İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Sözcü yazarı İpek Özbey‘e yaptığı açıklamalarda “Terörsüz Türkiye” sürecine dair görüşlerini paylaştı. Dervişoğlu, “Bu adımı anayasa değişikliği için ihtiyaç duydukları DEM desteği için attılar. İddia ile söylüyorum, ‘Terörsüz Türkiye’ sözü bir seçim sloganı” dedi.
Özbey, Dervişoğlu’nun değerlendirmelerini şu şekilde aktardı:
“Bu adımı anayasa değişikliği için ihtiyaç duydukları DEM desteği için attılar. İddia ile söylüyorum, ‘Terörsüz Türkiye’ sözü bir seçim sloganı. Niyetleri, Sayın Erdoğan’ın yeniden adaylığını güçlendirdikten sonra bu süreci göz ardı etmek. Bu süreçten Türkler kadar Kürtler de zarar görecek. Ancak o aşamaya bile gelmeden süreç sonuçlanacak. Sorumsuzca yürütülen bu süreç, devletin itibarını sarsmasının yanı sıra terör örgütü ve destekçilerini de cesaretlendirdi. Uyardık ama dinletemedik. Cumhura sorulduğunda ‘Öcalan serbest kalmayacak’ yanıtını veriyorlar. Ancak Türkiye’nin dört bir yanında ‘Öcalan’a özgürlük’ yürüyüşleri düzenleniyor. Güvenlik güçlerimize megafonlarla ‘Düşman’ deniliyor. Bugün ‘Ne istersek vereceksiniz’ şımarıklığı yaşanıyor. Bu mesele, Cumhuriyetimize, üniter yapımıza ve milli birliğimize karşı bir saldırı haline geldi. Dün bu yürüyüşler hakkında Cumhur koalisyonundan şikayetler yükseldi. ‘Süreç sabote ediliyor, bu ne cüret’ deniyor. Onları şımarttılar, şimdi ise şikayet ediyorlar. Bunu yapacakları belliydi. Bu sorunu göremeyenler çözebilir mi? İşte asıl mesele burada yatıyor.
– Lütfen siz söyleyin.
PKK ve teröristbaşı, bütün Kürtlerin temsilcisiymiş gibi davranıyorlar. Niyetleri budur, yoksa başka bir şey mi? Ancak attıkları adım bu algıyı yaratıyor. Bu durum, üniter yapımıza yerleştirilen son derece tehlikeli bir mayın niteliğindedir. Türkiye, 50 yıla yakın bir süredir terörle mücadele ediyor. Bu mücadelenin kahramanlarının hepsi Türkçe konuşanlar değil. Ana dili Kürtçe olan milyonlarca vatandaşımız da PKK ile mücadele etti. Devletine, ülkesine bağlı aşiretler, güvenlik korucuları ve gençlerimiz bu mücadelede büyük bedeller ödedi. Bu ihanet süreci, PKK’yı ve onun elebaşını tüm Kürtlerin temsilcisi konumuna yerleştiriyor. Bu en büyük yanlış. Bunu söylerken, PKK’ya karşı duran milyonlarca Kürt’ün hak ve hukukunu korumaya çalıştığımı belirtmek istiyorum.
– Grup toplantısında yaptığınız konuşmanın ardından, Ayşegül Doğan sizi etiketleyerek şu ifadeleri kullandı: “Siz milli hassasiyet tacirlerisiniz. Kan, savaş, ölüm sizin pusulanız. Savaştan beslenen zavallılarsınız. Barışın mümkün olduğunu gören korkaklarsınız.” Ne yanıt verirsiniz?
Bu meseleyi kişisel tartışmalar üzerinden ele almayacağım. Ancak şunu belirtmek isterim ki, asıl milli hassasiyet tacirliği, bu sürecin adını ‘Terörsüz Türkiye’ koyarak teröriste teslim olan Cumhur koalisyonunun yaptığıdır. 50 bin insanımızın kanına giren birine ‘kurucu önder’ diyerek zihinleri zehirleyenlerdir. Meclis’te ya da başka bir yerde, milletimiz adına gerçekleri haykıran İyi Parti’nin sesini kısmaya çalışanlar, karşılıklarını alacaklardır. Bunu hatırlattık ve canları yandı. Traji-komik olan ise, silah, bomba ve kan taşıyanlar, yıllardır o kanlı elleri savunanlar şimdi ‘barış güvercini’ rolünde. Terörün adını savaş koyup, yıllardır akıttıkları kandan utanmayanlar, kana doymayanlar, tövbe bile etmeden, bu işin mağduru olan milletimizin her bir ferdini kandan beslenmekle itham ediyorlar. Akan kanı, kanı akıtanlardan değil, kanı akıtan durdurmasını bekliyorlar. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Biz bu ülkede tek bir kişinin bile burnunun kanamasını istemiyoruz. Buna karşı çıkmamızın sebebi budur. Kanlı geçmişlerini barışın sebebi sayacak kadar şuursuz olanlarla ne ruhen ne de mantıken buluşmamız mümkün değildir. Biz Türk-Kürt ayrımı yapmayan, kardeşlik diyenleriz. Dolayısıyla aynı pencereden bakmamız da imkansızdır.”
Yazının tamamı için tıklayın.
Türk futbolunda başarı yok, harcama çok! | Yiğiter Uluğ ve Eray Özer’le Gazozuna başlıyor |
