh ve Devrim Muhafızları komutanı Mohammad Pakpour’un kayıpları, rejim için varoluşsal bir tehdit oluşturuyor. Hamaney’in durumu ise belirsizliğini koruyor; Dışişleri Bakanı Araghchi “bildiği kadarıyla” hayatta olduğunu ifade ederken, İsrail kaynakları onun vurulduğunu öne sürüyor.

Üçüncü katmanda ise sembolik ve psikolojik hedefler bulunuyor. Trump’ın Devrim Muhafızları’na yönelik “silah bırakanlara dokunulmazlık” vaadi ve direnmeye devam edenlere yönelik ölüm tehdidi, saldırının yalnızca imha etmeyi değil, rejimi çözmeyi amaçladığını açıkça ortaya koyuyor. Bu noktada hedef, rejimin iç bağlılığı ve korku dengesi. Netanyahu’nun İran halkını “tiranın boyunduruğunu atmaya” çağırması da benzer bir stratejinin parçası. Amaç, rejimin içindeki hesapları değiştirmek ve işbirliğine açık bir grup ile pazarlık yapmaktır.

Bu formül, Trump açısından iç siyasi bir mantığa da sahip. Ocak 2026’daki Venezuela operasyonundan bu yana, Trump çevresinin askeri müdahaleler için kullandığı dil, ‘cerrahi müdahale’ üzerinden ilerliyor; önceki başkanların sonsuz savaşlardan ziyade daha sınırlı askeri operasyonları tercih ettiğine dikkat çekiliyor.

İran rejimi ne yapacak?

Trump’ın planları, elbette İran’ın muhtemel tepkileri ile değişebilir.

İlk aşamada İran rejiminin savaşı tırmandırması neredeyse kaçınılmaz görünüyor. İlk saatlerde İran, İsrail’e balistik füze saldırıları başlattı; aynı anda Körfez’de ABD askeri varlığının bulunduğu ülkelere atışlar yaptı ve Hürmüz Boğazı’nda gemilere geçişe izin verilmeyeceği uyarısında bulundu. İran, 2025’teki savaşta fırlatıcılarının yaklaşık üçte ikisini kaybetmesine rağmen hâlâ Ortadoğu’nun en büyük balistik füze stoğuna sahip. Bu tür durumlarda rejimler, ne kadar hasar aldıklarından çok, hâlâ ayakta olduklarını göstermek ister. Dolayısıyla ilk yanıt, daha fazla füze ve tırmanma şeklinde olacaktır.

Asıl karşılık ise ilk misilleme dalgası geçtikten sonra netleşecektir. Rejimin önünde iki yol var. İlk yol, dış saldırıyı içeride milliyetçi bir dayanışmaya dönüştürmeye çalışmak. İran yönetimi geçmişte de bu tür stratejilere başvurmuştu. Tahran, dış tehditler karşısında Saddam Hüseyin’in Irak’ına karşı verilen savaşın anılarını yeniden gündeme getirerek veya ABD ve İsrail’e karşı direniş ekseni oluşturarak toplumsal dayanışma sağlamayı başarmıştı.

Ancak günümüz İran’ı daha kırılgan bir durumda. Ülke, son aylarda İran Devrimi’nden bu yana en büyük iç direnişlerle karşılaştı. Güvenlik güçlerinin kanla bastırdığı protestolar sonucunda binlerce kişi hayatını kaybetti. Bu gösterilerde “Ne Gazze ne Lübnan, canım İran’a feda” sloganı, toplumun yalnızca ekonomik sıkıntılara karşı değil, rejimin bölgesel öncelikleri ile kendi gündelik yaşamları arasındaki kopuşa karşı bir itirazı yansıttığını gösteriyor. Bu nedenle, “savaş milliyetçiliği” rejime zaman kazandırabilir; ancak otomatik olarak bir toplumsal kenetlenme üretmesi garanti değildir.

İkinci yol, rejim içi manevralar ve ABD ile uzlaşma arayışıdır. Bu ihtimal, özellikle Hamaney’in öldürülmesi durumunda artış gösterebilir. Zira rejim, hem toplumsal tabanda hem de elitler düzeyinde meşruiyet kaybı ve artan kaygılarla karşı karşıya. Ancak burada dikkatli olmak gerekir; zira kaygı ile kopuş aynı şey değildir. Reuters’ın haberine göre, CIA’in saldırı öncesi değerlendirmesi, Hamaney öldürülse bile yerini daha sert Devrim Muhafızları unsurlarının alacağı yönünde. Bu durumda Hamaney’in ölümü otomatik olarak uzlaşma anlamına gelmeyecektir.

Orta vadede en belirleyici olan, rejimin iç bütünlüğü değil, savaşın süresinin uzayıp uzamayacağı olacaktır. Bu noktada Tahran, Trump’ın sınırlarını da görebiliyor. Trump, hızlı ve sınırlı askeri hamleleri siyasi olarak taşıyabilir; ancak uzayan bir savaş ve özellikle kara gücü ihtimali, kendi tabanında ciddi maliyetler doğurabilir. Bu yüzden İran rejimi, Washington’ın vurabileceğini, ancak kolayca işgal edemeyeceğini ve saldırının uzun sürmeyeceğini de hesaplıyor. Düşmanının zaman sınırı üzerinden hesap yapan rejim, daha sert bir şekilde kapanabilir.

Washington’ın en zayıf halkası

Washington’un bir diğer zayıf

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
İran’a Saldırı: Diplomasi ve Askeri Stratejinin Çatışması
+ -
Giriş Yap

İa Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.