DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda önemli açıklamalarda bulundu.
Hatimoğulları’nın konuşmasında dikkat çeken noktalar şöyle:
“Geçtiğimiz hafta Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Süleymaniye kentindeydik. Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesel Demokratik Kadın Koalisyonu, “Kadın Devrimi ile Demokratik Topluma Doğru” temasıyla bir kongre düzenledi. Bu kongreye 19 ülkeden kadın delegeler katılım sağladı.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki savaş ve çatışmaların kadınlar üzerindeki etkilerini ele aldığımız toplantıda, kadınların maruz kaldığı yoğun şiddeti, zorunlu göçü ve erkek egemen sistemin baskıcı yönlerini değerlendirirken, siyasal İslam’ın kadınların yaşamına ve topluma olan etkilerine dair tartışmalara da yer verdik.
Ezidi kadınların yaşadığı trajediler ve benzer acıları paylaşan Suriye’deki Arap Alevi kadınların durumları da gündemimizdeydi. Özgürlük arayan Afgan kadınlar, yüzlerini maskeyle örterek kongreye katıldılar; zira bu tür etkinliklere katıldıkları için Taliban’ın hedefi oluyor ve tutuklanıyorlardı. Maskeli Afgan kadınlar, Ortadoğu’da kadın olmanın acımasız gerçekliğini simgeliyordu.
Bu zorluklara rağmen, kadın devrimini gerçekleştiren Rojavalı kadınlar da etkinlikte yer aldı. Onlar, Ortadoğu’daki kadın gerçekliğini değiştirebileceklerin en görünür örneğini sergiledi.
Kadın özgürlüğü ve kurtuluşu için, bölgedeki barış ve demokratik toplum inşası adına başarılı tartışmalar yapılarak önemli kararlar alındı.
“Kadın, yaşam, özgürlük”, “Mara, heya, hırriyye”, “Jin, Jiyan, Azadî” sloganlarını haykıran tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrikalı kadınların selamını buradan ilettik.
Bu coğrafyada, tarihle yoğrulmuş acıların yıl dönümü yarın yaşanacak.
21 Mayıs 1864, bu topraklarda en büyük soykırımlardan birine tanıklık etti. Kadim Çerkes halkı, Kafkas Dağları’ndan zorla sürgün edilerek, yüz binlerce insan bu trajedide yaşamını yitirdi.
Uluslararası toplumun, bu büyük acıyla yüzleşmesi gerekmektedir.
Bugün burada bulunan Çerkes dostlarımızı bir kez daha selamlıyoruz. Hoş geldiniz, baş göz üstüne.
Sevgili Çerkes kardeşlerim, yaşadığınız acılar bizim acımızdır. Tüm halkların yaşadığı acılar, ortak acılarımızdır.
Mayıs ayı, kayıpların ayıdır. Bir yazarın dediği gibi: “Mayıs, ayların gülüdür. Taze bir çiçek dalıdır. İçerim ateş doludur.”
Şu an Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’ndayız.
Arjantin’de “Canlı olarak geri getirin”, İstanbul’un Cumartesi Meydanı’nda “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” ve dünyanın dört bir yanında yankılanan “Sevdiklerimiz nerede?” sloganları, evrensel adalet çağrısını simgeliyor.
Berfo Ana, oğlunun adını gururla haykırdı. Sakine Arat, evlat acısını taşırken barış için mücadele etti. Onlar, bizim vicdanımızdır.
Yalnızca kayıplarını değil, hakikati ve barışı da arayan bu anneler, bıraktıkları mücadele mirasıyla bizim için çok kıymetlidir.
Hakikat olmadan adalet gelişmez. Adalet olmadan barış mümkün değildir. Barış olmadan bu topraklar huzura kavuşamaz.
Unutmayalım ki: Hatırladığımız kadar güçlüyüz, unuttuğumuz kadar suçluyuz.
Bu hüzün haftasında kayıplarımızı saygıyla anıyor, Cumartesi Anneleri’nin tarihsel mücadelesini vurguluyorum.
Adalet yolundan asla geri dönmeyeceğiz. Barış, adalet ve demokrasi için, ne olursa olsun mücadele etmeye devam edeceğiz.
27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı Asrın Çağrısı, tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu çağrı, Türkiye’deki çatışmaların sona ermesi için eşsiz bir fırsat sunmuştur.
12 Mayıs’ta PKK’nın açıkladığı kongre kararıyla birlikte yeni bir dönem başlamış ve demokratikleşme yolunda önemli bir adım atılmıştır.
Hepimizin aklında bazı ortak sorular var:
Türkiye’de demokrasi nasıl gelişecek? Kürtlerin hakları nasıl tanınacak? Tüm kimlikler bu topraklarda nasıl eşit ve özgür bir şekilde yaşayacak?
Bu soruların yanıtı, ortak paydaları büyütmekte ve çözüm ile barışın kapısını açmakta gizli. Artık şiddet ve çatışmayı bahane ederek adım atmamaya dair herhangi bir engel tanımıyoruz. 86 milyon vatandaşın geleceği için somut ve cesur adımlar atılması bir zorunluluktur. Türkiye, klasik güvenlikçi yöntemlerden sıyrılarak, hukuki ve kültürel adımlarla yeni bir süreci inşa etmelidir.
Bugün barış ve demokrasi sürecine, hukuksuzluklar ve demokrasideki gerileme gölge düşürüyor.
Bir düşünün: İnsanlar tweet atarken “Acaba gözaltına alınır mıyım?” korkusu taşıyor. Seçtikleri belediye başkanları kayyım atanarak değiştirilirken, birçok belediye başkanı ve meclis üyesi cezaevinde.
Hukukun ve adaletin olmadığı bir yerde barışa ve demokrasiye inanç nasıl gelişir? Bu sorular, toplumu ciddi şekilde düşündürüyor. Duyduğumuz binlerce halk toplantısında, bu süreçle alakalı en çok sorulan soru bu: Bu yol nasıl alınacak?
Hukuk ve demokrasi, barış güvercininin iki kanadıdır. Güvercin ancak iki kanatla uçabilir.
Yarın Çağlayan Adliyesi’nde HDK ve Kent Uzlaşısı’ndan yargılanan arkadaşlarımızın duruşmaları gerçekleşecek. Halkların Demokratik Kongresi’nin ifadesiyle: “Kente ortak olmak da, HDK’li olmak da suç değildir.” Yargıya başvuruyor, yarın tahliye kararı çıkmasının önemini vurguluyoruz.
Örneğin, Kobanê Kumpas Davası’nda tutuklu olan arkadaşlarımız için gerekçeli kararlar hâlâ yazılmadı:
Zeynep Karaman, Dilek Yağlı, Pervin Oduncu, Ali Ürküt, Alp Altınörs, Bülent Parmaksız, Nazmi Gür, İsmail Şengül, Günay Kubilay, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş.
Onlar da adalet bekliyor. Bu vesileyle, hapishanelerdeki tüm siyasi mahpuslara selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.



